23 Eylül 2009 Basın Özeti

İngiliz gazeteleri

Gazetelerde bu sabah yine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu odaklı bir konu var ilk sayfalarda. Independent, İngiltere Başbakanı Gordon Brown'ın yarın BM Güvenlik Konseyi'nde yapacağı konuşmada, Barack Obama'nın nükleer silahların olmadığı bir dünya vizyonuna desteğini açıklayacağını ''BM, 'atom bombasını yasaklayacağız' diyor'' manşetiyle duyuruyor okurlarına. Konsey toplantısına Obama başkanlık edecek. İngiltere'nin Obama'nın vizyonuna, nükleer füze programı Trident'i küçülterek katkıda bulunacağını Brown'ın sözlerine atfen aktaran gazeteye göre, güvenlik konseyinde ele alınması beklenen tasarının taslağında, ''daha güvenli ve nükleer silahların bulunmadığı bir dünya için koşulların yaratılması''ndan söz ediliyor.

Guardian'ın manşetinde de Çin Devlet Başkanı Hu Jintao'nun dün genel kurulda yaptığı konuşmanın ''küresel iklim anlaşmasına varılacağı umutlarını arttırdığı'' kaydediliyor. Atmosfere sera etkisi yaratan gazların salımında ön sıralarda yer alan Çin'in lideri, ''ülkesinin karbon emisyonunda farkedilebilir kesintilere gideceğini söyledi ama kesin hedefler önermedi'' diyor Guardian.

'Obama'nın barış planına darbe'

BM genel merkezinde yaşanan gelişmelere ilişkin gazetelerin birinci sayfalarında gözlenen iyimser hava, iç sayfalara geçildiğinde biraz karamsarlığa bürünüyor. Konu Orta Doğu. ABD Başkanı Obama dün İsrail ve Filistin liderleri Netanyahu ve Abbas'ı New York'ta biraraya getirmişti. Guardian'ın iki tam sayfa ayırdığı haberin ortasında Netanyahu ve Abbas'ın el sıkışırken fotoğrafları var. İki lideri el sıkışırken izleyen de Amerikan Başkanı Obama.

Ama her üç liderin de yüz hatları gergin. Guardian, ''Gönülsüz bir tokalaşma - Orta Doğu planı sendelerken; bir anlaşma yok'' başlığını kullanmış. Gazeteye göre, anlaşmaya varılamamasının nedeni Netanyahu'nun yerleşim merkezleri inşaasının dondurulmasını kabul etmemesi. Abbas da, yerleşim merkezi inşaası durmadıkça barış görüşmelerine başlamamakta kararlı. ''Gelinen nokta Obama'nın barış planına bir darbe'' diyor Guardian. Orta Doğu'da da bir karamsarlık hakim. Guardian, Mısır'da yayımlanan el Ahram gazetesinden bir alıntıyla, ''sürecin Obama açısından yalnızca İsrail Filistin meselesine değil, bölgenin geneline ilişkin etkileri''' olacağına dikkat çekiyor. Guardian'ın alıntıladığı El Ahram'a göre,''bu toplantı yalnızca Orta Doğu barış sürecinin geleceğini değil, Obama'nın yeni bir ilişki vaadettiği bölgedeki ve İslam coğrafyasındaki güvenlirliğini de etkileyecek.''

Cameron Thatcherizm'le mesafe arayışında

Financial Times'ın iç sayfalarında, İngiltere'de gelecek yıl yapılacak seçimleri kazanma olasılığı yüksek görülen muhafazakarın lideri David Cameron'un ''devleti küçültme, kamu harcamalarında kesintiye gitme'' planlarını yaşama geçirirken, çatışmacı olmayacağı mesajı vermeye çalıştığına dikkat çekiliyor. Bu, Cameron'ın partinin 1980'lerdeki lideri Margaret Thatcher'in üslubuyla arasına mesafe koymaya çalışması olarak görülüyor. Financial Times, Cameron'un bu tavrının sendikaların taleplerine daha saldırgan bir karşılık vermesini bekleyecek partinin sağ kanadını memnun etmeyeceğini belirtiyor. Ancak haberin içindeki bir ayrıntı, Cameron'ın bu kanadı da mesajlarında dikkate aldığını ortaya koyuyor. ''Kamu harcamalarının arttırılması taleplerini yineleyen sendikaları ülkenin karşı karşıya kaldığı sorunlar konusunda gerçekçi olmamakla'' suçluyor muhafazakarların lideri.

Göç sorununa stratejik ve ahlaki yaklaşım çağrısı

Dün Fransa'nın İngiltere'ye girmeye çalışan kaçak göçmenlerin yaşadığı Calais kentindeki kampa düzenlediği baskın bu sabah bütün gazetelerin haber sayfalarında yer alıyor. Daily Telegraph, gözü yaşlı bir göçmenin fotoğrafı eşliğindeki habere ''umutsuzluk dalgası daha yeni başladı'' başlığını atmış. Calais'deki kamptaki çaresizlik görüntülerinin İngiltere'nin göç sorununa ''acımasız bir ışık tuttuğuna'' dikkat çeken Daily Telegraph, yetersiz politikalar ve Avrupa Birliği'nin etkin bir şekilde kontrol edilmeyen sınırlarının ''sorunun daha da kötüleşebileceği'' anlamına geldiğini söylüyor. Independent de, yaşam koşulları uygun olmayan kampı zorla tahliye etmenin sorunun çözümünde güvenilir bir yol olamayacağını belirterek, Avrupa Birliği'ne ''daha düşünceli bir stratejik yaklaşım belirleyin'' çağrısında bulunuyor: ''Öncelikle politikacılar, göçmenlerin terkettikleri yerlere baktıklarında, bunların Afganistan, Sudan ve Irak gibi sorunlu ülkeler olduğunu görecektir. Dolayısıyla bu ülkelerin istikrarlaştırılması için adımlar atılmalı. İkincisi, liderlerimiz göçmen akınını kontrol etmenin ellerinde olduğu fantezisini de bir kenara bırakmalı.'' ''İnsanlar, bütün risklere ve zorluklarına karşın yoksulluk ve baskılardan kaçmak isteyeceklerdir. Ayrıca modern ulaşım sistemi ve Avrupa'nın açık sınırları, bu akını engellemeyi de imkansız kılmaktadır. Amaç, kaçınılmaz olan bu insan akınına ilişkin sorunları mümkün olan en adil ve insani şekilde ele almak olmalı.'' ''Çaresiz insanların yaşadığı derme çatma kampları yıkmak ya da gelmeye çalıştıkları tekneleri geri çevirmek bir politika değil, olsa olsa yerlerini değiştirmek ve ahlaki iflastır.''

İlgili haberler