25 Eylül 2009 Basın Özeti

İngiliz gazeteleri

Independent gazetesinin manşetinde Afganistan'daki savaşın gidişatını sert şekilde eleştiren bir generalin İngiliz ordusundaki görevinden istifa ettiğine ilişkin bir haber var. Afganistan'daki görev süresinin dolması ardından ülkeye geri dönen general Andrew Mackay'ın ''hükümetin askerlere verdiği desteği yetersiz bulduğu'' ve yine hükümetin Afganistan politikasının net olmamasından da yakındığı bildiriliyor. ''Ordunun geleceği parlak olarak görülen generallerindendi'' diyor Independent Mackay için ve generalin Afganistan'da Musa Kale kasabasının Taliban güçlerinden geri alındığı operasyon sırasında Afgan, Amerikan ve İngiliz güçlerine komutanlık yaptığını aktarıyor.

Masraf listesi neden sızdı?

Daily Telegraph ise, yaz aylarında İngiltere siyasetini sarsan ''milletvekillerinin masraf listesi skandalı''nın basına sızmasında, hükümetin Afganistan'da savaşan askerlere yeterli teçhizat sağlamamasının etkili olduğuna ilişkin bir haberi manşetine çıkarmış. Başbakan Gordon Brown'ın ''son 20 yılın en büyük parlamento skandalı'' olarak nitelediği olayı ortaya koyan belgeler Daily Telegraph'ta haftalarca tefrika edilmişti. Gazete şimdi, belgeyi sızdıran kişinin aktarımıyla atlatma haberin öyküsünün ayrıntılandırıldığı bir kitabın yayımlandığını, bu kitapta da belgelerin sızdırılmasının arka planında yaşananların yer aldığını yazıyor. İddiaya göre, yüzbinlerce sayfayı bulan belgeleri işlemekle görevli kişiler arasında askerler de bulunuyordu. Bu askerler silah arkadaşları bütçe darlığı nedeniyle yetersiz teçhizat ve malzemeyle savaşırken, milletvekillerinin en küçük harcamalarını bile, üstelik bazılarını yasalara aykırı bir şekilde devlete fatura ettiklerini görünce öfkeye kapıldı. Sonunda da bu bölümde çalışanlardan bir kişi belgeleri Daily Telegraph'a sızdırınca skandal patladı.

G-20 zirvesi öncesi IMF anlaşmazlığı

Financial Times'ın manşetinde ise, Amerika Birleşik Devletleri ile Fransa ve İngiltere'nin Uluslararası Para Fonu'nun yönetim şeklinin yeniden yapılandırılması konusundaki anlaşmazlıklarının G-20 zirvesini gölgeleme riski bulunduğuna ilişkin bir haber var. Habere göre, Washington yönetimi, Fon'un icra kurulundaki 24 üye sayısını 20'ye düşürmeyi planlıyor. Bu da Avrupa'nın daha az üyeyle temsil edilmesi demek. Amerika'nın planı, böylece Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelere Fon yönetiminde daha fazla söz hakkı vermek amacında. İngiltere ve Fransa, gelişmiş ülkelerin IMF'de daha fazla etkin olmasından yana; ama bunun maliyetinin kendilerine çıkarılmasına tepkili.

'BBC'ye muhafazakar muhabir alın'

Guardian gazetesinin birinci sayfasındaki haber ise, gelecek yıl yapılacak seçimleri kazanma şansları yüksek görülen muhafazakarların BBC'ye ''muhabir kadronuza daha fazla muhafakazar katın'' önerisi yaptığını aktarıyor okurlarına. Muhafazakarların gölge kültür bakanı Jeremy Hunt, ''keşke haber ekiplerine muhafazakar kadroları eklemek için çaba gösterseler. Çünkü kendileri de, sorunlarının kurumda çalışmak isteyenlerin solcu olmasından kaynaklandığını söylüyor'' diye konuşmuş. Guardian'ın haberine göre, Hunt burada BBC editörlerinden Andrew Marr'ın 2007 yılında ''BBC'nin doğasında liberalliğin bulunduğu'' sözlerine atıf yapıyor. Ancak, ''bu ifadelerle siyasi parti yandaşlığı bağlamında bir taraflılıktan değil, kültürel bir olgudan bahsettiğinin'' altını çiziyor Marr. Guardian, BBC'nin 1980'lerde Margaret Thatcher döneminden bu yana BBC'yi liberal ve merkez sol eğilime sahip olmakla suçladığını anımsatıyor. Guardian, haberinde ayrıca, ''BBC'de muhafazakar olduğunu söyleyen en az bir üst düzey yetkili var'' diyor ve Radyo 4'ün, yöneticilerinden siyasi eğilimini geçen ağustos ayında açıkladığını anımsatıyor.

Doğan grubuna vergi cezası ve yeni medya mülkiyeti

Financial Times'ın birinci sayfasında ise Türkiye'de medya hükümet ilişkilerine ilişkin bir haber analiz dikkat çekiyor. Haberde, Maliye Bakanlığı'nın ülkenin en büyük medya grubuna verdiği para cezasının yarattığı tartışma irdeleniyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanlığı'ndan bu yana medyayla ilişkilerinin pek de yumuşak olmadığına dikkat çeken gazete, ''ama Doğan grubuyla arasında yaşanan son çatışmanın kişisel bir kan davasının ötesine geçtiğini'' vurguluyor. Gruba kesilen 2.5 milyar dolarlık vergi cezasının iş çevrelerini şok ettiğini, Avrupa Birliği'nin basın özgürlüğü kaygılarını arttırdığını, Doğan grubunun düşmanlarını ise memnun ettiğini kaydeden Financial Times, şöyle devam ediyor: ''Erdoğan, yayın organları, hükümetini laik düzene tehdit olarak gösteren, yolsuzluk skandallarını yoğun bir şekilde aktaran ve ordunun Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olmasını engelleme girişimine pek de şiddetli bir şekilde karşı çıkmayan Aydın Doğan'a yönelik sıkça sert çıkışlar yaptı. Ancak, son para cezasının siyasi amaçlı olmadığında ısrarcı.'' ''Erdoğan hükümeti döneminde Türkiye'de geleneksel işadamı sınıfına rakip olarak daha muhafazakar girişimcilerin ortaya çıktığı''nı kaydeden Financial Times, ''medya mülkiyeti de yeni zenginliği yansıtıyor'' diyerek; Sabah gazetesinin kamu bankalarından sağlanan kredilerin yardımıyla Erdoğan'ın damadının yöneticisi olduğu şirkete satılmasını örnek olarak gösteriyor. Financial Times, haberinin sonunda da, Doğan'ın, gelişmelerden rahatsızlık duyan Alman yayıncı ortağının uygulamanın kınanması için Avrupa Birliği nezdinde lobi yaptığını, Petrol Ofisi'ndeki ortağı Avusturyalı şirketin ise, daha basit bir çözüm arayışında olduğunu yazıyor: ''Doğan grubunu satın almak.''

İlgili haberler