22 Ekim İngiltere basın özeti

Financial Times gazetesi bugün "Büyüyen pazarlar: Güneş hala parlarken" başlıklı analizinde, gelişmekte olan ülkelerden sadece bir kaçının, bu patlama yıllarını kritik yapısal reformlar çıkarmak üzere kullandığını savunuyor.

Jonathan Wheatley'nin hazırladığı analizde Şili ve Polonya reformcu ülkeler olarak değerlendirilirken Hindistan ve Endonezya gecikenler, Türkiye ise aykırı kategorisine alınmış.

Daniel Dombey imzalı Türkiye değerlendirmesinde siyasi gerginlik, yatırımları riske soktuğu vurgulanıyor.

Haber öncelikle, Türkiye'nin bir çok gözlemcinin gözünde ayrı bir vaka olduğuna dikkat çekiyor:

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, on yıldır ülkeye egemen. Erdoğan'ın keskin irade gücü, önceden ordu gölgesinde olan ülkede demokrasinin üstünlüğünü getirdi. Ekonomi de dönüşümden geçti. 1990'ların sonlarında enflasyon yüzde 90'ı aşmıştı; şimdi ise tek haneli rakamlarda. 2002'de vergi gelirlerinin yüzde 86'sı faiz ödemelerine giderken şimdi bu oran yüzde 16.

Ama Erdoğan'ın gücünün boyutları tartışmalı olduğunu yazan Dombey, bu yıl kendisinin iktidarına karşı toplu protestoların patlak verdiğini hatırlatıyor:

"Erdoğan hükümeti Türkiye'nin en büyük şirketi Koç Holding'le çatıştı; iş dünyası liderleri de gergin havanın doğrudan dış yatırımları kaçırabileceği yolunda, gizli şekilde uyarıyor."

Dombey, Financial Times'da büyüme oranlarının da yavaşladığını yazarken şöyle devam ediyor:

"Tasarruf oranları, diğer G20 ülkelerinden çok daha fazla düşüş sergiledi; yabancı sermayeye bel bağlanması, cari işlem açığının yüzde 80'i aşan bölümünü finanse etmekte Türkiye'yi portföy fonlarına bağımlı hale getirdi.

"Gayrı safi yurt içi hasılanın yüzde 6'sına denk düşen bu oran, gelişen pazarlar arasında en büyüğü.

"Yeterince Türk istihdam edilemiyor, iş bulabilenler de kalifiye değil. Emek piyasasına katılan kadınların oranı sadece yüzde 28. Eğitimde sağlanan ilerlemelere rağmen, 15 yaşındakilerin dörtte biri okuma-yazma bilmiyor.

"Tüm bu zorluklar karşısında, bir çokları tek bir adamın onca gücü elinde tuttuğu bir ülke, başarının devamını getirecek değişiklikleri yapabilir mi diye düşünmeden edemiyor."

Guardian: AB Türkiye'yle üyelik görüşmelerini yeniden başlatabilir

Guardian gazetesi, Avrupa Birliği'nin insan hakları alanında ilerlemeleri teşvik edeceği umuduyla Türkiye ile duraklayan üyelik müzakerelerini yeniden başlatacağını yazdı. Habere göre AB dışişleri bakanları, bugün iki hafta içinde müzakereleri açıp açmamayı görüşecek.

Guardian gazetesinin bugünkü sayısında yer alan bir makale, Avrupa Birliği'nin üç yılı aşkındır duraklayan üyelik müzakerelerini yeniden başlatacağını öngörüyor.

Gazete, bunun başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidarı sırasında Türkiye'nin otoriterleştiği yolundaki kaygılara karşılık demokratik reform beklentisini canlandırma çabası olduğunu yazıyor.

Ian Traynor ve Constanze Letsch imzalı habere göre geçen ayki seçime dek müzakereleri askıya almaktan yana olan Almanya'nın U - dönüşü sonrası, AB dışişleri bakanları, bugün bir araya gelerek iki hafta içinde müzakereleri yeniden başlatma konusunda karar verecek.

AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin son aylarda iyice azaldığına işaret eden makale, Erdoğan'ın yardımcılarının Avrupa'nın nihai çöküşe ilerlediği, Türkiye'nin ise kilit önemde, bölgesel ve ekonomik bir güç olarak yükselişte olduğunu savunduklarına dikkat çekiyor.

Gezi protestoları sırasında hükümetin sert tutumunun uluslararası düzeyde kınandığını belirten Guardian, Almanya Başbakanı Merkel'in de müzakereleri yeniden açıp Türkiye'yi ödüllendirmemek gerektiğini savunduğunu hatırlatıyor.

Ancak gazeteye göre kimileri de AB'nin müzakere konusunu, Türkiye'de politika değişikliklerini teşvik etmek için kullanması; medya özgürlüğü ve insan hakları beklentisini canlandırmak için adli reformlar hakkında görüşme çağrısında bulunması gerektiğini ileri sürüyor.

Guardian, Avrupa Komisyonu'nun geçen hafta daha geniş kapsamlı müzakerelere destek verdiğini, ancak bakanların sadece bölgesel kalkınma ve yerel demokrasi konularında müzakereleri açmaya karar verdiklerini belirtiyor.

Terör tehdidi: Aşırı sağ 'Yalnız Kurt’lar artıyor mu?

İngiltere'de Terörle Mücadele ve Güvenlik Birimi'nin direktörü Charles Farr, aşırı sağ kanatta "yalnız kurt" olarak bilinen eylemcilerin yarattığı terör tehdidinin ve etkisinin artmakta olduğunu söyledi.

Times gazetesinin ilk sayfadan yer verdiği habere göre Farr, "yalnız aktörlerin yarattığı tehdit daha zorlu oluyor çünkü grupların genelde zayıflıkları olurken, kararlı yalnız aktörlerde bununla nadiren karşılaşılır" diye konuştu.

Göçmenlere ve Müslümanlara karşı nefretin körüklediği bağımsız teröristlerin, patlayıcı yapmakta ateşli silah ve zehir kullanmakta daha kabiliyetli oldukları, anlaşılıyor.

İslamcı terör hücreleriyle kıyaslandığında, bu kişilerin izini sürmek de daha güç oluyor.

Polis ve istihbarat kurumları, Anders Breivik'in 2011'de Norveç'te yol açtığı katliamın ardından, aşırı sağ tehdidin takibini artırmıştı.

Yaşlı Müslüman bir adamın öldürülmesine Batı Midlands bölgesinde camilere yönelik bombalı saldırılar üzerine de önlemleri gözden geçirmişti.

Times gazetesi, 25 yaşındaki Pavlo Lapshyn'in, 82 yaşındaki Muhammed Salim'i öldürmeden sadece beş gün önce İngiltere'ye geldiğini hatırlatıyor.

Öte yandan gazete yakınlarının, "nasıl olup da bu utangaç, başarılı öğrencinin, ırkçı bir katil ve terörist bombacıya dönüştüğünü anlayamadığını" yazıyor.

Times ayrıca Lapshyn'in memleketi Ukrayna'daki aşırı sağ, dazlak gruplar tarafından da tanınmadığını, zaten bu grupların da asıl hedef olarak Müslümanları değil, Yahudi ve Rusları gördüklerini belirtiyor.

Kelliğe çözüm bulundu mu?

İngiliz ve Amerikalı bilim insanlarından oluşan bir araştırma ekibi, kelliğe çözüm bulmaya bir adım daha yaklaştıklarını söylüyor.

Bilim insanları, insan saçını laboratuvar ortamında geliştirmeyi başardıklarını açıkladı.

Independent gazetesinin aktardığına göre bugüne kadar saç dökülmesini yavaşlatan, ya da kafatasının alt kesimlerinden dökülen yerlere saç nakline yönelik yöntemler uygulanıyordu.

Ancak yeni saç folikülleri geliştirilmesi bir ilk.

Bu gelişme, sadece saçı dökülenlere değil, doğuştan ya da sonradan kel olanlara da umut ışığı oldu.

Yeni yöntemde saç nakli yerine hastanın kendi deri dokusu sınırsız sayıda folikül geliştirmekte kullanılabiliyor.

New York'taki Columbia Üniversitesi'nden Profesör Angela Christiano bu yöntemin, saç dökülmesinin tıbbi tedavisinde çığır açacak bir potansiyel taşıdığını vurguladı.

Birçok erkeğin saçları orta yaşlarda dökülmeye başlıyor.

Erkeklerin yarısının yaşları 50'ye geldiğinde saçları azalmış oluyor; yüzde 80'i ise 70 yaşına geldiğinde bu durumu yaşıyor.

Bunda genetik faktörlerin yanı sıra testosteron hormonu da önemli bir rol oynuyor.

İlgili haberler