7 Ağustos 2009 Basın Özeti

Guardian'ın yorum sayfalarında Oxford Üniversitesi İslam Araştırmaları Enstitüsü'nden Tarık Ramadan'ın, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği üzerine kaleme aldığı makale dikkat çekiyor.

Ramadan, "Türkiye Avrupa'nın bir parçasıdır. Türkiye'yi Avrupa Birliği'nden uzak tutan da korkudur" başlıklı yazısında, Türkiye'nin Avrupa'nın bir parçası olmadığı tezlerine şu satırlarla karşı çıkıyor: "Osmanlı İmparatorluğu dört yüzyıldan fazla kıtanın stratejik ve siyasi geleceğini paylaşıp, şekillendirdi. 19'uncu yüzyılın sonu ve 20'inci yüzyılın başında 'Avrupa'nın hasta adamı' oldu.

"Bugün bile Türkiye'nin tarihi ve ekonomik etkisi önemli düzeyde. Hiç kimse ideolojik ve siyasi nedenlerle Avrupa'nın sınırlarının yeniden çizilmesi girişimlerine kanacak gibi gözükmüyor. Aynı kriterleri mevcut üyelere uygulasaydık, Kıbrıs Avrupa'nın bir parçası olamazdı.

"Bu tür yapay ayrımlar, tarihi ve milli kökenlerin, hatıraların ve kültürlerin uzun süredir buluşup karıştığı Avrupa toplumunun kendi gerçeklerini görmezden geliyor."

'Türkiye görmezden gelinemez'

Ramadan, Avrupalı liderlerin kültür ve din sorunlarına takılıp kalmak yerine, geleceğe bakan bir stratejik vizyon geliştirmesi gerektiğini söylüyor.

Ramadan ayrıca, İran, Suriye ve Orta Asya ülkeleriyle yakın ilişkileri olan Türkiye'nin görmezden gelinemeyeceğini vurguluyor.

Bazı uzmanların, AB belgelerinde kıtanın gelecek 20 yıl içinde 15 milyon işçiye ihtiyaç duyacağını söylediğini vurgulayan yazar, Türkiye'nin insan kaynaklarıyla da güçlü bir müttefik olabileceğini belirtiyor.

'İslam korkusu aşılmalı'

Ramadan şöyle devam ediyor:

"Avrupa ülkelerinin İslam korkusunu aşmasının ve Türkiye'nin AB üyeliğini kültürel bir savaş alanına dönüştürmeyi bırakmasının zamanı geldi. Üyeliğin tek kriteri Kophenag kriterleri olmalı. Avrupa Birliği Komisyonu'nun 2004'teki raporu da, Türkiye'nin bu kriterleri karşılamaya çok yakın olduğunu söylüyordu.

"Avrupalı liderler, seçmenlerinin kısa vadeli dini ve kültürel korkularını gidermek için ülkelerinin uzun vadeli sosyoekonomik ihtiyaçlarını görmezden gelmeye hazır. Milyonlarca Müslüman erkek ve kadın halihazırda zaten Avrupalı. Türkiye'nin AB üyeliği de yeni bir durum olmayacak ve herhangi bir tehlike arz etmeyecek." Ramadan yazısına, "Türkiye'yi AB'ye almak, Avrupa'nın uygulamada sık sık ihlal ettiği kendi prensipleriyle barışmak zorunda kalması anlamına gelecektir." diyerek son veriyor.

'Dost yok, ortak var'

Financial Times'ta da Ed Crooks imzalı bir yazıda dün Rusya Başbakanı Vladimir Putin'in Türkiye'de imzaladığı enerji anlaşmaları yorumlanıyor.

"Boru hattı reel politiğinde dostlar yok, ortaklar var" başlıklı yazıda dikkat çeken satırlar şöyle: "Daha geçen ay, Asya'dan Avrupa'ya doğal gaz getirilmesini öngören ve Rusya'nın Güney Akım projesine rakip olarak görülen 3 bin 300 kilometrelik Nabucco Projesi'ne Türkiye nihayet imza attığında Avrupa Birliği'nde sevinç yaşandı. Putin ve Erdoğan'ın dün vardığı anlaşma, bu sevinçle alay ediyor gibi görünebilir.

"Aslında bu, hayati çıkarlar söz konusuysa dostların değil, sadece ortakların olduğunu doğruluyordu. Türkiye'nin ve diğer bölge ülkelerinin tutumları, bazıları tarafından Rus nüfuzunun tehditkar yayılışına kanıt olarak görülebilir. Ancak bu ülkeler, seçeneklerini açık tutmak istedikleri için suçlanamazlar.

"Eğer Avrupa gerçekten Rusya'nın etkisinden kurtulmak istiyorsa, doğal gaz alışkanlığından kurtulmalı. Ama bunun için gidilecek daha çok yolu var."

'Her iki taraf da kaybetti'

Gürcistan ve Rusya arasında geçen yaz yaşanan savaşın yıldönümünde İngiltere basını, bu konuyla ilgili pekçok yorum ve analize yer veriyor.

Times da konuya eğilen gazetelerden biri.

Gazete başyazılarından birinde savaşı aslında her iki tarafın da kaybettiği görüşünü savunuyor: "Aslında savaş her iki ülke için de bir felaket oldu. Rusya zorba ve saldırgan imajından kurtulmasının zor olacağını gördü. Sovyetler Birliği'nin parçalanmasından geriye kalan Dağlık Karabağ, Transdinyester gibi 'dondurulmuş sorunlar'ın çözümü, Moskova'ya duyulan güvensizliğin de etkisiyle her zamankinden daha uzak.

"Gürcistan içinse Cumhurbaşkanı Saakaşvili'nin öfke dolu saflığının bedeli ağır oldu. Siyasi muhalifleri Saakaşvili'nin liderliğine meydan okudu. İnsan haklarını ihlal ve seçimlerde usulsüzlükle suçlandı. Ülkenin yeniden inşa faturası 1 milyar dolar civarında. Güney Osetya'yı geri kazanmak ve NATO üyeliği de artık kaybedilmiş davalar."

'Özgürlük ve refahla kazanacağız'

Ancak Guardian için bir yazı kaleme alan Gürcistan lideri Mihail Saakaşvili, Rusya destekli ayrılıkçı cumhuriyetler Güney Osetya ve Abhazya'yı güç kullanarak değil, demokrasi ve refahla geri alacaklarını savunuyor: "20 yıl önce Batı'daki özgürlük ve refahın çekiciliği Berlin Duvarı'nı yıkmıştı. Gürcistan'ın ortaya koyacağı özgürlük ve refah örneğinin, sonunda ülkemizin tam egemenliğini sağlayacağına ve Rus işgalinin ortaya çıkardığı yanlışları düzelteceğine inanıyoruz. İngiltere ve diğer ülkelerdeki dostlarımızın müteşekkir olduğumuz desteğiyle Gürcistan gelişmeye devam edecek ve bölgede örnek olacak."

Batı'ya suçlamalar

Guardian, Mihail Saakaşvili'nin yazdığı makalenin hemen yanında, Abhazya ve Güney Osetya liderleri Sergey Bagapş ve Eduard Kokotiy'nin ortaklaşa kaleme aldığı yazıya da yer veriyor.

Dikkat çeken satırlar şöyle: "Biz, halklarımızın yüzyıllardır istediği gibi özgür ve bağımsız ülkeleriz. Bir daha asla Gürcistan'ın parçası olmayacağız. Çocuklarımızı, Amerikan silahlarına sahip pervasız bir liderden her bir gün çekinmeden yetiştirmek istiyoruz.

"Ancak Batı, ABD'nin silahlandırıp eğittiği Gürcistan ordusunun yaptığı zulümle ilgili gerçekleri talep etmek ve hesap sormak yerine, komşumuzu yeniden silahlandırıyor ve aynı cüretkar lidere milyarlarca dolar yardım taahüt ediyor."

Karzai'nin gizli anlaşması

Independent manşet haberinde, Afganistan'da seçimlere iki haftadan az bir süre kala Cumhurbaşkanı Hamid Karzai'nin yeniden seçilmek için rakiplerinden biriyle gizli bir anlaşma yapmaya çalıştığını duyuruyor.

Gazeteye göre Peştu kökenli Karzai, özellikle Taciklerin destek verdiği başlıca rakibi Abdullah Abdullah'a karşı tartışmasız bir zafer kazanabilmek için yine kendisi gibi Peştu kökenli cumhurbaşkanlığı adayı Eşref Gani'yle gizli bir anlaşma yapmak istiyor.

Karzai'nin, desteği karşılığında Gani'ye başbakanlığa benzer yeni bir görev önereceği kaydediliyor.

Karzai'nin başa baş sona erebilecek bir seçim sonrası ülkenin etnik bir iç savaşa sürüklenmemesi için bu yola gittiği belirtiliyor.

Cunta'nın yasakladığı şarkılar

Guardian, 1976-82 yıllarında Arjantin'i yöneten askeri cuntanın yasakladığı şarkılar listesinin kamuoyuna açıklandığını duyuruyor.

Binlerce kişiyi öldürüp, kaybeden cuntanın yasakladığı şarkıların çoğu İspanyol ve Latin Amerikalı solcu sanatçılara ait.

Ancak John Lennon, Eric Clapton, Pink Floyd, Queen ve Rod Stewart da cuntanın sansüründen kurtulamamış. Örneğin Pink Floyd'un çocukların eğitim sistemine isyanını anlatan efsane şarkısı "Another Brick in The Wall" da sansür listesinde.

Ancak habere göre listeyi hazırlayanlar Pink Floyd grubunun adını da "Pik Floyd" diye yanlış yazmış.