3 Temmuz 2009 Basın Özeti

Haftalık Economist dergisinde, "İrtica ile Mücadele Eylem Planı" tartışmaları ve askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan yasal düzenlemenin değerlendirildiği bir yazı yer alıyor.

Economist yazısının son satırlarında şu değerlendirmeler var:

"Türkiye'de darbeler dönemi geride kaldı mı? Bu sorunun hala sorulabiliyor olması, askeri müdahale riskinin küçük de olsa hala geçerli olduğunu gösteriyor. Kıdemli bir askeri gözlemci, 'Generaller kendilerini köşeye sıkışmış hissediyor ve bu da onları tehlikeli hale getiriyor' diyor."

"Bu da hükümetten bazı isimlerin, Anayasa Mahkemesi'nin yasayı iptal etmesi durumunda kendilerini neden rahatlamış hissedeceklerini açıklıyor."

Afganistan'da Taleban operasyonu

Afganistan'daki Amerikan güçlerinin ülkenin güneyindeki Taleban güçlerine karşı dün başlattığı kapsamlı harekat, İngiltere basınında geniş yer buluyor.

Birçok gazete, işgalin başından bu yana girişilenlerin en büyüğü olarak nitelediği harekatı, Taleban ile mücadelede bir dönüm noktası olarak görüyor.

Financial Times, Obama yönetiminin yeni yaklaşımını sergileyen harekatın amaçlarını şöyle sıralamış:

"Amerikan askerleri güneydeki Helmand eyaletine iki temel hedefle girdi. Birincisi, dün başlayan ilk aşamada, Taleban'ın Nava ve Garmşir gibi bölgelerdeki kalelerinden sürülmesi. Aynı zamanda, nüfus yoğunluğunun düşük olduğu eyaletin güney kesimlerine ciddi sayıda asker yığarak, militanların, ana ikmal merkezi konumundaki Pakistan ile bağlarını koparmayı hedefliyorlar."

"İkinci aşamada ise, Amerikan ordusu, ele geçirdiği bölgelerde tutunmaya ve halkın arasına karışmaya çalışacak."

"Kısa vadede hedef, Amerikan hakimiyetinin kurulduğu bölgelerde, Ağustos ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin huzur içinde geçmesini sağlamak. Uzun vadede ise, söz konusu bölgelerde, refahı sağlayacak projelerin hayata geçmesine olanak tanımak."

Financial Times konuyu başyazısında da ele almış ve Afganistan'daki harekatı bekleyen zorlukları sıralamış.

"Dün başlayan harekat sadece bir başlangıç ve önünde, aşması gereken büyük zorluklar var. Öncelikle Amerikan kamuoyunun, harekatın bu ilk aşamasında kayıplarda ciddi artış olacağını kabul etmeye ikna edilmesi gerekiyor. Taleban'ı sığınaklarından çıkarmak kanlı bir süreç olacak."

"Bu başarıldıktan sonra ise, Taleban militanlarının yol kenarına yerleştirdiği bombalar ve ihtihar eylemlerinden korunmaya gelecek sıra. Ancak en büyük zorluk, Afgan halkının, sağlanan ilerlemenin kalıcı olduğuna inandırılması."

"Burada iki nokta hayati önemde. Birincisi, bölgede görev yapacak Afgan askerlerin sayısının arttırılması gerekiyor. İkincisi ise, Amerikan yönetiminin hedefe bağlılığını ortaya koyması."

"Başkan Obama Afganistan'daki durumun bir yıl içinde gözle görülür biçimde iyileşmesini istediğini dile getiriyor. Ancak Afganistan'daki durumun değişmesi için bir yıldan daha fazla zamana ihtiyaç olduğu kesin."

"AB İngiltere'nin talebini reddetti"

Tahran'daki büyükelçilik çalışanlarının gözaltına alınmasının ardından Avrupa Birliği'ni göreve çağıran İngiltere, 27 ülkenin de Tahran'daki büyükelçilerini geçici olarak merkeze çağırmasını talep etmişti.

Times gazetesi Avrupa Birliği'nin yanıtını, "Avrupa Birliği İngiltere'yi reddetti, İran'a temkinli yaklaşmayı seçti" başlığıyla özetlemiş.

"Avrupa Birliği dönem başkanlığını Çarşamba günü devralan İsveç, Almanya ve İtalya'nın da etkisiyle daha yumuşak bir üslubu tercih etti. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Avrupa Birliği'nin İran'a, tüm büyükelçilik çalışanlarının serbest bırakılması çağrısı yaptığını ve bu çağrıya yanıt beklediğini hatırlattı. Büyükelçilerin geri çekilmesi için henüz erken olduğunu söyleyen Bildt, adım adım ilerlemek gerektiğini dile getirdi."

İsrail İran'ı vurur mu?

Times gazetesi dış politika yazarı Bronwen Maddox, İran'ın nükleer faaliyetleri konusunda bir süredir gündemde olan bir soruya yanıt veriyor bugün: "Amerika Birleşik Devletleri İran ile ilişkileri düzeltmeye uğraşırken, İsrail tek başına bir askeri harekata girişir mi?"

"Yanıt 'Hayır'. Öncelikle teknik engeller var. İran'ı vurmak için, İsrail uçaklarının Irak hava sahasını kullanması, ayrıca havada yakıt ikmali yapması gerekecek. Uçaklarına ek yakıt depoları bağlayarak bu iki engeli aşabilirler. Ancak istihbarat raporları, Amerika'nın İsrail'e söz konusu ekipmanı satmaya yanaşmadığını gösteriyor."

"İsrail bu engeli de bir şekilde aşar ve İran'a kendi başına saldırmaya kalkarsa, dünya Amerika'nın buna zımnen onay verdiğini varsayacaktır. Bu da Amerika'yı bölgesel bir savaşın içine çeker. İsrail'in bunu göze alması için, Amerika ile bağlarını paramparça edecek kadar gözü kararmış olması gerekir."

İngiltere'de domuz gribi

İngiltere Sağlık Bakanı Andy Burnham'ın, ülkede hızla yayılan domuz gribi ile ilgili açıklamalarına yer veren Independent, "Ağustos ayında günde 100 bin kişi domuz gribine yakalanacak" başlığını kullanmış.

"Domuz gribi o kadar hızlı yayılıyor ki, hükümet artık frenleyemiyor. Sağlık Bakanı, Ağustos ayında yeni vaka sayısının günde 100 bini bulabileceğini açıkladı. Şirketler, çalışanlarının beşte birinin hastalığa yakalanabileceği ihtimaline karşı uyarıldı."

"Ölümlerin artması da kaçınılmaz görünüyor. Şimdiye kadar görülen 7447 vakadan sadece üçü hayatını kaybetti. Ancak üçünün de başka sağlık sorunları vardı. Eğer ölümler şu andaki gibi 2500'de bir oranında seyrederse, Eylül ayında gelindiğinde günde 40 kişi domuz gribi nedeniyle hayatını kaybedebilir."

Tövbekarlar Yarışıyor

Guardian, yakında Türkiye'de Kanal T adlı televizyonda başlayacak yarışma programını ilk sayfasından duyuruyor. "Tövbekarlar Yarışıyor" adlı programın formatı şöyle: Bir imam, bir Ortodoks papazı, bir haham ve bir Budist rahip, 10 ateist yarışmacıyı, dini inançlarını benimsemeye ve ateizmden vazgeçirmeye çalışacak.

Guardian şu satırlara yer veriyor haberinde:

"İkna olanlar, yeni inançlarının kutsal kentlerine hacca gönderilerek ödüllendirilecek. Müslümanlar Mekke'ye, Hristiyanlar ve Yahudiler Kudüs'e , Budistler de Tibet'e. Programın yapımcıları amaçlarını, bir yandan dini inancı teşvik etmek, bir yandan da çoğunluğu Müslüman olan Türk toplumunu diğer dinler konusunda eğitmek olarak açıklıyor."

"Yarışmacıların gerçekten Tanrı'ya inanmıyor olması gerekiyor. Yarışmaya kabul edilmeden önce, gerçekten ateist olup olmadıklarına din adamlarından oluşan 8 kişilik bir jüri karar verecek."

"Eylül ayında başlayacak program, yorumcular ve din adamları tarafından, Tanrı'yı ve inancı küçük düşüreceği gerekçesiyle eleştiriliyor. Ayrıca bunun ateizme karşı hoşgörüsüzlüğü körükleyeceğini düşünenler de var."