27 Ekim 2009 Basın Özeti

İngiliz gazetelerinin bugün ortaklaşa geniş yer verdiği konulardan biri eski Başbakan Tony Blair'ın adının Lizbon Anlaşması'nın kabulüyle ortaya çıkacak Avrupa Konseyi Başkanlığı görevi için geçmesi.

Guardian'ın manşetinde Blair'a bu görev için mücadele etmesi, aksi takdirde şansını kaybedebileceği uyarısı yapıldığı belirtiliyor. Gazete, Başbakan Gordon Brown'ın Blair adına Avrupa'da gizlice lobi yapması için iki üst düzey yetkiliyi görevlendirdiğini kaydediyor. Ancak Guardian'ın konuştuğu üst düzey hükümet kaynakları, çekingen davranan Blair'ın aktif bir kampanya yürütmemesi halinde şansını kaybedeceği uyarısında bulunuyor.

Blair'in çekingen tutumu

Blair'ın bu çekingenliğinin nedeninin de eski Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt'ın akibetine uğramaktan korkması olduğu belirtiliyor. Verhofstadt'ın, 2004'te Avrupa Birliği Komisyonu Başkanlığı görevine gelmesini Blair'ın vetosu engellemişti. Haberde görüşlerine yer verilen Blair'ın bir arkadaşı da, "Tony, kendisini Verhofstadt gibi küçük düşeceği bir duruma sokmayacaktır" diyor. Independent da manşetini Dışişleri Bakanı David Miliband'in, Avrupa Birliği'ni uyardığı konuşmasına ayırmış. Miliband, 27 Avrupa Birliği üyesi ü lke görüş ayrılıklarını bir yana bırakıp, güçlü bir ortak dış politika ortaya koymazsa, hem birliğin hem de İngiltere'nin Amerika Birleşik Devletleri ve Çin karşısında önemini kaybedeceğini söylüyor.

'Miliband'in iş başvurusu'

Bunun, bir İngiliz Dışişleri Bakanı'nın yaptığı en Avrupa Birliği yanlısı konuşma olduğunu söyleyen gazete, 'Acaba bu konuşma bir iş başvurusu muydu?' diye de soruyor. Miliband, yine Lizbon Anlaşması'nın yürürlüge girmesiye ortaya çıkacak Avrupa Birliği Dışişleri Bakanlığı görevine aday olmadığını açıkça söylemişti. Ancak Independent, bu konuşmayla Miliband'in, Blair'ın vazgeçmesi durumunda, kendisini Avrupa Birliği Dışişleri Bakanlığı görevine hazırlandığı yönündeki şüphelerin arttığını yazıyor. Financial Times, başyazılarından birinde geçen Pazar günü Irak'ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen kanlı saldırıları ele alıyor. Gazeteye göre şiddet olaylarındaki artışın nedeni, Amerikan askerlerinin sokaklardan çekilmesi değil.

'Yeni bir düzen gerek'

Financial Times, şiddetin nedeninin ulusal uzlaşının sağlanama-ması olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor; 'Şiiler ve Sünniler arasındaki siyasi çatlak hala büyük. Maliki hükümeti, Saddam Hüseyin'in Baas Partisi üyelerini entegre etmek için hiçbir girişimde bulunmadı. El Kaide'nin orta ve batı Irak'tan sürülmesinde etkili olan Sünni aşiret milislerini yönetimden soğuttu. Hem Şiiler, hem de Sünniler, otonom bölgelerini petrol zengini Kerkük'e doğru genişletmek isteyen Kürtlerle kavgalı. Şiilerin kendisi de, güçlü gruplar arasında bölünmüş halde. Maliki de bu bölünmeden zaferle çıkmaya kararlı. Irak gerçekten kaderini yeniden eline almak istiyorsa, siyasi seçkinleri bütün Iraklılar'ın meşru göreceği, kapsayıcı yeni bir düzen üzerinde uzlaşmalı.'

Maliki'ye eleştiriler

Daily Telegraph da Financial Times gibi başyazılarından birinde Maliki hükümetini eleştiriyor.

Gazete Maliki'nin reform yapmaktan çok Şii seçmenlerini korumakla ilgilendiğini savunuyor ve şöyle diyor; 'Batı'nın Irak'ı kendi ayakları üzerinde durabildiği şu haline getirmek için yaptığı fedakarlıklardan sonra, Maliki hükümeti duraksamayı bırakmak ve açık, kararlı bir liderlik sunmakla yükümlü. Aksi takdirde Obama, askerlerini başta düşündüğünden daha çok uzun süre Irak'ta tutmak zorunda kalabilir.

Irak'a geri yollanan mülteciler

Times'taysa, İngiltere İçişleri Bakanlığı'nın 'Irak artık güvenli' diyerek ülkelerine yolladığı siyasi mültecileri haberleştirmiş. Haberin yanındaki fotoğrafta, İngiltere'de dört yıl kaldıktan sonra ülkesine yollanan Kamuran Mevlüt, Pazar günkü patlamalarda tahrip olan kamu binalarının önünde dururken görülüyor. Mevlüt, 'Bizi Bağdat'a geri yollayan İngiliz yetkililerin bunu görmesini istiyorum. Şu an cehennemdeyiz. Burada yaşamlarımız tehlikede. Bu durum daha ne kadar açık olabilir ki?' diyor.

'Avrupa'nın hasta adamı'

Guardian'da İngiltere ekonomisinin durumuyla ilgili bir haber dikkat çekiyor. Gazete, Almanya, Fransa ve Japonya ekonomilerinin daralma döneminden çıktığını, Amerika Birleşik Devletleri'nin de bu yılın üçüncü çeyreğinde çıkmasının beklendiğini yazıyor. Ancak İngiltere'nin çok büyük ihtimalle durgunluktan çıkacak son büyük ekonomi olacağı vurgulanıyor. Ayrıca şimdiden 'Avrupa'nın hasta adamı' diye nitelenen İngiliz ekonomisinin şu anda, İtalyan ekonomisine kıyasla bile daha küçük olduğu kaydediliyor. İngiltere'nin G7 ülkeleri arasında ekonomisi mali hizmetlere ve borçlanmayla yürütülen tüketime en çok bağımlı ülke olduğu vurgulanırken, ekonomik yapıdaki bu dengesizliğin durgunluktan çıkışı engellediği belirtiliyor.

100 milyon sterlinlik boşanma davası

Independent'ta Londra'da yaşayan Rus milyarder işadamı Boris Berezovski'nin boşanma davası haberleştirilmiş. Berezovski'nin eşi Galina'nın dava için Prenses Diana ve ünlü Fransız futbolcu Thierry Henry'nin avukatı Sandra Davis'i tuttuğu belirtiliyor. Davayı kazanması durumunda Galina Berezovsky'nin eşinden 100 milyon sterlin alabileceği kaydediliyor.

'Ayılar bal sevmiyor'

Guardian'daki bir haberde ayıların yaygın kanının aksine şiddet yanlısı olmadığı ve aslında bal yemeyi sevmedikleri belirtiliyor. Habere göre BBC için belgelesel çeken vahşi yaşam biyoloğu Lynn Rogers, bir aşamada ayıların dostluğunu kazanmadan bu hayvanların yaşamını anlayamayacağına karar verdi. Rogers daha sonra yiyecek vererek Minnesota'daki bir ayı ailesinin güvenini kazandı ve onlarla yaşamaya başladı. Bu şekilde de ayıların davranışlarını ve sosyal yaşamını birinci elden gözlemleme fırsatı buldu. Rogers, bu deneyimleri sonucu ayıların hiç de vahşi olmadığına ve aslında bal sevmediklerine karar verdi. Ancak, Guardian'ın haberine göre, Rogers'ın yöntemine karşı çıkan bilimadamları, yiyecek vererek üzerinde çalışılan davranış biçiminin değiştirildiğini savunuyor.