11 Mart İngiltere Basın Özeti

Telif hakkı BBC World Service

Financial Times bugün Gülen Hareketi lideri Fethullah Gülen'in "Demokrasisini kurtarmak için Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var" başlıklı makalesine yer veriyor.

Gülen "Güven ve istikrar bir ulusun kalkınması ve dünyanın onu nasıl algıladığı açısından temel önemdedir. Hukukun üstünlüğüne saygı gösteren, demokratik ve hesap verebilir bir yönetimin özünde güven vardır. Türkiye bu güveni son on yılda titizlikle inşa etti. Türkiye yakın zamana dek, dindar Müslüman liderler tarafından yönetilirken zenginleşen örnek bir ülke olarak görülüyordu" sözleriyle makalesine başlıyor.

'Küçük bir grup rehin alıyor'

Ancak Gülen hemen ardından "Ama artık değil, hükümetin yürütme kanadındaki küçük bir grup tüm bir ülkenin kalkınmasını rehin tutuyor. Türk halkının geniş bir kısmının desteği, Avrupa Birliği'ne katılma fırsatıyla birlikte çarçur ediliyor" diye de ekliyor.

Hükümetin son günlerde attığı bazı adımların AB ve diğer Batılı ülkelerden yoğun eleştiri aldığını belirten Gülen, bunlar arasında Adalet Bakanına yargıç ve savcıları atama ve disiplin cezaları veren bir yasa, internet özgürlüklerini kısıtlayan bir yasa ve istihbarat servisine "dikta rejimleri tarafından istenenlere benzer yetkiler veren bir yasa tasarısı" olduğunu söylüyor.

'Ordunun yerini yürütme aldı'

Gülen şöyle devam ediyor;

"Onyıllarca süren darbeler ve siyasi işlevsizlikten sonra, iktidardaki AK Parti'nin ordunun iç politikaya müdahalesine son verme girişimi gerekliydi. Bu amaçla yapılan demokratik reformlar AB tarafından övüldü ve 2010'daki anayasa referandumunda görüldüğü gibi Türkler ‘in çoğunluğu tarafından desteklendi. Ancak bir zamanlar ordunun iç politikadaki hâkimiyetinin yerini, yürütmenin hegemonyası almış gibi görünüyor. Son on yılın başarılarının üzerine karanlık bir gölge düştü. Bu gölge Türk vatandaşları arasındaki belli grupların görüşleri nedeniyle sinsice fişlenmesi, siyasi amaçlar için memurların yerlerinin sürekli değişmesi ve medyanın, yargının ve sivil toplumun daha önce eşi benzeri görülmedik derecede boyun eğdirilmesinin bir sonucudur."

'Yeni anayasa şart'

Türk hükümetinin ülkede güveni yeniden tesis etmek ve ülke dışında yeniden saygı kazanması için tek yolun evrensel insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve hesap verebilir yönetime bağlılığı yenilemek olduğunu söyleyen Gülen bu bağlılığın sivillerin yazdığı yeni, demokratik bir anayasayı da içermesi gerektiğini vurguluyor.

Fethullah Gülen demokrasinin İslami yönetim ilkeleriyle çatışmadığını, aslında İslam'ın yaşamın ve dini özgürlüklerin korunması gibi ahlaki hedeflerine en iyi şekilde yurttaşların yönetime katıldığı bir demokraside ulaşılabileceğini söylüyor.

"Ayrıca büyüyen bir ulusun dokusunu oluşturan belli değerleri kucaklamamız gerekiyor" diyen Gülen, bu değerlerden birinin dini, kültürel, sosyal ve siyasi her tür çeşitlilik olduğunu söylüyor.

Gülen şöyle devam ediyor;

"Bu inançlarımızdan ödün vermemiz anlamına gelmiyor. Aksine her insanı, rengi ya da inancı her ne olursa olsun Tanrı'nın onurlu bir varlığı olarak kabul etmek Tanrı'nın tüm insanlara verdiği özgür iradeye saygı duymak demektir. Düşünce ve ifade özgürlüğü demokrasinin vazgeçilemez unsurlarıdır. Türkiye'nin şeffaflık ve medya özgürlüğü sıralamalarında gerilerde kalması hayalkırıklığı verici. Olgun insanlar eleştiriyi memnuniyetle karşılar, eleştiriler doğruysa gelişmemize katkıda bulunur. Ancak gereksiz gerilim yaratmaktan kaçınmak için bireyler yerine yanlış fikirleri ve hamleleri eleştirmeliyiz"

'Din adına iktidar İslam'ın ruhuyla çelişiyor'

Gülen, "Bir din adına siyasi iktidar sahibi olmaya çalışmak gibi indirgemeci bir yaklaşık İslam'ın ruhuyla çelişiyor" diyor ve "Din siyasetle karıştığında her ikisi de zarar görür, en çok da din" diye ekliyor.

Gülen Türk toplumunun her kesiminin hükümette temsil edilmesi gerektiğini ancak Türk devletinin uzun süre vatandaşları ve memurlarına görüşleri nedeniyle ayrımcılık yaptığını ifade ediyor ve demokratik katılımın insanların kovuşturma korkusu olmadan şahsi inançlarını açıklamaya teşvik edeceğini söylüyor.

Yazının sonunda Müslüman Din adamı ve İstanbul'daki Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Onursal Başkanı diye tanıtılan Gülen makalesine şöyle son veriyor;

'Ruhani inzivadayım, öyle de kalacağım'

"1970'li yıllardan beri topumun her kesiminden gelen Hizmet Hareketi'nin katılımcıları, eğitim kurumları, yardım örgütleri ve diğer sivil toplum projeleriyle herkes için eşit fırsatlar sağlamak için çalıştı. Mutluluğu diğerlerinin mutluluğunda bulmaya çalışırlarken, başlıca motivasyonları hakikidir. Hizmet katılımcıları-ki ben de kendimi onlardan biri sayarım- siyasi oyuncular değildir ve iktidarın ayrıcalıklarına ilgi duymazlar. Bu insani yardım, eğitim ve diyaloğa şahsi ve mali bağlılıklarından olduğu kadar, siyasi makamlardan bilerek uzak durmalarından da bellidir. İnsanları oylarını kullanmaya teşvik etmek dışında, hiç bir zaman siyasi bir partiyi ya da adayı desteklemedim ve gelecekte de bunu yapmaktan imtina edeceğim. Türk halkının bilgeliğine güveniyorum, demokrasiyi muhafaza edeceklerine ve ulusun çıkarlarını partizan siyasi değerlendirmelerin üzerinde tutacaklarına inanıyorum. Son 15 yılı ruhani bir inzivada geçirdim ve Türkiye'de her ne olursa olsun bu şekilde devam etmeye niyetliyim. Türkiye'nin son günlerdeki problemlerini demokrasi, özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü ilerletmek için bir fırsat olarak görmesi için dua ediyorum. Ayrıca başlıca demokratik ilkelere bağlılığımızı yenileyerek, bölge ve dünya için bir ilham kaynağı olan Türk örneğini canlandırabileceğimize, güveni ve istikrarı yeniden tesis edebileceğimize inanıyorum"

'Lockerbie'nin arkasında İran var'

Daily Telegraph'ın bugünkü manşetini enteresan bir iddiaya ayırıyor. İranlı eski istihbarat yetkilisi Abdülgasem Mesbahi'nin iddilaarına dayandırılan habere göre, Libya'nın sorumluluğu kabul ettiği, hatta kurban yakınların tazminat ödediği Lockerbie bombalamasının arkasında aslında İran var.

Almanya'ya sığınan Mesbahi'nin ifadelerine göre Lockerbie bombalaması Amerikan Donanması'nın altı ay önce 290 kişi taşıyan İran'a ait bir yolcu uçağını düşürmesine misilleme olarak düzenlendi. Mesbahi saldırı emrini bizzat dönemin İran Ruhani Lideri Ayetullah Humeyni'nin verdiğini ve "İran yolcu uçağında ne yaşandıysa aynısının olmasını istediğini" söylüyor.

Mesbahi saldırıyı da Suriye'de üslenen Filistin Halk Kurtuluş Cephesi Genel Komutanlık Örgütü'nün düzenlediğini savunuyor.

Gazete, Libya'nın saldırıyla ilgisi olmadığı halde neden sorumluluğu kabul ettiği ve 1,7 milyar Dolar tazminat ödediği sorusunu da şöyle yanıtlıyor;

Albay Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam itirafın Batı'yı ambargoları kaldırmaya ikna etmek için yapılan bir hamle olduğunu anlattı. Bu itiraf Tony Blair'ın 2005'te Kaddafi'yle "çöldeki anlaşmayı" yapmasını sağlamış, iki lider Shell için 120 milyon dolarlık doğalgaz anlaşması yapmıştı. Libya'nın 1999'da teslim ettiği Abdülbasit el Megrahi'nin avukatları, müvekkillerinin mahkûm olmasının ve uluslararası bir parya devlet olarak görülen Libya'nın suçlanmasının siyaseten zorlu gerçekten kaçınması için ABD ve İngiltere'nin işine geldiğini söylüyordu"

Rusya'ya ambargo toplantısı

Kırım'daki gelişmeler de İngiltere basınının geniş yer verdiği konulardan. Guardian, AB, ABD ve İngiltere'den yetkililerin bugün Londra'da yapılacak toplantıda, varlıkları dondurulacak ve seyahat yasağı getirilecek Ruslar'ın listesini yapacağını yazıyor.

Gazete Washington’ın da Rusya'nın sanayileşmiş ülkelerden oluşan G8 grubundan uygulamada çıkarıldığını gösteren en net işareti verdiğini belirtiyor. Gazete ABD Başkanı Barack Obama'nın Sözcüsü Jay Carney'in Soçi'de gelecek Haziran ayında yapılması planlanan G8 zirvesinin "gerçekleşmesini zor gördüğü" yönündeki sözlerine yer veriyor.

İlgili haberler