28 Mart İngiltere Basın Özeti

Telif hakkı BBC World Service

Türkiye'de Twitter'den sonra YouTube'a da erişimin engellenmesi İngiltere gazetelerinde geniş yer buluyor.

Financial Times gazetesi baş sayfasında, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Suriye'yle muhtemel bir savaşı değerlendirdikleri iddia edilen konuşma kayıtları nedeniyle, zor durumdaki hükümetin YouTube'a erişimi engellediğini aktarıyor.

Gazete, kararın 'Erdoğan'ın, iktidarı için bir referanduma dönüştürdüğü yerel seçimlerin hemen öncesinde gerginliğin arttığı bir döneme rastladığına" dikkat çekiyor.

Haberde, hükümetin geçen hafta da "yolsuzluk iddialarının yayılması için kullanılan Twitter'ı kapattığı, ABD'nin bunu kitap yakmaya benzettiği belirterek şöyle deniyor:

"Fakat, YouTube'a konan son ses kaydı daha önce Erdoğan ve yakın çevresi arasında geçtiği öne sürülen, zan altında bırakıcı kayıtlardan daha da yakıcı görünüyor. Kayıt, Pazar günkü seçimler öncesinde siyasi kavgayı daha da kızıştırdı. Erdoğan bu seçimlerde muhaliflerine yanıt olarak ikna edici bir zafer elde etmeye çalışıyor. Son bir kamuoyu yoklaması, AKP'ye desteğin yüzde 46 olduğuna işaret ediyor. Ancak parti, İstanbul ve Ankara'yı elinde tutmak için mücadele ediyor."

Haberde, Erdoğan'ın bazı müttefiklerinin ulusal güvenliği tehlikeye atması nedeniyle bu kayıtların ters tepeceğine inandıkları belirtilen yazıda, bu ay kaydedildiği düşünülen bant kaydında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın Suriye'ye askeri müdahale için nasıl zemin oluşturabileceğini tartıştığı iddia ediliyor.

Orhan Pamuk: Kötüyken daha da kötü oldu

Financial Times, Davutoğlu'nun bu konuşmaların gizlice kaydedilmesini "savaş ilanı" olarak nitelediğini aktarıyor.

Guardian gazetesi de, birinci sayfasında Yazarlar Birliği Pen'in Twitter'ın yasaklanmasına bir açık mektup yayımlayarak sert tepki gösterdiğini aktarıyor.

Haberde Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk'un Türkiye'de durumun "kötüden daha da kötüye hatta korkunca doğru gittiğini söylediği" belirtiliyor.

Pamuk, Guardian'a mülakatında "Türkiye'de ifade özgürlüğünün şimdiki kadar kötü olduğu zaman oldu. 2008'de YouTube'un kapandığı zaman gibi. Ama o zaman en azından gelecek konusunda umutluyduk. Oysa şimdi değiliz." diyor.

Aynı gazetede yer alan yerel seçimlerle ilgili bir haberde ise, 'Türkiye'nin seçimde Erdoğan konusundaki hükmünü vereceği" belirtiliyor.

Okmeydanı'ndan izlenimlere yer verilen yazıda özetle şöyle deniyor:

'Erdoğan böl ve yönet strateji uyguluyor'

"İstanbul'un merkezinden 10 dakika uzaklıktaki semtte, hükümeti destekleyen muhafazakarlarla, solcu muhalefeti destekleyen mahalleleri ayıran 'sınır'ı zırhlı polis araçları koruyor. Okmeydanı Türkiye'nin en büyük şehrini ve başkenti kimin yöneteceğine karar verilecek olan seçimler öncesinde ortadan ikiye bölünmüş durumda. Semtte seçimler öncesinde polisle çatışmalarda iki gencin ölmesi nedeniyle gerginlik had safhada."

"Seçimler, geçen yazki sokak gösterilerinden sonra Erdoğan için ilk sınav. Erdoğan'ın 11 yıllık iktidarı birçok açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıya ve otoriter tarzına muhalefet artıyor. Erdoğan, yolsuzluk iddiaları karşısında, halkı sadık olanlar ve hainler olarak bölme stratejisini benimsemiş görünüyor. Böl ve yönet stratejisinin sonuçları Okmeydanı'nda çok belirgin. Okmeydanı'nın yukarı kısmında Alevi azınlık yaşıyor. Duvar yazıları radikal solcu grupların hakimiyetine işaret ediyor. Duvarlarda 'Faşistler Giremez' ve 'Berkin Elvan Ölümsüzdür' yazıyor."

'Sınır'ın diğer tarafında ise İslamcı ve sağcı partilerin bayrakları dalgalanıyor. Duvarlarda 'Okmeydanı Komünizme Mezar Olacak' ve 'Şehitler Ölmez' yazıyor. İki gencin de babasının çocuklarının ölümünün istismar edilmemesi çağrısına rağmen Erdoğan, semtteki çatışmalarda başında vurulan 22 yaşındaki Burakcan Karamanoğlu'nu şehit, ekmek almaya giderken öldürülen 15 yaşındaki Berkin Elvan'ı da terörist olarak niteliyor."

"Semtteki bir tekstil işçisi, Erdoğan'ın idaresi altında hayatın daha iyi olduğunu söylüyor; 'Daha önce suç vardı. Sokaklar pisdi. Dükkanlarda alınacak bir şey yoktu. Şimdi bol bol her şeyimiz var. Barış da var. Askerler ölmüyor. CHP, iyi bir lider çıkarırsa oyumu veririm. Ama kimseyi göremiyoruz' diyor."

"Başka biriyse Erdoğan'ın yönetim tarzının bu şekilde devam edemeyeceğini söylüyor; 'Türkiye'de insanların yarısı Erdoğan'ı koşulsuz seviyor. Diğer yarısı da gerçekten nefret ediyor. Bir yarısı onun sesini duymaya, posterlerde yüzünü görmeye ya da televizyonda görmeye dayanamıyor. Bir ülkeyi böyle nasıl yönetebilirsiniz?"

'Baskıcı önlemler'

Independent gazetesinde ise "Skandalı örtbas etmek için baskıcı önlemler" başlıklı bir haberde, Milliyet gazetesinin sahibi Erdoğan Demirören'le Başbakan Erdoğan arasında geçtiği öne sürülen bir telefon kaydına gönderme yapılarak şöyle deniyor:

'Türkiye'nin likit gaz pazarının yüzde 15'ini elinde tutan Demirören, Erdoğan'ın hakaretlerinden sonra 'Benden ne yapmamı istiyorsun' diyerek ağlamaya başlıyor. Buna benzer kayıtlar, Erdoğan'ın liderliğini zayıflatıyor. Dün YouTube'a konulan bir ses kaydında dışişleri bakanı, istihbarat başkanı ve diğer üst düzey yetkililer, Suriye'ye muhtemel müdahaleyi tartışıyor. Bu kayıtın gerçek olup olmadığı belli değil ama hükümetin arka arkaya sosyal medya sitelerini kapatma kararı Erdoğan'ın denetiminde olan bilgiyi susturmak için neler yapabileceğini ortaya koyuyor."

"Polisin bazı bakanların oğullarını gözaltına almasından sonra hükümet giderek daha derin skandallara batıyor. Pazar günkü yerel seçimler, 11 yıllık Erdoğan iktidarı için bir referandum olarak görülüyor. Genişleyen rüşvet soruşturması, geçen yaz Gezi Parkı protestolarına sert müdahale ve ekonominin yavaşlamaya başlaması nedeniyle Erdoğan büyük baskı altında. "

Economist: Erdoğan'ın çıkışı yok

İngiliz Economist dergisi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın giderek daha "otokratik" bir lider haline gelmeye başladığını ve ülkesine zarar vermekte olduğunu öne sürüyor.

Yazıda özetle şöyle deniyor:

"Erdoğan'ın Vladimir Putin'e teşekkür etmeli. Çünkü Rusya Federasyonu Başkanı'nın Ukrayna'ya saldırısı haftalarca manşetleri işgal etti. Bu yolsuzluk skandalından, kendisini ve müttefiklerini korumak için tasarladığı gibi görülen, özgürlükleri sınırlayıcı bir dizi yasa nedeniyle uluslararası alanda az bir kınamayla kurtulmasını sağladı."

Erdoğan'ın seçmenlerin desteğine sahip olduğuna inandığına dikkat çeken dergi, 2002'de 'etkileyici bir seçim başarısıyla' iktidara gelen AKP'nin 2007'de yüzde 47'ye 2011'de de neredeyse yüzde 50 oya ulaştığını belirterek şöyle devam ediyor:

"Erdoğan koyu bir çoğunlukçu yaklaşım benimsedi. Seçmen desteği olduğu sürece muhalefeti, protestocuları, yargıçları, savcıları ya da Avrupa'yı dikkate almadan ne isterse yapmaya hakkı olduğunu düşündü. Kurumların zayıf olduğu, güçler ayrılığının yetersiz olduğu bir ülkede böyle bir görüş kaçınılmaz olarak otoriter rejime kayış demektir."

"30 Mart'ta Başbakan'ın halk desteği Gezi protestoları ve yolsuzluk soruşturmasından sonra ilk kez sınanacak. Erdoğan bu seçimi, kendisi ve partisi için referanduma dönüştürdü. Erdoğan seçimlerden iyi sonuç alırsa, halkın sert politikalarına onay verdiğini iddia edecek. Sonuç son derece belirsiz. CHP ve MHP zayıf. AKP, Bursa, Kayseri ve Konya dahil Anadolu'da hala güçlü. Ama son bir yıl içinde AKP'nin desteği azaldı. CHP, sessiz bir şekilde Ankara'yı alacağından emin. Hatta, AKP'yi Erdoğan'ın siyasi kariyerine başladığı İstanbul'da alt etmeyi umuyor. Eğer AKP kötü sonuç alırsa, bir bakanın öngördüğü gibi bölünebilir."

"11 yıllık iktidarı, Gezi ve yolsuzluk davaları dışında Erdoğan'ın seçmenlere yorucu gelmesinin bir başka nedeni de ekonomi. IMF'ye göre, büyüme trendi yüzde 7'den yüzde 3'e düştü. Bu, işsizliğin artmasını durdurmaya yetecek bir oran değil. Türkiye OECD içinde en fazla cari açığı olan ülke. Bu yabancıların güveni açısından Türkiye'yi kırılgan hale getiriyor. Nitekim geçen Nisan'dan bu yana Türk parasının değeri dolar karşısında yüzde 24 düştü ve bu enflasyonu yukarı çekti."

"Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ekonominin alarm verdiği yolundaki uyarıları reddediyor. Amerika'nın faizlerin yükselebileceği sinyalini vermesinden sonra tüm yükselen ekonomilerin etkilediğini, Türkiye'nin Dünya Ekonomik Forumu'nun rekabet gücü endeksinde 77'ncilikten 44'ncülüğe yükseldiğini söylüyor. Ama Türk ekonomisinin zayıflıkları ortada. Türkiye, OECD içinde kadınların iş gücü piyasası içindeki payı en düşük olan ülke. Türkiye Dünya Bankası'nın İş Yapma Kolaylığı listesinde 69. sırada. Türk ekonomisi birçok açıdan orta gelir kapanı içinde: Anadolu kaplanlarının tekstil, mobilya, beyaz eşya ve otomotiv sektöründe sahip olduğu düşük maliyet avantajı, yükselen ücretler (ve fiyatlar) nedeniyle silindi, fakat verimlilik ve vasıflar, daha yüksek değer yaratacak bir üretime geçmeye yetecek kadar iyi değil."

'Siyasi yön belirsiz'

"En önemlisi, Türkiye'nin siyasi yönünün belirsiz olması. Yeni Avrupa Bakanı 2014'ün AB yılı olacağını söylüyor, ama üyeliğe halk desteğinin yüzde 70'ten yüzde 40'a düştüğünü de kabul ediyor. Gerçekte AB ile müzakereler durdu ve büyük ölçüde Erdoğan'ın ilgisini kaybetmesi nedeniyle yeniden başlaması olası değil. Türkiye'nin Nato üyeliği konusunda da daha dışlayıcı olmaya başladığı söyleniyor."

"Erdoğan bundan sonra me yapabilir? Ağustos'ta cumhurbaşkanlığına aday olmayı umuyordu. Ancak son yaşananlar, Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına çıkma şansını azalttı. Bu büyük ölçüde cumhurbaşkanının yetkilerini artıracak düzenlemeler yapamamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle yeniden Gül'ün aday olmasını tercih edebilir ve üç dönem kuralını yıkabilir. Bu başbakan olarak kalmasını sağlar ve belki gelecek yıl yapılacak seçimler erkene alınır. Ancak böyle bir adım Erdoğan'ın otokratik yöntemlerine ilişkin eleştirileri haklı çıkarır."

"Bazıları bununla Putin'in dördüncü kez başkan olma arzusu arasında paralellik kuruyor. CHP milletvekili Aykan Erdemir, bunu sığınaklarında, etrafı evet efendimcilerle çevrilmiş diğer zor durumdaki liderlerin durumuna benzetiyor. Özetle söylemek gerekirse Erdoğan'ın çıkışı yok. Fakat bulsa, ülkesi için iyi olur."

İlgili haberler