27 Aralık İngiltere Basın Özeti

İngiltere'de gazeteler bugün yoğunlukla Türkiye'de devam eden "yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına" yer veriyor. Gazetelerin yayınladığı analizler soruşturmanın Erdoğan'ın siyasi kariyerine ve uluslararası etkilerine odaklanıyor.

Financial Times bugün manşetini Türkiye'deki yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili gelişmelere ayırırken Andrew Finkel, gazete için kaleme aldığı makalede Başbakan'ın hazırlıksız yakalandığını ve "yenilmez görünümünü" kaybettiğini yazıyor.

Türkiye'deki "yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına" büyük yer ayıran Financial Times, manşetten duyurduğu haberde soruşturmanın bakanlardan başbakanın ailesine yayılmaya başladığı izlenimi oluşurken Erdoğan'ın "siyasi hayatta kalma mücadelesi verdiğini" öne sürüyor.

Financial Times, başbakanın gazetecilere yaptığı bir konuşmada savcıların soruşturmada ikinci bir dalga başlatmaya hazırlandığını söylediğini ve bunun hükümetini devirmek için planlanan bir "İstiklal Savaşı" olarak nitelediğini aktarıyor.

Gazete ayrıca Erdoğan'ın 10 bakanı değiştirmesinin piyasaları ve siyasi yorumcuları endişelendirdiğini, bunun sonucunda da liranın dolar karşısında rekor seviyeye gerilediğini yazıyor.

Financial Times, durumun Washington'da yakından takip edildiğini ve kendilerine konuşan bir Amerikalı dış siyaset uzmanının -Türkiye'nin Ortadoğu'daki Amerikan çıkarları için oynadığı rol göz önünde bulundurulduğunda- soruşturmanın "Amerika için büyük bir problem" haline dönüşebileceğini söylediğini aktarıyor.

Gazete, Washington'da bulunan Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nden Anthony Cordesman'ın "Türkiye kesinlikle önemli bir müttefik. [Bu] Türkiye'nin yakın tarihinde görülmüş en büyük siyasi krizlerden biri. Birkaç günde rutin bir yolsuzluk soruşturmasından iktidar mücadelesine dönüştü" dediğini aktarıyor.

'Başbakan yenilmez görünümünü kaybetti'

Financial Times gazetesi, manşetten duyurduğu Türkiye'deki yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili habere ek olarak Andrew Finkel imzalı bir makale de yayınladı.

Finkel makalesinde "hazırlıksız yakalanan Erdoğan'ın şimdi saldırıya geçtiğini" yazıyor. Makale şöyle devam ediyor:

"Yolsuzluk ve rüşvet skandalı daha patlak vermeden, iki hafta önce, Türk başbakan Recep Tayyip Erdoğan 10 yıllık iktidarının büyük bölümünde göründüğü gibi görünüyordu: yenilmez.

Ama Erdoğan Pakistan'dan Çarşamba günü döndüğünde bu görünümü yok olmuştu. Hatta o gün bu skandal hükümetinin köklerine yaklaştıkça 10 bakanını değiştirmek zorunda kaldı.

Eski Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar, başbakanın hareketlerinden haberdar olduğunu ve kendisiyle beraber istifa etmesi gerektiğini söyleme cüretinde bulundu.

Bu hızlı gelişen skandal, Erdoğan ve uzun süredir siyasi müttefiki olan Fethullah Gülen'le arasının açıldığını gösterdi ve başbakanın komutasına dair alışılmadık soru işaretleri doğurdu.

Erdoğan'la açık açık kavga ettikten sonra Milliyet gazetesinden kovulan Hasan Cemal "Erdoğan kendi başına emniyeti ve yargıyı kontrol etmek istiyor. Güçler ayrımının nasıl bir şey olduğu hakkında fikri yok." diyor.

Başbakanın sorunları bir hafta önce savcıların üst düzey memurlara ve işadamlarına dair operasyonlar gerçekleştirmesiyle başladı. Gözaltına alınanların arasında üç bakanın oğulları da var. Bunlarda ikisi hâlâ gözaltında. En şok edici tutuklama ise Halkbank'ın genel müdürü oldu. Kendisinin evinde ayakkabı kutularına saklanmış 4,5 milyon dolar nakit olduğu iddia ediliyor.

Bu ifşaatlar, istediği her şeyi yapmaya alışmış bir hükümette soğuk duş etkisi yarattı. 2003 yılında iktidara geldiğinden beri Erdoğan ülkenin kuvvetli ordusunun gücünü azalttı ve Cemal gibi muhalif gazetecileri kenara itti.

Hazırlıksız yakalanmış gibi gözüktükten sonra Erdoğan şimdi saldırıya geçmiş durumda. Zira soruşturmayı kendisinden intikam alma çabası olarak niteleyip reddetti. Bu sırada soruşturmaya bakan polisler görevlerinden alındı, yeni savcılar atandı ve hedef haline gelen bakanların istifa etmesi istendi. Ormana saklanmış ağaçlar misali bu üç istifa 10 yeni bakanın atandığı bir kabine değişikliğiyle gizlendi.

Geçmişte Erdoğan kürtaj, sezaryen doğum ve kız ve erkek öğrencilerin aynı evi paylaşmasına karşı düşüncelerini paylaşarak kendisini toplumun ahlak savunucusu olarak gösteriyor ve siyasi tabanını bir arada tutuyordu.

Ama bu tecrit stratejisinin işe yarayıp yaramayacağı belli değil. Savcı Muammer Akkaş açıklıkla başkaldırıp üstlerini istediği aramaları gerçekleştirmemekle suçladı.

Bu sırada Erdoğan'ın takipçilerini kullanarak soruşturmaları düzenlemekle suçladığı Gülen de uyguladığı baskıyı arttırdı. Kaydettiği bir videoda Gülen " Hırsızı görmeden hırsızı yakalayanın üzerine gidenler, cinayeti görmeyip de masum insanlara cürüm atmak suretiyle onları karalamaya çalışanlar.. Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, bir şey olmaya imkan vermesin." dedi.

Karşılaştığı baskı altında hükümet Gülen'le beraber çalışan uluslararası bir komployu suçluyor. Eski ekonomi bakanı Zafer Çağlayan da olaylardan bir "faiz lobisini" sorumlu tuttu.

Türkiye Merkez Bankası bir süredir liraya destek olarak faizleri düşük tutmaya çalışıyor. Bunun nedeni de gelecek seneye kadar sermaye girişinin normale dönmesini bekliyor olmaları.

Global Source Partners'da uzman Murat Üçer "Merkez bankası yeni yılda bütün kötü şeyler ortadan yok olacağını ve lira üzerindeki baskıların hafifleyeceğini umuyor." Ama uzmanlar Mart ayında yapılacak yerel seçimlere kadar Erdoğan'ın bu siyasi kargaşanın içinde kalacağını düşünüyor."

Times: 'Başbakana en büyük tehdit onun sadık müttefiki'

Times gazetesi de dış haberler sayfasını Türkiye'deki soruşturmaya ayırmış. Soruşturmada son gelişmelerin detaylarıyla veren gazete, Suna Erdem imzalı bir analize de yer ayırıyor.

Erdem'in "Başbakana en büyük tehdit onun sadık müttefiki" başlıklı analizi şöyle: "Recep Tayyip Erdoğan siyasi kariyerini kurtarmak için çabalarken sadık arkadaşı Abdullah Gül olası halefi olarak görülüyor.

İngiltere'de okumuş olan ılımlı Cumhurbaşkanı Gül, destekçileri tarafından Başbakan'a daha sakin bir alternatif olarak görülüyor.

10 yılı aşkın süredir devam eden işbirlikleri sırasında Gül iyi polis rolünü, Erdoğan da ülkeyi sert biçimde yeniden şekillendiren kötü polis rolünü oynadı.

Cumhubaşkanının başbakanla Kremlin stilinde görev değiştirmesi gerekebileceği dillendirilse de arkadaşlıklarında çatlaklar oluşmaya başladı.

Yaz aylarında İstanbul'da patlak veren protestolara sert tepkisinden dolayı AKP yurtiçinde ve dışında kınanırken Gül daha yumuşak bir yaklaşım izledi. Erdoğan'ın takipçilerinin kendisini indirmeye çalışmakla suçladığı Fethullah Gülen de [Gül gibi] davrandı.

Her ne kadar siyasi gözlemciler ikiliyi müttefik olarak görmese de Gül'ün Gülen destekçisi olarak tasvir ediliyor. Yine de şimdi tüm gözler Cumhurbaşkanı'nın benimseyeceği konuma çevrilmiş durumda.

Eğer Gül [Gülen'in] yanında yer alırsa Erdoğan'ın işi bitmiş demektir. Gittikçe kendini soyutlayan Erdoğan, siyasi kariyerinin hayatta kalması için eski arkadaşını kendine yakın tutmak zorunda olduğunun farkında."

Telegraph: 'Görevde kalma çabası'

Telegraph gazetesi için haber kaleme alan Richard Spencer, Başbakan Erdoğan'ın oğlunun da isminin yolsuzluk soruşturmasına karışmasıyla "görevde kalmaya çabaladığını" öne sürüyor.

Spencer, üç bakanın istifa etmesinin ardından Erdoğan'ın azimle savunma durumuna geçtiğini ve hatta bir bakan da dahil olmak üzere kendisine çeşitli kişilerce yöneltilen istifa çağrılarını reddettiğini hatırlatıyor.

Spencer ayrıca savcıların Bilal Erdoğan'ın yönetim kurulu üyesi olduğu TÜRGEV'i incelediğini Erdoğan'ın kabul ettiğini yazıyor. Telegraph'ta yayınlanan haberde TÜRGEV tarafından Fatih Belediyesi'ne kiralanacak bir yurdun inşaat planlarına yapılan değişikliklerin de gözden geçirildiği hatırlatılıyor.

Erdoğan'ın TÜRGEV aracılığıyla kendisine ulaşılmaya çalışıldığını söyleyen Spencer'ın haberi şöyle devam ediyor:

"Yolsuzluk iddiaları hükümetin, emniyet ve yargının işlerini büyük ölçüde askıya aldı. Yargı ve emniyet Erdoğan'ın eski İslamcı müttefiki Fethullah Gülen'in kalesi halinde.

Erdoğan büyük sayıda polisi görevlerinden aldı. Bunu yolsuzluk soruşturmasını engellemek için yaptığı iddia ediliyor. Üç bakan istifa ettikten sonra da kabineyi büyük ölçüde değiştirip kendine yakın kişileri hükümete dahil etti. Bunların arasında milletvekili olmayan bir İçişleri Bakanı da var.

Barış görüşmelerine yaklaşıldığı bir dönemde komşusu Suriye'deki muhaliflerin önemli bir müttefiki olan Türkiye'de görülen bu çatlağın ciddi uluslararası etkileri olabilir.

Bunun sonucunda Türkiye'nin kuşkulu ilişkileri olan İran da olaylardan ikincil olarak etkilenebilir."

İlgili haberler