İş dünyasında 2013 Bangladeş felaketiyle anılıyor

Finans sektöründeki başarısızlıkların ekonomi manşetlerine taşınmasından yıllar sonra, daha köklü ve daha temel bir sanayii olan tekstil imalatındaki trajedi, 2013’ün en önemli olaylarından biriydi.

Bangladeş’te Nisan ayında Rana Plaza Fabrikası’nın çökmesi üzerine bin 100’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Kısa bir süre sonra, binanın bir alışveriş merkezinden fabrikaya dönüştürüldüğü, ağır makineler, yüzlerce işçi ve altı katlık binaya daha sonra eklenen iki katı taşımaya uygun tasarlanmadığı ortaya çıktı.

Ayrıca, yaşanan felaketten bir gün önce binada büyük çatlaklar oluştuğu görüldü.

Çalışanlar, işe gitmemeleri durumunda gelirlerinin büyük bir kısmını kaybedecekleri tehdidi nedeniyle yine de binaya girdiklerini söylediler.

Yaşanan felaket, binanın sahipleri, Bangladeş hükümeti, tekstil markaları ve zengin ülkelerde düşük fiyatlı kıyafetlere rağbet gösteren tüketiciler için cevaplanması zor sorular doğurdu.

Bu skandalla beraber, 21’inci yüzyılda bile insan hayatının ne kadar ucuz olduğu konusunda herkes hemfikir.

'Bangladeş mallarına talebi kesmeyin'

Peki bu durumda kim suçlu ve gelişim sağlanması için ne yapılmalı?

İşçi hakları grupları, verilecek cevabın kesinlikle tüketici boykotu olmadığı konusunda ısrarlı.

Dakka’daki Bangladeş İşçi Dayanışması Merkezi’nden Kalbana Aktar, insanların Bangladeş’te üretilen kıyafetleri almaya devam etmeleri gerektiğini söylüyor.

“Bu işler, bu sektörde çalışan kadın işçiler için çok önemli.”

“Yaklaşık dört milyon işçiden bahsediyoruz ve hepsi genç. Ekonomik özgürlük için bu işlere ihtiyaçları var.”

“Fakat bu işlerle beraber saygınlığa da ihtiyacımız var, işçilerimizin güvenli çalışma ortamlarına, uygun maaşlara ve sendikanın sesine ihtiyaçları var.”

Kalpana Aktar zengin ülkelerdeki tüketicilere sesleniyor ve tüketicilerden perakendecileri, Bangladeş’te yaşanan felaket sonrası oluşturulan, çalışanların güvenliğinin denetlenmesini öngören, işçilere çalışma şartları ve maaşlarını müzakere etme şansı tanıyan anlaşmanın bir parçası olmaları konusunda ikna etmelerini istiyor.

Bu anlaşmaya şimdiye kadar H&M, C&A, Zara, Primark ve Tesco markaları imza attı.

Çalışma şartlarının düzeltilmesi için sunulan ve ‘Alliance’ (İttifak) olarak bilinen bir diğer alternatif plana da aralarında Amerikan Wal-Mart, Target ve Gap markalarının da bulunduğu çok sayıda firma katıldı.

Bu taslak dâhilinde şimdiye kadar yapılan denetimler sonucunda Bangladeş’teki bazı fabrikalarda çalışma şartları ve güvenliğine düzenlemeler getirildi.

Fakat Kalpana Aktar, Alliance olarak bilinen planın “yeterince güçlü olmadığını” söylüyor.

Çin yine önde

Aktar, felaketin üzerinden sekiz ay geçmesine rağmen işçilerin güvenliğinin sağlanması için henüz Bangladeş hükümetinden veya fabrika sahiplerinden bir adım gelmediğini söylüyor.

Çok sayıda küresel tekstil markası son birkaç yıldır, milyonlarca kalifiye işçinin, dünyanın en düşük ücretli işlerinde çalışmayı kabul ettikleri Bangladeş’e akın ediyor.

Dünyadaki tüm giysi üretiminin yüzde 5’ten fazlasının Bangladeş’te imal edildiği tahmin ediliyor.

Üretimin taşeron firmaya verilmesi genellikle büyük markaların bilgisi dışında gerçekleşiyor, çünkü Bangladeş’te imalat için kullanılan fabrikalar talebi karşılamakta zorlanıyor.

Bu sistemi eleştirenler, markaların ürünlerinin nasıl imal edildiğini daha iyi denetlemeleri gerektiğini söylüyor.

Bangladeş dev bir kıyafet ihraç makinesi gibi ama yine de resmi verilere göre yüzde 7’den fazla büyüyen Çin, yine geçen yılın en güçlü ihracatçısı oldu.

Çin’in iktidardaki Komünist Partisi’nde yapılan değişiklikler yakından takip edildi. Çin’in lider kadrosu genellikle her 10 yılda bir tazeleniyor.

Geçen yıl, yeni rejim iktidardaki gücünü sağlamlaştırdı fakat dünyaya açılma konusunda çok zayıf işaretler verdi.

Batının medya gruplarına ait internet siteleri yolsuzluk iddialarıyla ilgili haber yaptıkları için sansürlendi.

Konut fiyatları

Çin ekonomisinin konut fiyatları balonun patlamasından en olumsuz etkilenebilecek ekonomi olacağı yönünde endişeler var.

Pekin’deki ‘J Capital Research’ adlı kuruluştan Anne Stevenson-Yang karamsar yaklaşanlardan biri:

“Ekonominin ileriye yönelik yolu çok da iyi değil. Çin adeta delicesine aşırı yatırım yaptı, gerçekten çok trajik.”

“Çin’de son iki senedir emlak piyasasından şikâyet etmeyen tek bir şehir görmedim.”

Daha geleneksel pazarlar için ise güzel bir yıldı. ABD Merkez Bankası’nda nakitte yaşanan canlanma ABD’ye de büyüme getirdi.

Dow (ABD’nin önemli hisse senedi endesklerinden), 2013’te yüzde 25 değer kazanıp rekor bir seviyeye yükseldi. Kazanımlar, ortalama hisse senetlerindeki 13 yıllık durağanlığın ardından önemli seviyelere çıktı.

Yine de yatırımcıların endişelenmesine sebep olarak gerekçeleri de vardı. Amerikan siyaseti sık sık çıkmaza sürükleniyor, bu da hükümetin geçici olarak kısmen kapanmasına yol açıyor.

ABD hükümetinin kamuya satılan borçları arttı, 12.7 trilyon dolara yükseldi.

Avrupa’nın en sorunlu ülkelerinden İspanya, yüzde 25’ten yüksek işsizlik oranına rağmen büyümeye başlasa da Avrupa’dan gelen haberler çok büyük değişiklikler yaratmadı.

Doğru veya yanlış, batı devletlerindeki bankaların istikrarı ve hükümet borçlarına ilişkin korkular, endişeleri de beraberinde getiriyor.

Çoğu politikacı, 2014 yılının kendinden daha emin tüketiciler ve ekonomi için bir sıçrama tahtası olmasını umuyor.

İlgili haberler