3 Nisan İngiltere Basın Özeti

Telif hakkı BBC World Service

Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'nin dün Twitter'a erişim engelinin kaldırılmasına yönelik kararı, Financial Times gazetesinin ilk baskısına yetişmemiş.

Ancak bu gelişme, gazetenin internet sitesinde duyuruluyor.

Financial Times'ın haberinin başlığı, "Türkiye'nin en yüksek mahkemesi Twitter yasağını bozdu". Gazetenin İstanbul'daki Türkiye muhabiri Daniel Dombey, Anayasa Mahkemesi'nin Twitter'a erişim engelini ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirdiğini belirtiyor.

Gazeteye göre mahkemenin kararı, Erdoğan hükümetine darbe.

Financial Times, çarşamba akşamı itibarı ile Türkiye'de Twitter yasağının hala yürürlükte göründüğünü, siteye sadece Sanal Özel Ağlar (VPN) gibi ince teknik çözümler ile girilebildiğini vurguluyor.

Twitter'a erişim engelini Anayasa Mahkemesi'ne taşıyanlardan biri de İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Yaman Akdenizdi.

Financial Times'a konuşan Akdeniz, mahkemenin 'ifade özgürlüğü için tarihi bir karar' aldığını söylemiş ve eklemiş:

"Türkiye'de daha yüksek bir mahkeme yok. Bu nedenle (yetkililerin) karara uymaları gerek. Yapabilecekleri birşey yok zira kararı temyize götüremezler."

Yaman Akdeniz ayrıca, YouTube'a yönelik erişim engelinin kaldırılması için de Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunabileceğini söylemiş.

Erdoğan, Sisi ve Maliki'nin 'ortak yönü'

Financial Times'ın editörlerinden David Gardner'ın gazetedeki yazısının başlığı ise "Otoriter Erdoğan çekici olmayan bir örnek oluşturuyor".

David Gardner, Erdoğan'a göre demokraside önemli olan tek şeyin seçimler olduğunu söylüyor.

"Sayın Erdoğan yargı bağımsızlığı gibi hukukun üstünlüğü prensibinin temellerinden birini bir tarafa koydu, devletin Twitter ve YouTube gibi ifade özgürlüğü için önemli siteler üzerindeki kontrolünü artırdı, kinci bir tarvırla, karşısına geçen eski müttefiki yargıçların, polislerin ve casusların kökünü kurutma sözü verdi" demiş Gardner.

Financial Times editörü, 'Erdoğan'ın inatçı otoriterliğinin Türkiye'yi bölgesi için giderek daha az cazip bir örneğe dönüştürdüğünü' vurguluyor.

Türkiye'nin dışında yakında Irak ve Mısır'da da seçimlerin yapılacağını hatırlatan David Gardner, Erdoğan ile Mısır'da darbecilerin lideri-cumhurbaşkanı adayı Abdülfettah Sisi ile Irak Başbakanı Nuri El Maliki arasında benzerlikler olduğunu savunuyor. Gardner yazısını şöyle noktalamış:

"Tüm bu liderlerin ortak yönü, vatandaşlarına alan bırakma ve kendilerini idare hakkını verme konusunda aciz olmaları. Bunun bir nedeni de şu: vatandaşın bireysel haklarının bulunduğu ancak kurumların güvenliğinden toplumun sorumlu olduğu fikri onlara yabancı. Seçilmiş olabilirler ama demokrasi sultanlar, firavunlar ya da Sayın Maliki örneğinde olduğu gibi komplocu bir hizip lideri ile ilgili birşey değildir."

"Erdoğan, Rusya ve İran'a mı bakıyor?"

Times gazetesinden David Aaronovitch'in bugünkü yazısının başlığı ise "Demokrasiye benzeyen ancak kötü kokan ne?".

David Aaronovitch sorusunu şöyle yanıtlamış: "Halkına oy hakkı veren ancak muhaliflere acımasızca davranan ve sorunlarından yabancıları sorumlu tutan bir ülke."

Times yazarının bu noktada örnek verdiği ülkeler, Rusya ve İran. Hatta Aaronovitch'e göre Rusya dünyada 'sahte demokrasiye' en iyi örnek.

Sözü bu noktadan Türkiye'ye getiren Aaronovitch, "Acaba Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bilinçli bir şekilde Rusya ve İran'a bakarak, 'Bravo!' mu diyor?" sorunu yöneltmiş.

Times yazarı, iktidarının ilk yıllarında liberal demokrasi yolunda adımlar atan Erdoğan'ın, en az son iki yıldır bu süreci tersine çevirdiği kanısında. Erdoğan'ın seçim zaferi öncesi Twitter ve YouTube'u 'yasakladığını' hatırlatan Aaronovitch, yazısını şöyle noktalamış:

"Sahte demokratlar, tıpkı Marx'ın yazdığı gibi kendi mezarlarını kazarlar. Kelimenin tam anlamıyla öyledir. Muhazakârlığın ve otoriteye müracaatın kombinasyonunun, modern herhangi bir toplumun başarılı olmasını istediği eğitimli gençler için cezbedici çok az yanı vardır. Gelecekte daha fazla ülkede daha fazla yoğunlaşacak olsa da, gençlerin dış dünya ile bağlantısını kesme çabaları bence başarısız olacaktır. Kahrolsun sahte demokratlar!"

Maruf: El Kaide benim sorunum değil

Independent gazetesinin Antakya'daki muhabiri Isabel Hunter, Suriye Devrim Cephesi Lideri Cemal Maruf'la özel bir mülakat yapmış.

Gazetedeki haberin başlığı, "Batı'nın Suriye'deki son umudu, 'El Kaide benim sorunum değil' diyor".

Independent'a göre Suriyeli isyancıların ılımlı komutanının bu itirafı, Devlet Başkanı Beşar Esad'a karşı verilen savaşta tarafların nasıl çabukça saf değiştirebileceklerini gösteriyor.

Antakya'da gazeteye konuşan Cemal Maruf, savaşçılarının El Kaide'nin Suriye'deki resmi kolu olan Nusra Cephesi ile ortak operasyonlar yürüttüğünü kabul etmiş.

Haberde bu itirafın Batı'nın Suriye'deki savaşa müdahalesi üzerinde önemli etkileri olabileceği belirtiliyor. Zira ABD ve İngiltere, Esad'ın görevden uzaklaştırılması için savaşan isyancılara destek verse de, ağır silah yardımı konusunda tereddüt ediyor. Washington ve Londra, söz konusu silahların Batı'yı hedef alabilecek radikal grupların eline geçmesinden endişeli.

Independent muhabiri Isabel Hunter ise 36 yaşındaki eski inşaat işçisi Cemal Maruf'un 20 gündür Türkiye'de cepheden uzakta olduğunu yazmış. Hunter'a göre Maruf'un bu dönemde düşük bir profil çizmesinin nedeni, geçmişte El Kaide'ye bağlı olan Irak Şam İslam Devleti'nin kendisine suikast düzenleyeceği korkusu.

Chelsea taraftarları Paris'te olay çıkardı

Futbolda Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final ilk maçları dün akşam tamamlandı. Fransa'da oynanan maçta Paris St-Germain Chelsea'yi 3-1 mağlup etti.

Guardian gazetesi spor ekinde, Chelsea taraftarlarının Paris'teki taşkınlıklarına değinmiş. Gazetenin Paris'teki muhabiri Kim Willsher, taraftarların kentin merkezindeki turistik bölgelerde Nazi selamı verdikleri ve bazı kafeler ile dükkanların camlarını kırdıklarını yazmış.

Görgü tanıkları, Chelsealilerin ırkçı İngiliz Savunma Ligi örgütü lehine sloganlar attıklarını ve Paris St-Germain taraftarlarına saldırdıklarını söylüyor.

İngiliz taraftarların kafelerde oturanlara şişeler attıkları, polisin müdahalesi sonrası da Seine nehri kıyısında stada alınmaları yasak olan fanatik Paris St-Germain taraftarları ile çatıştıkları da gelen haberler arasında. Çatışmalarda iki kişinin yaralandığı bildiriliyor.

Transfer yasağı Barcelona'yı karıştırdı

Futbol dünyasında dün en çok konuşulan haber, Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği'nin (FIFA) dünyanın önde gelen kulüplerinden Barcelona'ya 14 ay tranfer yasağı koymasıydı. Kararın gerekçesi, kulübün 18 yaşın altındaki yabancı oyuncular ile transfer sözleşmesi imzalanmaması kuralını ihlal etmesiydi.

Daily Telegraph gazetesi spor ekinde, transfer yasağının "21. yüzyılın en başarılı kulübü" Barcelona'da karışıklığa yol açtığını belirtiyor.

Gazetenin spor muhabiri Ben Rumsby kulübün son bir yıl içinde arka arkaya skandallar ile sarsıldığına dikkat çekmiş. Rumsby'nin Barcelona'ya yönelik 'çocuk kaçakçılığı' suçlaması dışında hatırlattığı skandallar, Brezilyalı yıldız Neymar'ın transferi ile ilgili olarak açılan cezai soruşturma ve kulübün sembol isimlerinden Arjantinli Lionel Messi'nin vergi kaçakçılığı ile suçlanması.

Haberde, Barcelona'nın üstüste iki yaz transfer yapmasının önlenmesinin, kadroyu yenilemek isteyen kulüpte kaosa yol açtığı, 121 milyon euroluk transfer anlaşmalarını tehlikeye girdiği, mevcut anlaşmaların durumunun da belirsiz olduğu vurgulanmış.

Barcelona'nın Borussia Mönchengladbach'ın Alman kalecisi Marc-Andre ter-Stegen ve Messi'ye benzetilen Hırvat milli takımının oyuncusu Alen Haliloviç ile resmi sözleşme imzalaması bekleniyordu.

İlgili haberler