15 Temmuz Darbe Girişimi: Hayatını riske atanlar
Cihazınızda ses/video gösterim programı bulunamadı

15 Temmuz'da hayatları pahasına darbeye direnenler anlatıyor

Haber-Video: Selin Girit

Kimi önüne yattığı tank tarafından ezildi, kimi direnirken vuruldu.

15 Temmuz'da darbecilere direnenlerden 249 kişi hayatını kaybetti, 2 bin 196 kişi de yaralandı.

Darbe girişimi sırasında İstanbul'da hayatlarını tehlikeye atarak sokaklara çıkanlar o günü ve yaşadıklarını, BBC Türkçe'den Selin Girit'e anlattı.


Image caption "Beni sokaklara iten ilk motivasyon Allah'ın rızasını kazanmaktı."

Sabri Ünal

35 yaşında. Köprüye gidiyordu. Sağ kolunun üzerinden tank geçti.

Bağlarbaşı Kültür Merkezi'nden yukarı doğru geliyordum. Amacım köprüye gitmekti. Köprüye bağlanan yola gelmiştim ki birisi "Ateş ediyorlar! Yere yat!" dedi. Sağa sola baktım, ateş eden kimse duymadım, görmedim. Silah sesi duymadım.

O ara tankların gelmekte olduğunu gördüm. Tankları durdurmak için yola fırladım. Tam burada ilk tankla karşılaştım. Onu durdurmak için elimden geleni ortaya koydum. O durmadı ve üstümden geçti. Sonra ayağa kalktığımda ikinci tank geliyordu. Onu da durdurmaya çalıştım. Sağ elimi kaldırdım ama o da beni görmesine rağmen durmadı, yoluna devam etti. Sağ kolum ikinci tank tarafından ezildi, yaralandı.

Ben Sayın Başbakanımızın "Bu bir darbedir," sözünü duyar duymaz sokaklara çıktım. Sokaklara çıkan insanlar homojen değildi, hepsinin farklı fikirleri, düşünceleri vardı. Kimisi Allah rızası için, kimisi vatanını savunmak için, kimisi elinde olan Türklüğünü ortaya koymak için, herkes kendince farklı motivasyonlarla ortaya çıktı. Kimisi de tabii ki Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısını duyarak sokağa çıktı. Ama ben ondan önce sokağa çıkanlardanım.

Allah rızası için buradaydık. Tanrı'nın rızasını kazanmak için, onun sevdiği kullarından biri olmak için buradaydık. Tabii ki vatanımızı ve hükümetimizi seviyoruz. Onun için de buradaydık. Ama beni sokaklara iten ilk motivasyon Allah'ın rızasını kazanmaktı.

Tabii ki içimde öfke var. Tabii ki keşke diyorum. Biraz daha sola kaçabilseydim belki ikinci tanktan da yara almadan kurtulabilirdim. Doğrudan köprüye gitseydim belki burada yaralanmayacaktım, köprüde ölecektim. Birçok ihtimal vardı, Allah bize gaziliği nasip etti.

O akşam bütün milletimiz sokaklardaydı. İçimizden bir kısmı yaralandı, gazi oldu. Bir kısmı şehit oldu, vefat etti. Kahraman olmak için onları ciddi anlamda durdurmak gerekiyor. O akşam o tanklar buradan bir milim öteye gidemeseydi kendimi kahraman görürdüm ama ben kendimi sadece kurbanlardan birisi olarak görüyorum.


Image caption "Sonuçta vatan aşkı için gittik oraya. Biz bu vatanın evladıyız, nasıl gitmeyelim?"

Abdülhamit Tarakçı

32 yaşında. Köprüdeydi. Sol kolundan yaralandı.

Ümraniye'de oturuyordum. Gece yarısına doğru sokağa çıktım. Yürüyerek köprüye gittim. Ben vardığımda zaten köprüde bir kalabalık birikmişti. Silah sesleri duyuyorduk. Yaralılar getiriliyordu, onlara yardım ediyorduk.

Köprünün girişindeydik. Bir zulüm, bir eziyet, bir katliam vardı orada. Eline Türk bayrağı almış insanlara kurşun sıkılması hainliktir, vatan hainliğidir. Eline bayrak almış 'Allah! Allah!' diye bağıran birine nasıl kurşun sıkarsın? Ateş etme kendi kafana sık! Biz insanlara siper olduk. Canımızla, kanımızla siper olduk. O sırada sol kolumdan yaralandım. Kurşun sıyırmış. Yere düştüm.

Sonuçta vatan aşkı için gittik oraya. Biz bu vatanın evladıyız, nasıl gitmeyelim? Ölüm olsa ölüme de giderdik. Keşke şehitlik nasip olsaydı, içimde ukde kaldı.

Ülkemiz bağımsızlığından, özgürlüğünden olacaksa, benim çocuğuma gelecek olmaz bu ülkede.

Ben Karadenizliyim. Her zaman göreve hazırım. Bugün yine aynı şey olsa gözümü kapatmadan çıkarım. Ama enayi gibi çıkmam. Boş çıkmam yani. Öleceksem bir iki tanesini götüreyim öyle öleyim derim. Kendimi feda ederim ama bunlardan da kurtulsun bu memleket. Yoksa bu hainlik bitmez. Gözümü karartır çıkarım. Vatan bizim vatanımız.


Fatmanur Göksu

24 yaşında. Köprüye gitmeye çalışıyordu. Kolundan yaralandı.

Arkadaşımla internet üzerinden konuşuyorduk. O söyledi, köprüyü kapatmışlar falan. "Mantıksız, asker köprüyü niye kapatsın ki?" diye düşündüm önce. Darbe olacağı aklımın ucundan geçmedi. Ama televizyonu açınca, zaman ilerleyince anladık.

Babamla evdeydik. Haberleri büyük korkuyla takip ediyorduk. Cumhurbaşkanımızın sokağa çıkın uyarısı üzerine namazlarımızı kılıp evden çıktık.

Köprü yoluna geldik. 400 metre kadar ilerledik. Sonra çatapata gibi bir ses çıkmaya başladı. Herkes eğiliyordu. Ben hala anlamamıştım. Silahla bizim üzerimize ateş edebileceklerini kestirememiştim.

Babamla ben kol kolaydık. Kurşun benim sol kolumu sıyırıp babamın sağ koluna girdi. Oradan çıktı, babamın göğsüne saplandı. Bir kurşun da kolunda kaldı. Ne oluyor, demeye kalmadan babam yere düştü. Hemen yanımızda boğazından vurulan biri vardı. Kurşunun şiddetinden babamın kolu kırılmış, göğsünde de ufak bir yara kaldı.

Biz vatan, millet için sokağa çıktık. Hiçbir şekilde kim olursa olsun karşısında savunmasız, silahı olmayan birilerini vuracaklarını düşünmemiştim. Bir yanda halk var bir yanda ise eli silahlı insanlar. 249 kişi şehit oldu, ellerinde silah yoktu. Düşünmeden vurdular.

Bugün aynı şey olsa yine hiç düşünmeden sokağa çıkarım. Ben Recep Tayyip Erdoğan'ı çok seviyorum. Ama bu iş Erdoğan'ı koruyalım meselesi değil. O da var tabii. Ama bu iş başımızda kim olursa olsun her türlü darbeye hayır, her türlü teröre hayır demektir. İktidar kim olursa olsun vatan, millet, devlet için yine olsa yine çıkarım.


Image caption "Sırtımda Türk bayrağı, dilimde tekbir vardı sadece. Bize açılan ateş işte bu tekbire ve Türk bayrağınaydı."

Ayla Kasarcı

35 yaşında. Köprüdeydi. Eşiyle birlikte yaralandı.

Ben kanser tedavisi görüyorum, o gece son radyoterapi günümdü. Parmağımı kaldıracak halimin olmadığı bir geceydi. Kızımla ikimiz evdeydik. Kızım "Anne darbe oluyor," dedi. "Saçmalama!" dedim "Ne darbesi?" Haber kanallarını açtım. Başbakanımızın "Bu bir kalkışmadır," çağrısını gördüm. Eşime ulaştım, "Hemen gel ne yapmamız lazım karar verelim," dedim.

Namaz kıldık. Tam namaz bitti, Cumhurbaşkanımızın çağrısına denk geldik. Hiç tereddüt etmedik sokağa çıktık. Eşim, görümcem ve ben köprüye doğru yürümeye başladık.

Köprüye ilk girdiğimizde bir askeri araç ve tank havaya doğru ateş açtılar. Eşim "Korkmayın, bunlar bizim askerimiz. Bize ateş etmezler," dedi. İlerledik. Yaralananları gördük. Sırtımda Türk bayrağı, dilimde tekbir vardı sadece. Bize açılan ateş işte bu tekbire ve Türk bayrağınaydı.

Bir yaralıya yardım ediyorduk. O ara ateş açtılar. Ben kolumdan vurulduğumu hissettim. Eşime döndüm o da vurulmuş. Ama eşimden öyle bir kan akıyordu ki oluk oluk... Sırtından vurulmuştu. Orada bulunan gençler hemen eşime tampon yapmaya başladılar. Hemen hastaneye yetiştirmem gerekiyordu. Çok kan kaybediyordu. Numune'ye yetiştiğimizde nabzı yok tansiyonu ikiydi. Doktor şahadetine hazırlıklı olun dedi. Sabaha kadar ameliyat sürdü.

Eşimin şu an yürümesinde problem var. Tek başına dengede problem yaşıyor, kas güçsüzlüğü yaşıyor. Dalağını aldılar o gece. Eşim ne büyük ne küçük abdestini tutamıyor. O gecenin psikolojik travmalarından bahsetmek bile istemiyorum. Üzerimizden gitmiş değil.

Tabii ki Cumhurbaşkanımızın çağrısının sokağa çıkmamızda çok büyük etkisi var. Bize devlet ana, devlet baba diye öğretilmişti. 15 Temmuz'da millet anaydı, babaydı. O gece daha yaşarken bizim selalarımız okunuyordu.

Ama 15 Temmuz'da biz acemiydik. Şimdi ustalık zamanımız. Bu ülkemize yapılan bir Haçlı Seferi'ydi. Bizim özgürlüklerimize yine müdahale edecek, bize yine savaş açacaklar. Ama biz ve zürriyetimiz karşılarında olacağız.

Bugün aynı şey olsa, ben eşimi de şu haliyle alırım hiç tereddüt etmeden yine sokağa çıkarım. Korkunun k'si yoktu bizde o gece. Şehit olmak için sokağa çıkmıştık. Vatan uğruna ölmekten neden korkalım?


Image caption "Bu ülkeyi bize emanet eden ecdadımız var, onların kemlikleri sızlamasın. Biz bu vatanı hainlere vermeyiz."

Belgüzar Güneş

50 yaşında. Kısıklı'daydı. Tankın çarpması sonucu yaralandı.

Akşam televizyonu açtım. Hanımla oturuyorduk. Köprüdeki manzarayı gördük. Dedik ki herhalde herhalde bomba ihbarı falan var. Hanım, yok öyle görünmüyor dedi. Sonra Cumhurbaşkanı'nın konuşmasını gördük. Halkı sokağa çağırdı. Ben bir anda ayağa fırladım. Darbenin ne olduğunu biz bildiğimiz için... Çocuklara giderken dedim ki "Herkes hakkını helal etsin. Gidişimiz var dönüşümüz yok". Abdestimizi aldık, helalleştik, öyle çıktık sokağa.

Bizim mahalle olduğu gibi minibüse dolduk, Kısıklı'ya gittik. Polisler kalabalık, Cumhurbaşkanımızın evini yalnız bırakmayalım diyorlar. O ara bir haber geldi, tanklar Cumhurbaşkanımızın evini vurmaya geliyor dediler. Biz 80-90 kişilik bir grup koptuk, önlemek için köprüye doğru yol almaya başladık. Bir baktık, üç tane tank geliyor. Yol kenarındaki su künklerini aldık yolun ortasına koyduk. O koca künkleri nasıl kaldırdık koyduk ben hala şaşırıyorum.

Tanklardan birinin üstüne çıktım ben. İçindeki almaya çalışırken tank bizi silkeledi, önümüzdeki arabaları ezdi geçti. Tankın önüne düştüm ben. Bir sürü kişi ezildi orada, rahmetlik oldu. Tank beni öndeki kamyona vurdu, sıkıştırdı, bir kere daha vurdu. Ben kendimi kaybettim. Rabbim bana bir daha öyle gün yaşatmasın.

Ben o gün sokağa vatan için, bayrak ve millet için çıktım. Bu ülkeyi bize emanet eden ecdadımız var, onların kemlikleri sızlamasın. Biz bu vatanı hainlere vermeyiz. Vatanımın bir karış toprağına dokunamazlar. Kanımın son damlasına kadar veririm bu vatan için. 3-5 çapulcu gelip alamaz benim vatanımı. Sayın Cumhurbaşkanıma da kimse hakaret edemez, eden beni bulur.

On sefer de darbe olsa yüz sefer de darbe olsa ben o tanka direnirim, o merminin önüne geçerim.


Image caption "Herkesin tek düşüncesi vardı aklında; Vatanımızı, milletimizi kimseye yedirmemek."

Mehmet Bostan

43 yaşında. Atatürk Havalimanı'ndaydı. Göğsünün üst kısmından vuruldu.

Başbakan'dan bir kalkışma girişimi olduğunu öğrendikten sonra eşimi aradım ve sokağa çıkacağımı söyledim. O da müsaade etti. Burada tek amacımız bu kalkışma girişimine engel olmaktı. Bunun yanlış olduğunu, hepimizin kardeş olduğunu, bunun dışarıdan dayatılan bir durum olduğunu ifade etmek için çıktık.

Havalimanının ilk girişinde tanklar vardı, askerler tutmuştu. Ama bu askerlerin bizim askerlerimiz olduğunu düşünmüyorum hiçbir zaman. Çok arbede vardı.

Savaşlarda bir orduyu yönetmek çok zordur. Hele ki kimin kim olduğunu bilmiyorsanız daha da zordur. Allah-u Teala bizi öyle bir yönlendirdi ki bazılarımız tankların üzerine, bazılarımız kulelerin üzerine, bazılarımız da pistin içerisine girdik Hamdolsun ben de bunların içerisindeydim.

Buraya geldiğimizde Allah-u Teala hepimizin içindeki korkuyu bitirmişti. Herkesin tek düşüncesi vardı aklında; Vatanımızı, milletimizi kimseye yedirmemek.

Biz zırhlı personel taşıyıcılarının içinde gelmelerini bekliyorduk. Hiç aklımıza gelmezdi bir minibüsün içerisinden üzerimize ateş edecekleri. İlk vurulan 15 yaşındaki Mahir Ayabak kardeşimizdi, şehit oldu. Bu halk o kadar güçlü bir halk ki mermilerin üzerine elinde hiçbir şey olmadan yürümeye devam etti.

Solumdan bir ıslık sesi gibi bir ses duydum, ateş gibi bir yanma hissettim. Sırtüstü yere düştüm. O anda göğsümün üst kısmından vurulmuştum. Tabii daha sonrasında çatışma devam etti. Üstümüze atışlar vardı. Oradan beni arkadaşlar sürünerek ateş menzilinden çıkardılar, hastaneye götürdüler.

Bayrak üstünde bulunan ay ve yıldıza her zaman sadık kalacağımıza söz verdiğimiz için sokağa çıktık biz. Bugün aynı şey olsa hiç düşünmeden tekrardan çıkarım. İkincisi bizde bundan sonra ölmek var, gazi olmak yok.


Image caption "İyi ki de çıktık o gün sokağa yoksa çok kötü şeyler olabilirdi."

Esra Dereli

29 yaşında. Vatan Caddesi'ndeydi. Başından yaralandı.

Havaalanına gidecektik, ama Vatan Caddesi'ne gittik önce. Konvoylar halinde insanlar geliyordu, millet sokaktaydı. Kornaya basa basa gidiyorduk. Arkadan gelen tankı fark edemedik. Eniştem de yanımızdaydı. Eşime, "Mehmet gaza bas tank geliyor!" dedi. Demesine kalmadan tank arkamızdaki üç arabayı ezdi, bizim üzerimize çıktı.

Eşimin o anda gaza basmasıyla araya bir sokağa girdik. Ben tank geliyor denilince kapıyı açmışım, örtmeyi unutmuşum. Arabanın kapısından düştüm o ara. Yolun ortasına düşüp bayılmışım. Saat dörde kadar kendime gelemedim. Başımdan yaralandım, ayağıma da cam parçaları girdi. Allah'ıma şükürler olsun, ölümden döndük saniyeyle. Yoksa tank bizi de ezmişti.

Tabii ki Cumhurbaşkanımızı düşünerek sokağa çıktık. Onun demesiyle, onun çağrısıyla, halk sokağa çıksın demesiyle çıktık, başka bir şey değil. İyi ki de çıktık o gün sokağa yoksa çok kötü şeyler olabilirdi. Allah korusun belki Cumhurbaşkanımıza bir şey olurdu. Çok seviyoruz kendisini ailecek. Eşim tapıyor diyebilirim hatta. Şu an bile konuşurken ter basıyor beni Tayyip Erdoğan'ı düşününce. Başımızda olabilecek adam gibi adam bir o var, başka da kimse yok.


Image caption "Yine olsa tereddütsüz çıkarım sokağa. Vatanım için. Biz vatanımızı kolay kazanmadık."

Ayla Aşkın

38 yaşında. İBB önündeydi. Kolundan ve kalçasından vuruldu.

Karagümrük'te misafirlikteydim dört çocuğumla birlikte. Haber geldi, asker yönetime el koydu sokağa çıkmayın diye. Ben bundan çok etkilendim. Neden devletimiz bu kadar iyi durumdayken darbe yapıyorlar diye düşündüm ve sokağa çıktık.

Vatan Caddesi'ne kadar tekbirler getirerek indik. Orada polis bizi yönlendirdi, Valilik ele geçirilmiş, Büyükşehir Belediyesi önünde durumlar çok kötü diye. 18 yaşındaki oğlum vardı yanımda. İBB önüne gelir geldik. Benim elimde büyük bir bayrak vardı. İlk ışıklarda hainler, ikinci ışıklarda biz vardık. Ben askerle konuşmaya geçtim. "Askerin burada ne işi var? Sizin yeriniz kışla," dedim ama konuştuğum asker önce havaya sonra yere sıkmaya başladı. O esnada 20-22 yaşlarında bir kardeşim başından yara aldı vuruldu ve yere düştü. Onu kaldıralım diye yalvarırken ben kalçamdan vuruldum, onun yanına yere düştüm. Kolumdan da vurulduğumun farkında değildim. Oğlum "Annem ölüyor!" diye bağırmaya başladı. Hastaneye kaldırdılar.

Yine olsa tereddütsüz çıkarım sokağa. Vatanım için. Biz vatanımızı kolay kazanmadık. Gelmiş geçmiş Çanakkale Savaşı var, onca savaşlarımız var. Hepsi vatan için. Ben vatanımı çok seviyorum. Neremden vurulursam vurulayım, yine çıkarım sokağa.


Bayram Sağlam

39 yaşında. İstinye'deydi. Sağ bacağından vuruldu.

İstinye'deki dükkanımdaydım. Köprünün askerler tarafından kapandığını görünce beklemede kaldık, terör olayıdır diye düşündük. Başbakanımız kalkışmadır deyince arkadaşlarla konuşmaya başladık biz de bir şeyler yapalım diye. Cumhurbaşkanımız sokağa çıkın deyince biz de sokağa çıktık. Ne yapmamız gerektiğini düşünürken İstinye'deki polis karakoluna gidelim polise yardımcı olalım diye düşündük.

Memurlar burada durumun sakin olduğunu, Borsa'ya askerlerin gittiğini, orada desteğe ihtiyaç olduğunu söyledi, oraya gitmemizi rica ettiler. Elimizde Türk bayrakları ve tekbirlerle oraya gittik.

Karşımızdaki kişilerin bize karşı silah kullanacaklarını düşünemedik. Bu asker darbe de yapsa bize sıkmaz, en fazla dipçik vururlar diyorduk. Ama tam Borsa'ya dönerken vurulduk. Dur, gelme, yapma, etme gibi bir ikaz da olmadı. Kasti nişan alınarak sağ bacağımdan vuruldum. Ben düşünce beni çekmeye çalışan arkadaşımı da vurdular. Bir gram acımaları yoktu.

O gece sokağa çıktığım için tabii ki kendimle gurur duyuyorum. Beni bırak, eşim çocuklarım hepimiz gurur duyuyoruz. Çıkmasak bugün Suriye'den beter olacaktık. Bir daha olsam bir daha çıkarım. Hafif aksıyorum, bir ayağım diğerinden 5 santimetre daha kısa. Ama olsun, tereddütsüz çıkarım yine.


Image caption "Yine aynı şey olsa, ustalığımızda ne yaparlar bilmiyorum ama böyle olmaz. Bu sefer biz taarruza geçeriz herhalde."

Cemil Akay

32 yaşında. Çengelköy'deydi. Elinden ve boynundan vuruldu.

Çengelköy'de ışıkların oraya geldik. 150-200 kişilik bir grup vardı. "Asker kışlaya!" falan diye sloganlar atıyorlar. Bir çocuğun telefonla konuştuğunu gördüm, çocuk da küçük, 15-16 yaşlarında. "Anne burada insanları vurdular," diyor, ağlıyor falan.

Ben telefonla konuşuyordum. Peş peşe ateş etmeye başladılar. 4-5 kişi de gözümüzün önünde vuruldu. Ben arkadaşlarımı aramaya başladım. Dedim burası çok karıştı. Biz olayların bu kadar büyüyeceğini tahmin etmiyorduk. İnsanları öldürmek için ateş ederler falan diye beklemiyorduk. İnsanlar patır kütür vurulmaya başladılar.

Telefonla konuşurken, insanlar vuruldu diye anlatırken, yardım isterken buraya gelin falan diye, yoğun bir ateş geldi o sırada. Kızılca kıyamet işte o an koptu. Çok hızlı bir şekilde ateş etmeye başladılar. Tam o sırada önce boynumdan vuruldum, telefon sağ elimdeydi, telefonu cebime soktum. O sırada elime de geldi kurşun, sol elime. Sersemledim, düştüm.

O sırada çok kişi vurulduğu için etrafımız düşen düşene. Abilerim kollarıma girdi. Ben şah damarımın patladığını düşünüyordum, çünkü çok kan akıyordu boynumdan. Abime "Hakkını helal et abi, oğluma iyi bak," dedim.

Neden bu kadar büyük bir risk aldım? Ben 6 yaşımdan beri anasız büyüdüm. Bir çocuk annesiz büyüyebiliyor, babasız da büyüyebiliyor. Ama Suriye'ye bakıyorsunuz mesela. Sokaktaki Suriyeli çocuklara bakıyorsunuz. Bir çocuk vatansız büyüyemez diye düşünüyorum.

Beni sokağa çıkaran en büyük etken vatan, özellikle devlet elden gidiyor hissidir. Biz şu anki yönetimden memnunuz. Başımız dik geziyoruz, karnımız doyuyor hamdolsun.

Bugün aynı şey olsa -Allah göstermesin- hiç tereddüt etmem tabii ki gene çıkarım. Ama bu sefer öyle boş çıkmayız. 15 Temmuz bizim çıraklığımızdı. Gazi arkadaşlarla böyle konuşuyoruz. Yine aynı şey olsa, ustalığımızda ne yaparlar bilmiyorum ama böyle olmaz. Bu sefer biz taarruza geçeriz herhalde.

Bu sefer elimize sadece bayrak alarak kendimizi vurdurmak için çıkmayacağız. Ben öyle düşünüyorum. Kendimi vurdurmak için çıkmayacağım. Ölmek için çıkacağım ama sadece onlar bana vurmayacaklar, ateş edip gitmeyecekler.

Çok şehidimiz var, çok kardeşimiz arkadaşımız şehit olsun. Allah rahmet eylesin. Ben onlarla gururlanıyorum. Allah onlardan razı olsun. Bunu da yaşayacakmışız. Kadermiş. İnşallah belki bundan sonra daha iyi olur. Belki biz bir öldük ama bin dirileceğimize inanıyorum. Buradan daha güçlü bir hale geleceğimize inanıyorum.