9 Nisan İngiltere Basın Özeti

Telif hakkı BBC World Service

İngiltere gazetelerinde, Ukrayna’daki gelişmeler ışığında Rusya ile NATO müttefikleri arasındaki gerginlikle ilgili yorum ve haberler geniş yer buluyor. Venezuela’daki gelişmeler de İngiltere basınının gündeminde.

Ukrayna’daki gelişmeler ve Putinizm

Oxford Üniversitesi’nde tarih dersleri veren Mark Almond, Daily Telegraph’taki makalesinde, Ukrayna’da aylardır devam eden ve ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren siyasal çalkantıların iki ucunda yer alan grupların barışçıl bir çözümü zorlaştırdığına dikkat çekiyor.

“Kavga için aranan sadece Ruslar değil” başlıklı yazıda, Rusya yanlısı ayrılıkçıların ve Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’i ülkeyi terk etmeye zorlayan Ukrayna milliyetçilerinin 25 Mayıs’ta yapılması planlanan Devlet Başkanlığı seçimi öncesinde gerilimi yüksek tutma eğiliminde olduğu belirtiliyor.

“Eğer Ukrayna’daki iki taraf sadece Büyük Güçlerin kuklası olsa durum daha az tehlikeli olurdu” denilen yazıda şu ifadeler yer alıyor: “Devlet Başkanlığı seçimine kalan 7 hafta, iki taraftaki köktencilere her şeyi yapmak için bolca fırsat sunuyor. Rusya yanlılarının başarılı bir seçimden hiçbir çıkarı yok; Ukrayna milliyetçileri seçmenleri hareketlendirmenin en iyi yolu olarak gerilimi yükseltecektir. Böylesi bir kutuplaşma Kremlin’in veya Kiev’in amaçlarına barışçıl olarak ulaşma şansını fiilen sıfıra indiriyor.”

Independent’ın diplomasi muhabiri Kim Sengupta ise Rusya içindeki milliyetçilerin “imparatorluğu diriltme rüyası”na gönderme yapıyor.

Rusya Duması’nın eski Sovyet ülkeleriyle ilgili komitesi üyesi İlya Drozdov’un, Kırım’ın birkaç hafta içinde, Doğu Ukrayna’nın da 4-5 ayda Rusya’ya katılacağı öngörüsünde bulunduğunu hatırlatan Sengupta şöyle diyor: “Vladimir Jirinovski’nin sağcı partisinin başkan yardımcısı zamanlama konusunda yanıldı; Başkan Vladimir Putin, Kırım’ın ilhakı belgesini sadece 8 gün sonra imzaladı.”

Rus milletvekili Leonid Slutsky’nin, ABD’li stratejist Zbigniew Brzezinski’nin şu sözlerinden alıntı yaptığı aktarılıyor yazıda: “Ukrayna’sız Rusya bir imparatorluk olamaz; Ukrayna ile otomatik olarak bir imparatorluğa dönüşür.”

Sengupta’ya göre önümüzdeki günler, Drozdov ve Slutsky gibilerinin Rusya imparatorluğunun yeniden doğuşu rüyalarının gerçek olup olmayacağını gösterecek.

Guardian’ın başyazılarından biri de Ukrayna ile ilgili: “Tehlikeli oyunlar.”

Başyazıda şöyle deniyor: “Rusya güçlerinin yeniden Ukrayna’ya müdahale etmesinin getireceği zararı gözde büyütmek zor olur. Ülkenin makul bir gelecek umudu bir girdapta kaybolacaktır. Fakat bu Avrupa’yı ve Rusya’yı zayıflatacak, hepimizin ekonomisinin altını oyacak ve doğu ile batı arasında sonuçlanması yılları bulacak bir çatışmanın önünü açacak gerçek bir habis niteliğindeki uluslararası ilişkiler değişikliğinin sadece bir yönü olacaktır.”

Guardian, Ukrayna’daki bölgeler arasındaki farklılığa işaret ederken haklı olduğunu belirttiği Rusya’nın, Ukrayna’ya yardımcı olmakla, bu farklılıkları ülkeyi parçalayıp ona egemen olma yönünde kullanmak arasında tercih yapması gerektiğini savunuyor.

Gazetenin Donetsk’teki muhabiri Alec Luhn ise Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk’te Rusya yanlılarının barikatlar kurmayı sürdürdüğünü iletiyor.

Financial Times, ABD’nin Rusya’yı Ukrayna’nın doğusundaki karışıklıklardan sorumlu tuttuğunu anlatıyor haberinde.

Yazar ve televizyon yapımcısı Peter Pomerantsev, gazetedeki yorum yazısında, 3 Ukrayna kentinde hafta başından beri süren olayların, Moskova’daki “siyasi teknolojistler”in eseri olduğunu öne sürüyor.

Bu ekibin Rusya’da 2011’de yolsuzluklara ve baskılara karşı başgösteren gösterileri “Kutsal Rusya” üzerine yayınlarla bastırdığını hatırlatan Pomerantsev, gerçeklerin yerine kurguları geçirmekte usta olduğunu söylediği isimler arasında halkla ilişkiler uzmanı Vladislav Surkov’u sayıyor.

Putinizmin, komplo teorilerinden ve “demokrasinin düzmece olduğu” yönündeki nihilist söylemden beslendiğini belirten yazar şöyle diyor: “Bitkin Ruslar ve Ukraynalılar ‘Kutlas Rusya’dan şüphe duyabilir ama Amerika’nın Kiev’deki devrimi gizlice örgütlediğine ve dünyanın peşlerinde olduğuna kolayca inanırlar.”

NATO’nun ‘gardı düşük’

Financial Times’ın analiz sayfası ise Ukrayna’daki gelişmeler ışığında NATO’nun eksiklerini kapatma çabasına ayrılmış.

NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in, “Hazırlık durumumuzu güçlendirmek için bir eylem planı geliştirmeliyiz. Doğru yerde değilseniz çabuk karşılık veremezsiniz” sözleri aktarılan analizde, Avrupa’daki müttefiklerin hem silahlanmaya ayırdıkları kaynağı, hem de sürekli konuşlandırdıkları asker sayısını azalttıkları grafikle gösteriliyor.

Grafiğe göre, 28 müttefik içinde gayri safi milli hasılasının en az %2’sini askeriyeye ayırma taahhüdünü yerine getiren sadece 4 ülke var ve bunlardan biri Türkiye.

Buna rağmen, Türkiye de 2002-2012 döneminde askeri harcamasını %11,6 azaltmış durumda.

Gazeteye konuşan bir NATO stratejisti, birçok NATO ülkesinin askeri harcamalarının çoğunun askeri donanım ve silah yerine personel maaşlarına gittiğinden yakınıyor.

Sam Jones imzalı analizde, “Rusya’nın Kırım’daki militarizmi, yıllarca süren savunma kesintilerinin ardından Batı ittifakını gardı düşük yakaladı” deniliyor.

Maduro ile röportaj

Aylardır süren protestolarda 39 kişinin ölmesinin ardından muhalefeti masaya davet eden Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Guardian gazetesine tam sayfalık bir röportaj vermiş. Röportajda, Seumas Milne ile Jonathan Watts’ın imzası var.

Koltuğu, hayatını kaybeden sosyalist lider Hugo Chavez’den devralan Maduro ABD’yi, “sokak gösterilerini kullanarak ağır çekim darbe gerçekleştirmeye çalışmakla” suçluyor: “Dünyaya, protestoların bir çeşit Arap Baharı olduğu fikrini satmaya çalışıyorlar. Fakat Venezuela’da bizim kendi baharımız var: 21. Yüzyılın kapısını açan devrimimiz.”

Caracas’taki Times muhabiri James Hider, sokaklara barikat kuran ve ellerinde ev yapımı “bazukalar” bulunan muhalif göstericilerin arasından bildiriyor.

Hükümet yanlısı motorsikletli ve silahlı kişilere hedef aldıklarını söyleyen maskeli göstericiler, yolu kapattıkları için kendilerine çıkışan bir kadına, “Küba’ya git! Git Maduro’dan paranı al” diye karşılık veriyor.

Haberde, ekonomik kriz ve ambargo altındaki ülkede yıllık cinayet sayısının 24 bini bulduğu aktarılıyor.

Mesai sonrası e-posta yok

Times’taki başka bir haberde, 1999 yılında haftalık 35 saat çalışma hakkını kabul ettiren Fransa sendikalarının, mesai saatleri dışında iş telefonlarına gelen mesajların ve e-postaların gözardı edilmesini de kabul ettirdiği belirtiliyor.

İşveren federasyonları ile varılan anlaşma, dijital ve danışmanlık sektörlerindeki yaklaşık 1 milyon çalışanı kapsıyor.

İlgili haberler