Medya özgürlüğüne saygı ve Türkiye

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin Medya alt komitesi, Konsey üyesi 47 Avrupa ülkesini Basın Özgürlüğü açısından değerlendiren raporunu açıkladı.

Image caption Raporun üst komitenin de onayından geçmesi gerekiyor

Raporda Türkiye; Arnavutluk, Gürcistan, Bulgaristan gibi Doğu Avrupa ülkeleri ile aynı ligde yer alıyor ve "basının kısmen özgür olduğu" ülkeler arasında sayılıyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün basın özgürlüğü endeksinde ise geçen yıl 102. sırada bulunan Türkiye, 2009 yılında 20 sıra birden gerileyerek, 170'i aşkın ülke arasında 122'inci sırada yer aldı.

Lüksemburg'da 26 Ekim'de açıklanan AKPM medya alt komitesi raporunun son halini alması için, üst komitenin onayından geçmesi ve genel kurula gelmesi gerekiyor.

Raporun yazarı, akademisyen ve eski bir BBC muhabiri olan William Horsley.

Konu hakkında görüştüğümüz Horsley, Türkiye'nin basın özgürlüğü açısından, diğer Avrupa ülkeleri arasındaki durumunu şöyle değerlendiriyor:

William Horsley: Komite Türkiye'deki durumdan özellikle kaygılı. Çünkü bu komitenin Avrupa çapında medya özgürlüğünü savunma konusundaki çalışmaları, çok ciddi bir şekilde, yaklaşık üç yıl önce İstanbul'da Hrant Dink'in ve hemen ondan önce de Moskova'da Anna Politkovskaya'nın öldürülmesinden sonra başlamıştı. Benim raporda eğildiğim konulardan biri Hrant Dink cinayeti sanıklarının yargı önüne çıkarılması ve yargı süreci konusunda görülen aksaklıklar ve hatalar. Türkiye'de temel yasalar, özellikle de Ceza Kanununun 301. maddesi konusunda hala var olan sorunları da vurguluyoruz. Ama bunun dışında medya özgürlüğünü potansiyel olarak tehdit edebilecek 40'a yakın başka yasa da var Türkiye'de. Komite, bütün bunları not etmiş durumda. Kısacası Türkiye şu anda başlıca kaygı uyandıran ülkeler arasında. Gelecekte komitenin yürüttüğü bu izleme süreci sıkılaştığında Türkiye'ye daha fazla odaklanılacaktır.

BBC Türkçe: Bu raporun ortaya koymuş olduğu bulgular daha önceki rapordan pek de farklı değil. Peki şu ana kadar Basın Özgürlüğü'nü daraltan mevzuatın iyileştirilmesi konusunda hiç iyiye doğru bir adım da yok mu Türkiye'de acaba?

W. Horsley: Evet, bir iyileşme potansiyeli var. Çünkü Türk makamlarınca 301. maddeden yargılanan gazetecilerin davaları, çeşitli medya örgütlerince yakından izleniyor. Özellikle de ''19. Madde'' adlı uluslararası ifade özgürlüğü örgütü ve Uluslararası PEN Yazarlar Derneği. Başka örgütler de var tabii. Diyorlar ki, Türkiye'nin bu konudaki işleyişi iyileştirme olasılığı var. Çünkü şu anda ülkede 70 kadar dava var bu konuda açılmış olan. Gazeteciler ve yazarlar, cezai soruşturmalara tabi tutuluyor. Bunların 27'si ise 301. maddeden açılan davalar. Ancak 301. maddenin değiştirilmiş halinden yapılan başvuruların sadece 7'si Türkiye Adalet Bakanlığı tarafından şu anda ele alınıyor. 301. maddenin yeni halinden sonra yapılan yargılamalarda kesinleşmiş bir kararın bulunmadığını da not ettik bu raporda. Eğer yapılan değişiklik, açılan davaların sayısını azaltıyorsa, bu belki olumlu bir işaret olabilir. Ancak diğer taraftan, diğer yasalardan yapılan yargılamalar görüldüğü kadarıyla ya aynen devam etti ya da sayıca arttı. Elbette bu da ciddi bir kaygı nedeni.

Siyasi iklim

BBC Türkçe: Bundan iki hafta kadar önce AB Komisyonu da Türkiye'nin birlik üyeliği öncesinde pek çok alanda kaydettiği ilerlemeleri özetleyen bir rapor yayımlamıştı. Bu raporun elbette Türkiye siyaseti üzerinde bir etkisi var. Sizin raporunuz için de aynı şey söylenebilir mi?

W. Horsley: Elbette bu iki örgüt birbirinden farklı. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin önemi ise, üye ülkeler ve üye parlamenterler arasında bir baskı unsurunu gündeme getirmesi. Bu meclisteki parlamenterler, basın özgürlüğünü kısıtlayan bu rahatsız edici maddeleri yürürlükten kaldırması için daha önce Türkiye'ye yönelik sert bir uyarı yayımlamışlardı. Bizim burada yürüttüğümüz sürecin anlamı ise şu. Ocak 2010'da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinden yeni bir karar çıkarması istenecek. Türkiyenin bu anlamdaki sicili şu anda olduğu gibi zayıf olursa, yani tüm bu davalar, Doğan Medya Grubu'nun karşı karşıya olduğu vergi cezası gibi uygulamalar hala geçerli olursa, parlamenterler meclisinin de ortaya koyacağı görüş buna uygun olacaktır. Ve Türkiye'den bu konuda eyleme geçmesini isteyeceklerdir. Elbette tüm bunların Avrupa genelindeki siyasi iklim üzerinde de etkileri olur. Ki buna Türkiye'nin uzun vadede bir üye ülke olarak AB'ne girme hedefi de dahildir.

Vergi cezası

BBC Türkçe: Türkiye'de bir yandan tüm bu davaları ve yargı süreçlerini, diğer yandan gazete kapatma kararlarını izliyoruz. Bir yandan da Doğan Grubu'na verilen vergi cezasının bu kapsamda ele alınıp alınamayacağı tartışmaları var. Türkiye'de toplumun bir kesimi, Doğan Grubu'nun kendisinin de bir medya devi olarak basın özgürlüğünün önünde engel olduğunu, ayrıca yasaların gereğinin uygulanması gerektiğini söylüyor, diğer bir kesim ise aldığı milyarlarca dolarlık yüklü vergi cezası nedeniyle onu tümüyle bir mağdur olarak görüyor. Sizin bakışınız nasıl bu konuya?

W. Horsley: Elbette herhangi bir gazetenin veya bir medya grubunun, diyelim ki iftira ya da karalama gibi yollarla yasaları çiğnediği durumlarda hakkında dava açılması çok doğaldır. Ancak Doğan Medya Grubu'nuna karşı gelişen süreç, Avrupa Komisyonu tarafından, AGİT tarafından, medya izleme örgütleri tarafından, hep çok abartılı, neredeyse hayal mahsulü suçlamalar olarak tarif ediliyor. Yani Türk makamlarının bu konuda uygun olmayan bir yol izlediği çok açık. Özellikle de sözü edilen vergi usulsüzlükleri ile ilgili verilen vergi cezasının boyutu, hem absürd hem de medya çeşitliliği açısından tahripkar bir rakam olarak görülüyor. Bu durumda Türk makamlarının bu yolu intikam duygularıyla izledikleri görüntüsü oluşuyor ister istemez. Medyadaki yapılanmanın ne kadar iyi ya da ne kadar profesyonelce olduğu ise sanıyorum tümüyle ayrı bir konu.

Rusya ve Türkiye

BBC Türkçe: Bir süredir medya izleme örgütleri ile işbirliği içinde bu raporu hazırlıyorsunuz. Türk makamları sizinle temasa geçti mi acaba?

W. Horsley: Maalesef hayır. Medya alt komitesi olarak bu raporu açıkladığımız toplantıya da Türk parlamenterler katılmadı. Ancak elbette Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi genel kurulu Ocak ayında bu konuyu ele aldığında bu durumla yüzleşmeleri gerekecek. Türkiye'nin bu durumdan kaçma şansı yok. Avrupa Birliği gibi diğer örgütlere kabul edilmeden önce Türkiye'nin, üyesi olduğu Avrupa Konseyi standartlarını sağlaması gerekiyor. Çünkü Avrupa Konseyi, Türkiye'nin de bu standartlara sahip olmasını önemsiyor.

BBC Türkçe: Siz Türkiye'yi basın özgürlüğüne saygı açısından Rusya ile aynı ligde mi görüyorsunuz?

W. Horsley: İki ülkeyi bu anlamda doğrudan kıyaslama işine girişmiyoruz. Rusya'ya baktığımızda, bu ülke, diğerleri arasında en kötü sicile sahip. Gazetecilere yönelik şiddet ve cinayetler sürüyor. Rusya'da son üç yılda 12 gazeteci çok kötü şekillerde öldürüldü. Elbette pek çok saldırı da var bunun yanında. Şiddet anlamında, Rusya ve komşuları, Azerbaycan, Ermenistan, Belarus ve bazı dönemlerde Gürcistan,, gazetecilik alanında aşırı baskıcı uygulamalara sahip olmaları, gazetecilere yönelen şiddet olayları açısından aynı grupta yer alıyor. Elbette bu ülkeler de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyelerinin toplantısında açık bir şekilde kınandı. Ama raporu açıkladığımız toplantıya, Türkiye'den, Rusya'dan veya Azerbaycan'dan hiçbir komite üyesi katılmadı.