17 Ağustos 2009 Basın Özeti

Guardian başyazısında, Afganistan'da, hükümetin çizdiğinden tamamen farklı bir manzaranın hakim olduğunu savunuyor:

"Nihai hedefimiz, Taliban'ı Afganistan'dan sürmek mi? Savunma Bakanı Bob Ainsworth dün Panter Pençesi operasyonun 80 bin Afganı Taliban'ın zulmünden kurtardığını söyledi. Ama bunu destekleyecek hiçbir güvenilir kanıt yok. Gazetecilerin tanıklıkları, bambaşka bir tabloya işaret ediyor. Taliban, aynı aşiret mensubu yerel halkın desteğiyle çok rahat hareket ediyor, küçük gruplar halinde saldırı düzenliyor, gece çekiliyor."

"Taliban komutanı Celaleddin Hakkani'nin emrindeki savaşçılar, istedikleri gibi mayın döşeyip, bombalı ya da silahlı saldırı düzenleyebildiklerini, yabancı asker sayısı ne kadar çok olursa hedeflerinin de o kadar çok olduğunu söylüyor. Laşkargah'taki Amerikan paraşüt birliğiyle haftalar geçiren foto muhabirimiz, bu süre içinde sadece bir tek düşman cesediyle karşılaştı. Taliban'ın muhtemelen kendilerine yemek yapması için tuttuğu 15 yaşındaki bir kız çocuğunun cesedini."

"Teoride, askeri açıdan hedefin, Afgan devletinin yeni filizlenen kurumlarının yani ordu, polis ve yargının dolduracağı bir alan yaratmak olduğu söyleniyor. Ama teorinin pratiğe dönüştüğüne dair hiçbir işaret yok. Afgan polisi hala, Amerikan ve İngiliz birliklerinin militanlardan arındırdığı Helmand köylerine gitmekte gönülsüz. Zaten aradan geçen sekiz yıla rağmen kimin düşman olduğu ve bunların yerel halktan nasıl ayrılacağına dair bir fikrimiz yok."

Gazete, bundan sonrası için de karamsar bir tablo çiziyor:

"Afganistan'da verilen kayıpların sayısı arttıkça ve kamuoyunun sabrı azaldıkça, koalisyon güçleri, ulus inşası hedeflerini küçültmeye başlayacak. Eğer hala bu hedeflere bağlılarsa, Taliban'ı püskürtmek kadar yolsuzlukla mücadele de hayati önem taşıyor. Sonunda iki hedefe de ulaşılamayacak. Güneyin büyük bölümü şu anda savaştığımız güçlerin eline geçecek."

'Bu kadar fedakarlıkla ne kazandık'

Daily Telegraph gazetesi de başsayfasını tamamen Afganistan'da ölen İngiliz askerlerinin fotoğraflarına ayırmış.

Gazete, hafta sonu beş askerin daha ölmesiyle, İngiltere'nin kayıplarının sayısının 200'ü geçtiğini aktarıyor.

Daily Telegraph, başyazısında "Bu kadar fedakarlıkla ne kazandık?" diye soruyor:

"200'üncü askerin ölümü trajik bir dönüm noktası. Bu, birliklerimizin zorlu hedefleri dikkate alınınca da kaçınılmaz olan bir şey. Ama bu noktaya, Savunma Bakanlığı, askerlerimize yeterli teçhizatı sağlamadığı için normalden daha erken mi vardık sorusuna da cevap verilmesi gerekiyor. Uzun bir zamandır, gerçek yeniden inşa nutuklarıyla perdelendi."

"Taliban şimdi Vietkong'unkine benzer bir sebat gösteriyor. O zaman Afganistan'da kalmaya neden devam ediyoruz. Başbakan ulusal güvenliğimizin Afgan teröristlerin yenilgiye uğratılmasına bağlı olduğunu söylüyor. Başbakan halka bunu izah etmeli. Yoksa arkasında kamuoyu desteği bulamayacak."

Times gazetesi de İngiliz askerlerin liberal Batı demokrasilerinden daha farklı değerleri olan bir Afgan hükümeti için hayatlarını feda ettiklerini yazıyor ve Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin bu hafta yapılacak seçimlerde azınlıktaki Şiilerin oyunu alabilmek için erkeklerin karılarına tecavüz etmesine göz yuman yasal düzenlemeye onay verdiğini yazıyor.

Gazeteye göre, 27 Temmuz'da sessiz sedasız yürürlüğe giren düzenlemeyle Şii ailelerde, kocalar, kendileriyle cinsel ilişkiye girmeyi reddeden karılarını aç bırakabilecek. Kadınlar çalışabilmek için eşlerinden izin almak zorunda olacak. Yeni düzenlemeyle babalar ve büyükbabalara çocukların velayeti konusunda özel haklar tanınıyor.

'Mandelson, Kaddafi'nin oğluyla görüştü'

Financial Times gazetesi, özel haberinde 1988'de bir Amerikan uçağına bomba yerleştirmek suçundan İskoçya'da hapis yatan Libyalı eski ajan Abdülabaset Ali el-Megrahi'nin af kararıyla ilgili ilginç bir ayrıntıya yer veriyor.

"İş dünyasından sorumlu Devlet Bakanı Peter Mandelson, prostat kanseri olan ve durumunun ağırlaştığı bildirilen Megrahi'nin af kararından bir hafta önce Libya lideri Mumammer Kaddafi'nin halefi olarak görülen, oğlu Seyf el-İslam Kaddafi'yle Yunanistan'ın Korfu adasında bir araya geldi. Mandelson sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada, Kaddafi'yle ayaküstü görüştüklerini, Megrahi'nin durumundan da bahsettiklerini ancak af kararında dahli olmadığını savundu. İngiliz Bakan, Megrahi'nin affedileceğini BBC'den duyduğunu savundu."

Financial Times, Libya-İngiltere ilişkilerinin potansiyeline gönderme yaparak hükümetin affın siyasi olmadığı mesajını vermeye çalıştığını yazıyor:

"2003'te Libya, kitle imha silahları programını tasfiye ederken Amerikan uçağının İskoçya'nın Lockerbie kasabası üzerinde düşürülmesinden sorumlu tutulan kişilerin yargılanmasına izin verdi. Kaddafi yönetimi, saldırının 270 kurbanı için 1 milyar 800 milyon dolar tazminat ödemeye razı oldu. Libya zengin petrol ve maden kaynakları İngiliz petrol şirketleri dahil, uluslararası yatırımcıların ilgi odağı haline geldi."

"İngiltere'nin Libya Büyükelçisi Vincent Fean, Libya'nın yeniden uluslararası sistemin bir parçası haline geldiğini söylüyor. Ancak görüşme haberi, Mandelson'un zengin ve güçlü şahsiyetlere yakınlığı ve tartışma yaratma yeteneğiyle ilgili yeni soru işaretleri doğurabilir. Seyf Kaddafi, geçen yıl BBC'ye mülakatında kurban yakınlarını 'obur davranmak' ve 'çocuklarının kanından para kazanmaya çalışmakla' suçlamıştı.

Guardian'ın manşet haberinde hükümetin domuz gribi ilacıyla ilgili olarak uzmanların yaptığı uyarı dikkate almadığı belirtiliyor.

Habere göre, hükümet, Tamiflu adlı ilacın yaygın olarak kullanılmasına gerek olmadığını söyleyen ve sadece parasetamol öneren uzmanların tavsiyesine uymadı. Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan bir komisyon, herkese Tamiflu verilmesinin grip virüsünün ilaca karşı bağışıklık kazanması ihtimali nedeniyle yarardan çok zarar getireceğini belirtmişti. Ancak hükümet devletin elinde milyonlarca doz ilaç varken kullandırılmamasını halka izah edemeyeceği korkusuyla Tamiflu dağıtım programında değişikliğe gitmedi.

İlgili haberler