S.Arabistan-Suriye yakınlaşmasından beklentiler

Bir Arap ülkesi liderinin bir başka Arap ülkesini ziyareti, normalde pek fazla heyecan yaratmayabilir.

Ancak Suudi Kralı Abdullah'ın Suriye ziyareti, iki ülkenin yaklaşık 4 yıldır gergin olan ilişkilerinde değişimi simgelediğinden heyecan yarattı.

Suudi Arabistan ve Suriye, Arap dünyasını bir süredir ikiye bölen çıkar çatışmasında ayrı kamplarda yer alıyorlardı.

Riyad Suriye'nin, bölgedeki en önemli rakibi olan İran ile yaklaşık 30 yıldır süren yakın ittifakını onaylamıyordu.

İran'ın bölgedeki Şii nüfuzunu genişletmesinden kaygılanan Suudi Arabistan'ın ABD ile geleneksel ittifakı da ilişkilerin gelişmesine engeldi.

İki ülke arasında en büyük kriz ise, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin 2005 yılında bir suikaste kurban gitmesiyle çıktı.

Suudi vatandaşı olmasının yanı sıra Riyad yönetimiyle çok yakın ilişkileri olan Refik Hariri'nin öldürülmesinden Suriye sorumlu tutuluyordu.

Suriye ve Suudi Arabistan bu olayın ardından, Lübnan'daki iktidar mücadelesinde daha da fazla karşı karşıya geldi.

Şam yönetimi İran destekli Hizbullah örgütüne yakın dururken, Riyad Refik Hariri'nin oğlu Saad Hariri'nin liderlik ettiği Batı destekli koalisyonun yanında yer aldı.

Lübnan'da çözüm umudu

Suudi Arabistan Kralı Abdullah'ın Suriye ziyareti bu açıdan Lübnan'da ilgiyle izleniyor.

Zira Haziran ayındaki seçimleri kıl payı kazanan batı yanlısı koalisyonun başındaki Saad Hariri, ulusal birlik hükümetini dört aydır kuramadı.

Ancak Riyad ve Şam'ın destek vermesi durumunda, seçimlerden ikinci sırada çıkan Hizbullah liderliğindeki muhalefet ile koalisyonun hemen kurulabileceği görüşü hakim.

Lübnan'da birçok gözlemci, "Uzlaşma yönünde yol alınmış olmasa, Suudi Kralı Şam'a gitmezdi." görüşünü savunuyor.

Filistin için de olumlu bir adım

Lübnan kadar hızlı olmasa da, Suriye-Suudi Arabistan yakınlaşmasının Filistin topraklarında da olumlu sonuçlar doğuracağı tahmin ediliyor.

İki ülke aynı Lübnan'da olduğu gibi Filistin'de de rakip kamplara destek veriyordu. Suriye Hamas'ın, Suudi Arabistan ise El Fetih hareketinin yanında yer alıyordu.

Suriye-Suudi Arabistan ilişkilerinin gelişmesinin, Lübnan ve Filistin sorunlarında ilerleme vadetmenin yanı sıra, Arapların bölge sorunları konusunda ortak bir tavır sergilemesine de yardımcı olacağı umuluyor.

2002 yılında Beyrut'taki zirvede onaylanan ve Suudi Arabistan imzasını taşıyan Orta Doğu barış planı, başta Suriye'nin tavrı nedeniyle ortak bir tutuma dönüşememişti.

Bu planın tekrar tartışılmaya başlandığı bir dönemde, iki ülke arasındaki yakınlaşmanın planın etkisini kuvvetlendireceği düşünülüyor.

Suriye, İran'ı terk eder mi?

Suriye-Suudi Arabistan yakınlaşması gerçekleşse de, Şam'ın İran ile ittifakından kolay kolay vazgeçmeyeceği tahmin ediliyor.

Ancak bu ittifakın, İran'ın nükleer programı konusunda Batı ile işbirliğini arttırması durumunda Araplar arasında birliği tehdit eden bir unsur olmaktan çıkabileceği yorumları yapılıyor.

Şam-Riyad uzlaşmasına zemin hazırlayan unsurlar arasında, ABD Başkanı Barack Obama'nın Orta Doğu'da daha uzlaşmacı bir tutum sergilemesini de saymak gerekiyor.

ABD'nin Suriye ve İran ile temaslarının, Suudi Arabistan-Suriye yakınlaşması için de koşulları olgunlaştırdığı düşünülüyor.