5 başlıkta İtalya genel seçimleri

Seçim posterleri önünde yürüyen bir kişi Telif hakkı Getty Images

İtalya'da gelecek Pazar günü yapılacak genel seçimler öncesinde kampanya süresi bugün doluyor. Seçim sonuçları, ekonomi ve göç gibi konularda tüm Avrupa'yı etkileyebilecek önemli politika değişiklikleri getirme potansiyeline sahip olsa da, bu konulardaki seçim vaatleri inandırıcılıktan uzak bulunuyor.

Seçim kampanyası bu "imkansız vaatlerin" yanı sıra, "faşizmin dönüşü", "popülizmin yükselişi", "solun dağılışı" ve "Berlusconi'nin hortlaması" tartışmalarının gölgesinde kalmış görünüyor.

İtalya'daki 2018 genel seçimleri kampanyasına damgasını vuran tartışma konuları ana hatlarıyla şöyle sıralanabilir:


Faşizmin dönüşü korkusu

Faşist rejimin devrilmesi ve Mussolini'nin partizanlarca öldürülmesinden 73 yıl sonra bu seçim kampanyasında en hararetli tartışma konularından biri "faşizmin geri dönme ihtimali" oldu.

CasaPound ve Forza Nuova gibi neo-faşist oluşumların seçimlere katılmasına izin verilmesi sol kesimin tepkisini çekti. Ancak faşizm ve ırkçılık suçlamaları "marjinal" görünen bu partilerle de sınırlı kalmadı.

Son anketlere göre seçimi önde bitirmesi beklenen sağ ittifak içinde yer alan Kuzey Ligi ve İtalya'nın Kardeşleri partileri de faşizmi aklamakla ve ırkçılığın yükselmesini teşvikle suçlanıyor.

Telif hakkı Getty Images
Image caption CasaPound destekçileri Roma'daki Pantheon meydanında miting yaptı, 1 Mart.

Geçen yıl Kuzey Ligi'nden yerel seçimlerde aday olan Luca Traini'nin Şubat ayı başında Macerata'ta siyahları hedef alan bir silahlı saldırı düzenlemesi sonrası, faşizm ve ırkçılık tartışmalarını İtalya'nın en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.

Faşizmi yüceltmekle suçlanan partilerden Kuzey Ligi ve İtalya'nın Kardeşleri, faşizmin dönmesi gibi bir risk olmadığını, ülkenin esas sorununun "İslamlaşma" ve "kontrolsüz göç" olduğunu söylüyor. Sağ ittifakın diğer ortağı, Haydi İtalya lideri eski Başbakan Silvio Berlusconi de benzer şekilde "faşizm öldü ve gömüldü" diyor.


Popülist 5 Yıldız birinci parti

Kurulu sisteme karşı bir alternatif olarak siyasete giren 5 Yıldız Hareketi, sağ ve sol partilerin aksine ittifak kurmayı reddederek seçimlere tek başına giriyor. Sağ ya da sol kanattaki geleneksel siyasi elite, yolsuzluklara, ekonomik krizin yönetim şekline tepki oylarını çeken 5 Yıldız'ın tek başına en çok oyu alan parti olması bekleniyor.

"Ne sağcı ne solcu" olduklarını vurgulayan popülist 5 Yıldız Hareketi, özellikle çevre konularında sol görüşe yakın önerilerde bulunurken, göç konusunda ise sağa daha yakın bir duruş sergiliyor. Ansa ajansının yayımladığı bir analize göre, 5 Yıldız'ın seçim vaatleri en çok Berlusconi'nin merkez-sağdaki partisi Haydi İtalya'ya yakın duruyor.

Telif hakkı Getty Images
Image caption 5 Yıldız Hareketi'nin lideri Luigi Di Maio

5 Yıldız'ın özellikle, ekonomik açıdan kuzey bölgelere göre refah seviyesinin düşük olduğu Güney İtalya'da yüksek oranda oy toplaması bekleniyor.

İlk kurulduğu yıllarda "AB karşıtı" olarak tanımlanan 5 Yıldız son zamanlarda bu duruşunu ve euro bölgesinden çıkılması talebini nispeten yumuşatmış görünüyor.

5 Yıldız'a yöneltilen eleştirilerin başında ise kilit konularda net bir politikaya sahip olmaması, Roma ve Torino gibi kazandığı belediyelerde başarısız bulunması ve hareketin demokrasiden uzak biçimde yönetilmesi yer alıyor.


Berlusconi "yine" döndü

1994'te girdiği siyaset dünyasında 4 kez başbakanlık koltuğuna oturan ve bugün 81 yaşında halen sağ kanadın baş aktörü olmayı başaran Silvio Berlusconi, başlı başına bir fenomen.

İlerleyen yaşı ve sağlık durumuyla ilgili kaygılar olsa da, Berlusconi seçim kampanyasında bunlara alışıldık üslubuyla karşılık verdi: "Ben iyi şarap gibiyim, yaşlandıkça daha da iyi oluyorum ve şimdi mükemmelim."

Seks skandalları, mafyayla bağlantılı olduğu iddiaları, yüz kızartıcı espri ve gaflarıyla tüm dünyada tanınan bir isim haline gelen Berlusconi, son olarak 2013'te bir vergi davasında aldığı mahkumiyet nedeniyle bu seçimlerde aday olamadı. Ancak Haydi Italya lideri ve merkez sağın en etkili ismi olarak kampanya sürecinde aktif olarak yer aldı.

Telif hakkı Reuters

Üstelik anketler, Berlusconi'nin partisi Haydi İtalya ile birlikte Kuzey Ligi ve İtalya'nın Kardeşleri partilerini de barındıran sağ ittifakın seçimleri önde bitireceğini gösteriyor. Yani Berlusconi aldığı mahkumiyet nedeniyle başbakan olamasa da yeni başbakanı ve hükümet üyelerini belirleyecek güce sahip olabilir.

Bugüne kadar hakkındaki davalar, 2011'de başbakanlıktan istifaya zorlanması ve son olarak 2013'te aldığı mahkumiyet sonrası defalarca siyasi olarak "öldüğü" yorumları yapılan Berlusconi, her seferinde "yeniden dirilmeyi" bildi. Berlusconi muhtemelen hakkında en çok "geri döndü" haberi yapılan politikacılardan biri olarak da tarihe geçecek.


Sol kanatta iç çekişmeler

Aşırı sağ ve popülist akımların yükselişinde de, Berlusconi'nin her "öldü" denildiğinde yeniden dirilmeyi başarabilmesinde de sol kanattaki hayal kırıklıkları ve bölünmelerin rolü yadsınamaz.

2013 seçimlerini kazanarak iktidara gelen merkez-soldaki Demokratik Parti, iç çekişmeler, şahsi hırslar ve tepki çeken politikaları nedeniyle büyük güç kaybetti.

Parti içi çatışmalar ve başarısız politikalar nedeniyle 2013'ten bu yana, tek bir yasama döneminde 3 hükümet değişikliği yapıldı: 2013'te başbakanlık koltuğuna oturan Enrico Letta, eski Floransa Belediye Başkanı ve Demokratik Parti'nin Genel Sekreteri Matteo Renzi tarafından parti içi bir hamleyle saf dışı bırakıldı.

Matteo Renzi'nin Şubat 2014'te başlayan başbakanlığı ise, 2016 sonunda yaptığı anayasa referandumunda yenilgiye uğraması üzerine son buldu. Renzi'nin yerine, halen başbakanlık yapan Paolo Gentiloni geldi.

2016'da anayasa referandumunu kaybederse siyaseti bırakma vaadinde bulunan Renzi, bu sözü yerine getirmeyerek parti liderliğini sürdürmeye devam etti. Renzi'nin kişisel hırslarını partinin çıkarlarından üstün tuttuğunu düşünen ve kendisini yeterince "solcu" bulmayan bazı kesimler Demokratik Parti'den ayrılarak yeni partiler kurdu.

Siyasi analistler, seçim sonuçlarını kestirmek güç olsa da, başta Demokratik Parti olmak üzere merkez solun büyük bir hezimetle karşılaşabileceğini vurguluyor.


"İmkansız" seçim vaatleri

Seçim kampanyasının en tartışmalı başlıklarından biri de şüphesiz göç meselesi oldu. 2014'ten bu yana İtalyan kıyılarına ulaşan göçmen sayısı 600 bini aştı.

Anketler, seçmen için göçün öncelikli sorunlardan biri olduğunu gösterirken, özellikle sağ partiler seçim kampanyasında "yasa dışı" göçmenleri sınır dışı etme vaatlerine ağırlık verdi.

Sağ koalisyondaki 3 parti, Haydi İtalya, Kuzey Ligi ve İtalya'nın Kardeşleri, göç karşıtlarının oylarını toplayabilmek için göç konusunu kampanyalarının merkezine oturttu. Kuzey Ligi lideri Matteo Salvini ve İtalya'nın Kardeşleri lideri Giorgio Meloni "işgal" diye niteledikleri göçü durdurma sözü verdi ve "Önce İtalyanlar" sloganını benimsedi.

Telif hakkı Getty Images

Haydi İtalya lideri Silvio Berlusconi de, kampanya boyunca defalarca 600 bin göçmeni sınır dışı etme vaadinde bulundu. Fakat bu vaatlerin uygulanması başta İtalya'nın uluslararası yükümlülükleri nedeniyle imkansız görünüyor.

Partilerin ekonomik programları da yüksek maliyetleri nedeniyle inandırıcı bulunmuyor. İtalyan basını, başlıca parti ve grupların vaatlerinin yerine getirilmesinin maliyetini hesapladı. Buna göre en "uçuk" vaatler, 136 milyar euro'luk maliyetle sağ ittifaka ait. İkinci sırada 103 milyar euro ile 5 Yıldız Hareketi, üçüncü sırada da 38 milyar euro ile merkez-soldaki Demokratik Parti geliyor.

Bu yüksek maliyetli vaatler arasında, sağ ittifakın önerdiği tek oranlı vergi (flat tax) sistemi, Berlusconi'nin "saygınlık geliri", 5 Yıldız Hareketi'ninse "vatandaşlık geliri" adı altında yoksullara maaş bağlanması sözü ve Demokratik Parti'nin ailelere çocuk başına para ödeme vaadi de yer alıyor.

İtalya'nın kamu borcu, gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 132'sine ulaşmış durumda. İtalyan ekonomisi "mucizevi" bir büyüme kaydetmediği sürece bu yüksek maliyetli kamu harcamalarının yerine getirilmesi güç görünüyor.

Ülkenin en tecrübeli ve saygın politikacılarından biri olarak görülen Radikal Partili eski Dışişleri Bakanı Emma Bonino, 2018 genel seçimleri kampanya dönemini "Hiç bu kadar sefil, bu kadar yalanla ve imkansız vaatlerle dolu bir seçim kampanyası görmemiştim" diye özetliyor.


İlgili Konular

İlgili haberler