2 Aralık 2009 Basın Özeti

Times gazetesi, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama'nın Afganistan'a ek asker gönderme kararının geç kalınmış fakat doğru bir karar olduğunu yazıyor.

Times'a göre, Irak deneyimi, Amerika'nın geri çekilmeden önce daha yoğun bir şekilde girmesi gerektiğine işaret ediyor.

Gazetenin değerlendirmesinden öne çıkan bazı satırlar şöyle:

"Tıpkı evde girişilen tamiratlar gibi savaşların da başlaması kolay bitirmesi zordur. Eğer bitiremezseniz, her yeri darmadağın halde bırakmış olursunuz. Amerikan Başkanı Obama'nın dünkü takviye asker açıklaması, Beyaz Saray'ın Afganistan'ı bitirilmemiş bir proje olarak bırakmamaya kararlı olduğunun bir göstergesi.

"Afganistan'daki Amerikan ve Nato güçlerinin komutanı Orgeneral Stanley McChrystal Ağustos ayında, Afganistan'da zafer kazanmak için 40 bin ek askere ihtiyaç olduğunu söylemişti. Başkan Obama, üç ay sonra bu sözlerin gereğini yapıyor. Bu takviye askerlerin birçoğu, bu yıl içinde neredeyse 100 İngiliz askerinin öldüğü Helmand bölgesine gönderilecek."

"Taliban'la müzakereyi, Afgan hükümeti yapsın"

Daily Telegraph gazetesinde yer alan bir röportajda ise, Taliban'a karşı birçok Batılı yetkilinin önerdiğinden farklı bir strateji öneren bir Afgan yetkilinin görüşlerine yer veriliyor.

Afganistan'ın Washington Büyükelçisi Said Cevat'a göre, bazı Batılı askeri ve sivil yetkililerin doğrudan Taliban'la müzakere yapma önerileri, ülkedeki durumu daha kötüye götürmekten başka bir şeye yol açmayacak.

Daily Telegraph'a konuşan Cevat'a göre Taliban'la görüşmeleri Batılı istihbarat örgütleri değil, Afgan hükümetinin kuruluşları yapmalı.

Afganistan'ın Washington Büyükelçisi Cevat, İngiliz yetkililerin, bölgedeki Afgan valiyi haberdar etmeden Helmand'daki aşiret liderleri ile görüşmüş olduğunu hatırlatarak, bu tür yaklaşımların, Batılıların Afganistan'daki varlıklarını meşrulaştırmak için Taliban'a destek verdikleri gibi bir dizi komplo teorilerine yol açtığını da söylüyor.

İsveç'in İsrail-Filistin sorunu inisiyatifi

Avrupa Birliği'nin dönem başkanlığını yürüten İsveç'in İsrail-Filistin sorununun çözümü konusunda hazırladığı bir taslak raporda, Doğu Kudüs'ün kurulacak bir Filistin devletinin başkent olması gerektiğini vurgulaması haberini İngiltere gazeteleri şöyle aktarıyor:

Guardian gazetesi önümüzdeki hafta Salı günü Avrupa Birliği dışişleri bakanlarının Brüksel'de yapacakları toplantıyla için hazırladığı taslak belgede, İsrail'in Filistinlilere yönelik politikasının kıyasıya eleştirildiği ve barış sürecindeki açmazın sona erdirilmesi için müzakerelerin bir an önce başlamasının istendiğini yazıyor.

İsveçli yetkililerin hazırladıkları taslak belgede, gelecekte kurulması muhtemel bir Filistin devletinin sınırlarının 1967 sınırları temelinde olması gerektiğinden ve ilan edilecek bir Filistin devletinin Avrupa Birliği tarafından tanınmasından söz ediliyor.

Guardian gazetesi, Avrupa Birliği dönem başkanı tarafından hazırlanan taslak belgede yer alan tanınma yolundaki bu ifadelerin zamanlamasına da dikkati çekiyor.

Gazete, Filistinli liderlerin tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etmek ya da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze'de bir Filistin devleti kurulması yolunda bir karar çıkartmak için uğraştıkları bir döneme rastlayan taslak belgenin, Filistin devletinin hangi aşamada tanınacağına dair net ifadeler taşımadığı vurgulanıyor.

İsrail'in tepkisi

İsveç'in Avrupa Birliği dönem başkanı sıfatıyla hazırladığı taslak belge İsrail'de büyük rahatsızlığa da yol açtı.

İsrail'in tepkilerini Financial Times gazetesinden aktaralım:

"İsrail, Stockholm'ü Avrupa Birliği'nin işgal altındaki Doğu Kudüs'e ilişkin politikasında önemli bir değişiklik getirmeye çalışmakla suçluyor. İsrailli yetkililer, önümüzdeki hafta görüşülecek taslak belgede İsrail'in Doğu Kudüs'e ilişkin savlarına yer verilmemesini de eleştiriyor. İsrail Dışişleri Bakanlığı, İsveç'in bu inisiyatifinin barış sürecine katkı sağlamayacağını, yalnızca Avrupa Birliği'nin barış sürecindeki rolünü marjinalleştireceğini savunuyor."

İran'da savaşın reçetesi

İran'a yaptırımlar uygulanmasını eleştiren Guardian yazarı Simon Jenkins, "İran'a aptalca yaptırımlar uygulamak, savaşa gitmenin doğrudan bir reçetesi" diyor.

Jenkins şöyle devam ediyor:

"İran, Irak ve Afganistan arasındaki fark nedir? Bu soruyu, gelecekteki tarihçiler belki de 'Hiç fark yok' diye yanıtlayacaklar. Irak ve Afganistan'da kana bulaşan ve masraflarla boğuşan Batı, bu iki ülkeden ayrılmaya çalışırken, tam olarak aynı türden bir tuzağa bu kez İran konusunda düşme hatasını yapıyorlar.

"Savaş nedeni aynı: Süre giden ve açıkça deklare edilmiş bir tehdit ve buna ayrılmaz bir şekilde bağlı olan 'insani' bir rejim değişikliği isteği. Fakat, İran, Afganistan'dan ve Irak'tan tümüyle farklı. Nüfusu 20 milyon civarında olan bu iki ülkeye karşılık, İran 80 milyonluk bir ülke.

"İran Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun kurallarını ihlal ediyor olabilir ama bu daha önce Pakistan ve Hindistan'ın da yaptığı bir şeydi. Öte yandan, İran, İngiltere'yi tehdit eden ya da İngiltere'nin sorumlu olduğu bir ülke de değil."