16 Nisan anayasa referandumu: Gençler ne düşünüyor?

Anayasa referandumu
Image caption Türkiye'de gençler anayasa referandumunu tartışıyor.

Anayasa değişikliği oylamasına gidilen şu günlerde gençlerin de Türkiye'ye dair söyleyecek sözleri var. Gençlerin kaygılarını, ideallerindeki yönetim sistemini ve geleceğe dair beklentilerini dinlemek istedik.

Önce İstanbul'da aralarında lise öğrencilerinin yanı sıra, çeşitli üniversitelerden öğrencilerin de bulunduğu bir münazara sınıfına konuk oluyorum.

Yavuz Yiğit eğitmenliğinde Üsküdar'da toplanan bu gençler, Boğaziçi Üniversitesi Münazara Yarışması ve ODTÜ Çaylaklar Münazara Yarışması gibi liseli öğrencilerin de katılabildiği yarışmalara katılarak derece kazanıyorlar.

REFERANDUM 2017 ÖZEL DOSYASI

"Parlamenter sistem yerine Cumhurbaşkanlğı sistemine evet mi, hayır mı?" konulu münazaraya geçmeden önce, Yiğit gençlere soruyor:

"Sizce Türkiye'nin temel problemi ne?"

Gençlerin çoğundan "Eğitim" cevabı gelirken, bir kadın lise öğrencisi, "Geleneksel ve çağdaş insan modeli arasında sıkışmış toplum psikolojisi" diye yanıtlıyor.

Eğitmenin "Fatih 21 yaşında İstanbul'u feth etmişti, fakat 9 yaşından beri devleti yönetme konusunda 'staj' görüyordu" cümlesi üzerine, Nurbanu'dan hemen bir ekleme geliyor:

"Bize de, 'Kızım sen de Fatih'ler doğuracak yaştasın' deniyor. Sanki biz kadınların tek önemi, Fatih'ler doğurmakmış gibi."

Çoğunluğunu başörtülü öğrencilerin oluşturduğu sınıfta, kadın hakları konusundaki hassasiyet bu tür bir çok örnekle fark ediliyor.

'Başkanlıkla beraber demokrasi güçlenecek'

Yazı tura ile münazara taraflarını belirlemeden önce, hangi kişinin "Hayır"ı savunacağı konusu şakayla karışık bir gerginlik yaratıyor.

Anayasa referandumu: Hayır demek neden zor?

"Evet" oyunu Üsküdar Amerikan Lisesi son sınıf öğrencisi Ömer Faruk, "Hayır"ı ise Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi üçüncü sınıf öğrencisi Seyit savunuyor.

Ömer Faruk, konuşmasını iki argüman üzerine kuruyor: Başkanlık sisteminin Türkiye'yi diktatörlüğe götüreceği yanılgısı ve mevcut sistemin sağlıklı işlemiyor olması:

"Bence bugün Türkiye'de siyaset üretememek en büyük boşluklarımızdan biri. Milletvekilleri şu an mecliste ne yasa tasarısı ne de politika üretmiyor. Fakat başkanlık sistemiyle Türkiye'de mevcut koşullarda klasik merkez sağ haricinde hiç kimse başkan seçtiremez. O yüzden Sol da artık politika üretmek zorunda kalacak ve sol partiler birbirine yakınlaşacak. Bu diktatörlük değil aksine daha sağlam bir demokrasi getirecek."

Telif hakkı EPA

Ömer Faruk, kendisine yöneltilen "Türkiye'de yüzde 60'lık bir sağ blok varken sol nasıl birleşecek de kazanacak?" sorusunu da şöyle yanıtlıyor:

"Yüzde 60'lık bir sağ blok demek, bizim o büyüklükte bir sağ blok oluşacak kadar politikayı boş bıraktığımızı gösteriyor. Aslında insanlar sağ blok falan demezler. İhtiyaçları vardır ve bunlara göre hareket ederler."

Üsküdar Modoko Camii imamının Cuma vaazı sırasında başkanlık için "Evet" propagandası yapması olayını hatırlatan Ömer Faruk "Örneğin kişi muhafazakar bir insandır, iyi bir camiye gitmek istiyordur ve bunu sağlayacağını düşündüğü kişiye oy verir. Mesela Modoko Camii'nin imamı gibi 'çılgın' bir imamı olmayan bir camii ister" diyor.

"ABD örneğinden gidelim. Bugün Amerikan demokrasisi kötüye kullanıldığı zaman oldukça diktatoryal bir rejim görebilirsiniz. Ama olmuyor. Çünkü bunu engelleyecek kurumlar doğal süreç içerisinde oluşuyorlar. Türkiye'de de başkanlık sistemi aynen geldiği haliyle kalmayacak, gelişerek güçlenecek."

Seyit ise "Hayır" oyunu savunurken, Ömer Faruk'un "demokrasinin merkezileşme yoluyla güçleneceği" yolundaki argümanlarına karşı çıkıyor:

"Sistem Türkiye'de asla Amerika'daki gibi işlemeyecek. Bir parti içerisinde merkez tarafından bir görevlendirme yapılmamışsa politika üretmek gibi bir şansınız olmuyor. Bütün partiler kendi içlerindeki muhalifleri o hiyerarşi ile bastırıyor.

"CHP ile HDP'nin oluşturduğu sol ideoloji arasında gerçekten temel farklılıklar var. Solda olabilirler ama farklı kanallardan kendilerini ifade eden iki farklı kutup görüyoruz. Politikayı Türkiye'de merkez oluşturduğuna göre, daha fazla politika tanımak için daha fazla parti tanımak zorundayız."

Münazaranın bitiş konuşmasını yapan eğitmen Yavuz Yiğit, anayasa değişikliğinin ulusal düzeyde iki yanlış düzlem üzerinden tartışıldığını savunuyor. Tercihinin "Evet" yönünde olduğu anlaşılan eğitmen de şu tezleri dile getiriyor;

"CHP'liler hiç seçim kazanamayacaklarını öngörerek tartışıyorlar. Bir sistem kurmaya çalışırken bundan muhalefet ya da sol dezavantajlı çıkacak diye kurduğunuzda hiçbir şey yapamazsınız. 7 Haziran'dan 1 Kasım'a halk oyunu yüzde 10 değiştirdi. Sen elitist politikaya devam edersen, icraatçı olmazsan ikna edemezsin.

"Türkiye tarihi bir koalisyonlar çöplüğü. 80 senedir koalisyonların berbat, hiçbir koalisyon beş seneyi bulmuyor. 1999'da koalisyon kuranlar iki sene dayandılar, sonunda Türkiye tarihin en büyük ekonomik krizini yaşadı. Gelen başkanlık sisteminin kalitesini tartışabiliriz, ama Türkiye'de parlamenter sistemle bu işin hiç yürümediği tartışılamaz."

Türkçü üniversiteliler: Referandumda 'hayır' diyeceğiz

İstanbul-Kadıköy'de buluştuğumuz ve kendileri "Türkçü" olarak tanımlayan bir grup üniversite öğrencisinin tercihi ise açıkça "Hayır".

MHP'nin çizgisinden farklı olarak referandumda "Hayır" diyeceklerini söylüyorlar.

Üniversite son sınıf öğrencisi 23 yaşındaki Alper, "Biz Türkçü gençler olarak demokrasiye, güçler ayrılığına ve hukuk üstünlüğüne çok önem veriyoruz. Anayasa değişikliği ise, bir ülkenin tek adamla yönetilecek olması üzerine kurulmuş bir sistem yaratacak" diyor ve ekliyor:

"45 yaş üstündeki insanlara ne söylerseniz söyleyin, mesela ekonomi verilerini gösterin, yine de bir şeylerin ters gittiğine inanmıyorlar. Fakat inandığım insanların geleceğe dair çalışmalarını görüyorum ve Türkiye için canıyla başıyla çalışacak bir gençlik geldiğine inanıyorum."

Türkçü gençler, ülkücülerle aralarında öteden beri devam eden gerginliklerin yaşandığını, bunun son bir örneğinin Gaziantep'te medyana geldiğini anlatıyor.

Alper'e göre, önümüzdeki süreçte referandumda "Hayır" diyeceğini açıklayan kişileri zor günler bekliyor:

"İstanbul'da vapurda 'Hayır' diye şarkı söyleyen bir grup gence polis gidip müdahale etti. Gaziantepli Türkçüler Otağı'ndan genç bir arkadaşımız, referandumda 'Hayır' diyeceğini ifade ettiği için ülkücü bir genç tarafından bıçaklandı."

Türkçü gençlere göre, MHP ile anayasa değişikliği konusunda ayrışmaları çok doğal.

Alper, "Milliyetçiliğin MHP'nin tekelinde olması bizim her zaman sorunumuz oldu. Atatürkçü olduğunu söyleyen insanların tamamen tek adam üzerine kurulu bu sisteme 'Evet' demesini kesinlikle anlayamıyoruz" diyor.

Telif hakkı Reuters
Image caption Anayasa değişikliği referandumda kabul edilirse seçilme yaşı 18'e inecek

20 yaşındaki Körkün ise özellikle MHP'li siyasetçilerin başkanlığa yönelik söylemlerinin birkaç ay öncesine göre farklılık göstermesini eleştiriyor ve bu kişileri 'koltuk sevdası' olarak değerlendiriyor.

Atatürk'ün ve Nihal Atsız'ın görüşlerine bağlı olduklarını söyleyen Türkçü gençler, MHP ile ayrıştıkları temel noktalardan birinin de 'laiklik' olduğunu ısrarla vurguluyor.

Körkün, "Biz insanlar üzerinde dini baskı kurulmasına karşıyız. Laik insanların hepsi bu gidişattan bir kaygı duyuyor. MHP'nin, içinde bulunduğu Türk-İslam sentezi bakımından AKP'ye olan bu İslami yakınlığına karşı bir noktadayız" diyor.

'Laiklik artık tüm gençlerin kaygısı oldu'

Sohbetlerimi sürdürmek üzere Ankara'ya geçiyorum.

Oturduğum, çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu kafenin gürültüsünü bir anda yükselen genç bir kadının sesi kesiyor:

"Karnelerimizi aldığımız bugün, siyasi nedenlerle okuldan uzaklaştırılmış arkadaşlarımız ve liselerde nitelikli eğitim hakkımız için, mevcut eğitim politikalarına 'Hayır' diyoruz!"

Daha sonra, o genç kadın ve Liseli Genç Umut üyesi diğer bir grup genç ile bir araya geliyoruz.

Liseli Genç Umut'u, "Parasız, eşit ve anadilde eğitim hakkı için 60 ilde biraraya gelen liseli öğrenciler topluluğu" olarak tanımlıyorlar.

Öğrenciler, haberdeki ifadelerinden ötürü, okullarında sorun yaşayabileceklerini düşünerek, soy isimlerinin yazılmamasını rica ediyorlar.

16 yaşındaki Alaz, genç bir kadın olarak liselerde cinsiyet eşitsizliği yaşadığını ve eğitimde laikliğin tamamen yok olmasından endişe duyduğunu anlatıyor ve "Laiklik kaygısı artık hepimiz için yaşam kaygısı olmaya başladı" diyor. Kendisinden bir örnekle devam ediyor:

"Okul dışından birinin uzun süre tehdit ve tacizine maruz kaldım. Bu durumu annemle beraber okul müdürüme ilettiğimde müdür anneme, 'Senin kızın da tacize kapı açmasın' yorumunda bulundu."

Image caption Ankara'da Liseli Genç Umut üyeleri BBC Türkçe'ye konuştu.

Lise son sınıf öğrencisi Anıl ise, parlamenter sistemde bile eğitimde eşitlik sorunu yaşandığını söyleyerek, anayasa değişikliği ile beraber Alevilere yönelik baskıların artacağından endişeleniyor:

"Gelenek ve kültür olarak Aleviyiz. Ben kendim bile Alevi olduğumu bilmezken, orta okul yedinci sınıfta arkadaşlarımla aramda bir anda konu açıldı. Bir arkadaşım benim hakkımda 'Bu arkadaş Alevi, bunların suyu içilmez, ekmeği yenmez, biz bunlarla görüşmeyelim' dedi" diye anlatıyor.

Ozan ise henüz yarısında olduğu lise hayatı boyunca siyasi sebeplerden ötürü üç tane okul değiştirmek zorunda kalmış. Atılma nedenlerinden birini şöyle anlatıyor:

"İkinci okulumdan Berkin Elvan için atıldım. Müdür bir kadın arkadaşımızın göğsündeki Berkin Elvan fotoğrafını almak için elini attı, müdürle tartıştık ve ardından okula polisler geldi.

"Eğitim sistemi, itiraz eden, nitelikli eğitim isteyen her öğrenciyi geleceksizleştirmeye başladı. Her atıldığım okuldan sonra çok fazla baskıya maruz kaldım ve boyalı eşek muamelesi gördüm.

"Okullarda nitelikli eğitim verildiği sürece, bilim laboratuvarları olduğu sürece siyaset yapılmaz. Gittiğim bütün liselerde üçer tane mescit varken sadece bir tane bilim laboratuvarı vardı ve o da zaten kullanılmıyordu."

'Biz devrimci gençleri milletvekili yapmazlar'

Anayasa değişikliği paketinde milletvekili seçilme yaşının 18'e düşürülmesi Ankara'da görüşlerini dinlediğim bu gençlere çok da inandırıcı gelmiyor, onlar da bunu bir kazanım olarak göremediklerini söylüyor.

OHAL'deki bazı uygulamalar da gençlerin inancını kırmış gibi gözüküyor.

Telif hakkı AFP

Sözlerini OHAL'de yaşanan ihraçlar, dernek kapatmalar, gazetecilere yönelik gözaltılar ve tutuklamalardan örneklerle sürdürüyorlar.

Anıl, "OHAL'de ülkeyi geliştirebilecek ve esasen siyasetle ilgisi olmayan öğretmenlerin bile ihraç edildiğine şahit olduk. Bu sistemde bizim gibi Alevi ve solcu kimliği taşıyan demokratlar yüksek makamlara gelemez" diyor.

'Neden başka ülkelere gidelim?`

Her birinin hayal kırıklıklarını dinledikten sonra, tüm bunların onlarda geleceğe ve Türkiye'ye dair umutsuzluğa yol açıp açmadığını soruyorum.

Ozan, "Tüm bunlar bizim gibi devrimci gençleri umutsuzluğa sevk etmekten ziyade, tam aksine harekete geçmeye itiyor. Kendi ülkemizi daha yaşanılabilir hale getirmektense neden başka ülkelere gidelim?" diyor. Alaz da aynı görüşte:

"Artık kadınlar, kız kardeşlik bilinciyle toplumsal meselelerde siyasi kimliklerini bir kenara koyarak el ele verebiliyor. Bu yüzden asla umutsuz değilim."

İlgili Konular

İlgili haberler