Çin yeniden dünyayı sarsacak mı?

Telif hakkı AFP

Çin'in 30 yıllık modernizasyon ve ekonomik mucize döneminin sonuna yaklaşıp yaklaşmadığımız sorusuna cevap aramak için Vuhan kentine gittim.

Son birkaç yılda Çin'de inşa edilen şeyleri kabaca sıralarsak şöyle bir liste ortaya çıkar: Her beş günde bir gökdelen, ayrıca 30 havaalanı, 25 kentte metro, dünyanın en uzun üç köprüsü, yaklaşık 10 bin kilometrelik hızlı tren hattı, toplam 35 bin kilometre uzunluğunda otoyollar ve başdöndürücü bir hızla inşa edilen ticari ve iskân amaçlı gayrimenkuller.

Mısır'daki firavunları ve Romalıları gölgede bırakacak türden hummalı inşaat çalışmalarına iki şekilde bakmak mümkün.

Bu, hızla kentleşen bir ülkede gerekli bir modernizasyon olmakla birlikte, aynı zamanda sürdürülemez büyüme kaynaklarına sahip dengesiz bir ekonominin de göstergesi.

Çin'de ekonomik büyümede gözlenen yavaşlama, mali piyasalarda son dönemlerde ortaya çıkan gerginlik belirtileri ile birleşince 2007-08'de başlayan küresel mali krizin üçüncü dalgası olarak değerlendirilebilir. Bu krizin ilk dalgasını finans merkezlerindeki çöküş, ikincisini ise Euro Bölgesi krizi oluşturmuştu.

2008 sonbaharında Lehman Brothers'ın çöküşünü takiben dünya ticaretinde ani ve keskin bir düşüş yaşandı. Büyümesini esas olarak zengin Batı'ya ihracata borçlu olan Çin açısından bunun etkisi büyük oldu. Batı ekonomileri daralıp da satın alma işine son verince Çin'deki fabrikalar şalterleri indirdi.

O dönem yaptığım ziyaret sırasında Çin'de yığınlarca göçmen işçinin tası tarağı toplayıp köylerine geri dönüşüne tanık oldum. Bu durum hükümet açısından alarm vericiydi.

'Kredi muslukları açılınca...'

Bunun üzerine ABD hükümetinin ısrarıyla Çin hükümeti devasa bir teşvik programı başlattı. 670 milyar dolarlık kamu harcamaları paketi açıldı ve devlet bankalarına ''Kredi musluklarını açın" talimatı verildi.

Telif hakkı AFP

Bu programın bir anlamda işe yaradığı da söylenebilir. Zengin Batı ve Japon ekonomileri durağanlık yaşamaya devam ederken, ekonomik büyüme -üstelik hızlı bir şekilde- geri döndü ve son 30 yıldır olduğu gibi %10'lar seviyesine yeniden ulaştı.

Bunu iki şekilde ele alabiliriz.

Çin, canlandırma programının uygulanmasına başlanılmadan önce bile, herhangi bir büyük devletten bile daha hızlı oranda yatırım yapıyordu.

Krizden önce, yatırımların gayrisafi ülke içi hasılaya oranı %40 civarındaydı. Bu oran, çoğu kalkınmış ülkenin üç katı.

Krizden sonra da, canlandırma paketleri ve inşaat hamlesiyle birlikte yatırımın GSYİH içindeki oranı %50'yi buldu.

Durum şu: Eğer bir ekonomi refah ve istihdam yaratmak için böylesine büyük bir hızda yatırım yapıyorsa; bu yatırımların ekonomik geri dönüşüm sağlamayacağı, bu yatırımın mantıklı bir karar alma mekanizmasının sonunda ortaya çıkmadığı kesindir.

Bu nedenle Çin'de, bazı yerleşim yerlerindeki dev sitelerde kimse yaşamadığı için ışıklar sönük, bazı otoyollarda trafik neredeyse araç yok denecek kadar sakindir.

Ancak bu harcamaları ve yatırımı sorunlu hale getiren finansmanıdır. Borçlanmada bir patlama yaşandı. Çin'in borcunun GSYİH'ye oranı %15 civarında artıyor.

Fitch'in eski piyasa uzmanlarından Charlene Chu, insanların Çin'de bir kredi patlaması yaşandığının farkında olduklarını belirtirken, şu karşılaştırmayı yapıyor:

"Bütün bunların başladığı 2008'de, Çin bankacılık sektörünün büyüklüğü yaklaşık 10 trilyon dolar civarındaydı. Şu anda ise 24-25 trilyon dolar. 14-15 trilyon dolarlık bu artış neredeyse ABD'nin ticari bankacılık sektörünün büyüklüğüne denk. Amerikalılar için bu büyüklüğü yaratmak 100 yıl almıştı. Bu Çin'in ABD sisteminin tamamını 5 yılda inşa ettiği anlamına geliyor."

Kredi balonunun patlama riski

Zengin Batı'da yaşayanların, hızla büyük bir borçlanma yaratan mali sistemin riskleri konusunda ders almaya ihtiyaçları olmadığı bilinir. Çin'de, İngiltere'nin tehlikeli bir şekilde yaşadığı gibi, bu borçlar 'gölge' bankalar olarak nitelenen dev mali kuruluşlarda saklı.

Finans tarihinden çıkarılacak derslerin istisnası da yoktur: Bu şekilde kredi vermek borçlananları yükümlülüklerini karşılayamaz hale getirir, alacaklılar için de büyük zararlar anlamına gelir. Buradaki sorun bu senaryonun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği değil, ne zaman ve hangi şiddette yaşanacağıdır.

Çin'de son dönemde bankacılık sektöründe gerilime tanık olmamızın nedeni de bu olabilir. Bunun da, gelecek daha kötü şeylerin alameti olma ihtimali de gözardı edilemez.

Başka bir ifadeyle, eğer daha uzun bir dönemde borca dayalı bir yatırım hamlesi ya da harcamayla büyüme sağlanırsa, iki olasılktan söz edilebilir.

Eğer bu ekonomik patlama kontrollü bir şekilde ve daha erken söndürülebilir, ekonomiyi daha sürdürülebilir bir büyüme için yeniden inşa edecek önlemler alınırsa sonuçta bir yavaşlama yaşanacak ama felaket önlenecektir.

Fakat eğer borçlanma aşırı hızla devam ederse, kriz kaçınılmaz olacaktır.

Peki Çin'in ekonomik mucizesine ne olacak?

Çin hükümeti, kağıt üzerinde, ekonomiyi tüketimi körükleyen bir yapıdan yeniden dengeye oturtacak bir dizi reform planını açıkladı.

Hükümetle de yakın bağı bulunan, önde gelen Çinli yatırımcılardan Charles Liu, Çin'in büyüme hızının şu andaki %7-8'lerden düşmesinin yüksek olasılık olduğuna dikkat çekerek, ''Çin'de büyümenin kalitesinin daha artı değer yaratan bir çerçeveye oturmasının'' ülke için çok iyi olacağını söylüyor. Bu çerçevede %4'lük bir büyüme tahmininde bulunuyor Liu.

Telif hakkı BBC World Service

Ancak reform programının uygulanmasına yeni başlandı ve kredi patlaması da devam ediyor. Dahası, inşaat sektöründeki büyüme nedeniyle zenginleşen o kadar çok komünist parti yetkilisi var ki, şimdi merkezi hükümetin bu reform paketini uyygulama konusunda yeterince ısrarlı olup olmayacağı konusunda tereddütler gündeme geldi.

Olası %4'lük büyümenin siyasi ve sosyal sonuçları da öngörülenden de derin olabilir. %4'lük bir büyümenin insanların iş ve yaşam standardı beklentilerini karşılayıp karşılamayacağı ya da protesto ve huzursuzlukları engelleyip engellemeyeceği de belirsiz.

Çin'in yükselişi benim gazetecilik kariyerimin en önde gelen başlıklarından biri oldu.

Hızlı büyüyen Çin, her zaman yararımıza olmasa da yaşamlarımızı şekillendirdi.

Çok ucuza üretilen mallarla yaşam standardımızın artmasına yardımcı oldu, ancak onların ihracatçıları bizim imalatçılarımızı yok etti.

Ve yarattığı para fazlası Batı'da tehlikeli bir açık ve borçlanma yarattı.

İştahı ve yüksek talebi nedeniyle ödediğimiz gıda, enerji ve hammaddedinin fiyatları arttı. Dahası, Çin'in Asya ve Afrika'daki nüfuzu da küresel güç dengelerinde eksen kaymasına neden oldu.

Peki, ekonomik açıdan zayıf bir Çin, Batı için iyi olur mu? Pek de kötü olacağı söylenemez.

Ama bu aynı zamanda, Çin'in aniden halkının yaşam standartlarındaki artışın devamını sağlayamaz duruma düşmesi; özgüveni zayıflamış, daha istikrarsız ve dünya için muhtemelen daha tehlikeli bir ülke olması anlamına gelecektir.

İlgili haberler