'Türkiye bütün eksenlere aynı mesafede'

Türkiye'nin son zamanlarda dış politikasında ardarda attığı adımların dünyada nasıl yankılandığını araştırdığımız dizide üçüncü konuğumuz, Arap dünyasından.

Profesör Muhammed Nureddin, Beyrut'taki Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin müdürü.

Aynı zamanda Lübnan Üniversitesi'nde dersler veren Nureddin, bir zamanlar Recep Tayyip Erdoğan'ın bir fotoğrafını ve bir şiirini ofisinin duvarına astığını söylüyor.

Nureddin'le bir İstanbul ziyaretinin hemen ardından, Türkçe olarak söyleştik.

ED: Türkiye dış politikasında artık Arap dünyasına karşı çok daha açık ve sıcak. Sizce Arap hükümetler bu politikaya nasıl bakıyor?

Muhammed Nureddin: İlk önce genel olarak Araplar Türkiye'nin yeni dış politikasına çok olumlu bir şekilde bakıyor. Tek bir sebep için: 2002 yılından önce uzun yıllar boyunca Türkiye tek taraflı ve negatif bir rol oynadı. Çünkü Türkiye, Batı-İsrail ekseninin bir parçasıydı.

Şimdi biliyorsunuz Türkiye ekseni bıraktı. Ancak tabii yeni eksene girmedi ve bütün eksenlere aynı mesafede kaldı. Bunun için hem Arap halkı, hem de Arap rejimleri sıcak bir şekilde bakıyor.

Buna rağmen bazı rejimler biraz kuşkulu bir şekilde bakıyor. Örneğin Mısır rejimi, örneğin Suudi Arabistan rejimi. Çünkü bu iki rejimin ana siyasi hatları genel olarak Batılı hatlar içinde. Halbuki Türkiye'nin yeni dış politikasında, özellikle Irak'ın işgalinden sonra, Batı ile çok konularda ayrılık var. Ve bu açıdan Türkiye hem Suriye, hem İran, hem Hamas'ı destekliyor. Bu konularda Türkiye ile hem Mısır, hem Suudi Arabistan arasında bir uçurum var.

Osmanlı'yı kimse istemiyor

ED: Peki Arap dünyasında, eski Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalma günlere geri dönme korkusu yok mu? Yani yeni-Osmanlıcılık dediğimiz şey hiç tartışılmıyor mu?

MN: Yani bakınız madem ki AK partisi, bu partinin İslami kökü var, o zaman İslam dünyasındaki İslamcı hareketlerin bir kısmı, hepsi değil ama bir kısmı, AK partinin tecrübesine din gözüyle bakıyor. Bu dinci kesim kuşkusuz bir şekilde bakıyor, Osmanlı İmparatorluğu'nun dönmesini arzu ediyor.

Ancak bence bu kesim dar; o kadar büyük değil. Çünkü hem Araplar, hem de diğer ülkelerdeki Müslümanlar, bu Osmanlı rolünü ihya etmek hiç kimse istemiyor. Bu bir yanı.

Öte yandan bence daha önemli bir nokta, Türkiye'deki AK parti Osmanlı rolünü ihya etmek istemiyor. Bu hedefin şartları yok. Böyle şeyler sadece bir medya sözü, bir propaganda, bir şantaj olarak tartışılıyor.

Liderlik kuşku yaratır

ED: Peki o zaman şunu sorayım: Türkiye pekçok Arap ülkesi için yeni bir müttefik olabilir, ortak olabilir, hatta arabulucu olabilir. Ama Türkiye, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun da dediği gibi, bölgesel bir lider olabilir mi sizce?

MN: Tabii bence önemli olan, AK partisi bu liderliğe nasıl bakıyor? Yani AK partisi böyle liderliği istiyor mu, istemiyor mu bu çok önemli birşey. Bence her ülke kendi menfaatlerini, gücünü artırmak istiyor bu normal. Tarihte her dönemde var.

Ancak bence bu çok boyutlu Türk dış politikasının, bu tarafsızlık ve iyi komşuluk politikasının böyle bir liderliğe ihtiyacı yok. Çünkü eğer liderlik rolü o kadar büyük görünürse bence bu, Türkiye'nin özellikle komşu ülkelerinde kuşkular yaratabilir o zaman kuşkular içinde Türkiye'nin dış politikası yürümez.

Çünkü eğer Türkiye'nin diğer ülkelerle iyi ilişkileri varsa belki yapıcı, arabulucu bir rol oynayabilir ancak liderlik, bu başka birşey. Ve Orta Doğu'da sadece Türkiye yok. Başka güçlü ülkeler var -- yani şimdi tabii İran, güçlü bir aktör Orta Doğu'da. Mısır ve Suudi Arabistan yeniden bir rol oynayabilir. Böyle bir rol oynamak isterse bence Türkiye'nin önüne çok engeller çıkabilir.

İsrail'le gerginlik

ED: Peki tarafsızlıktan bahsettiniz az önce. Türkiye geçenlerde İsrail'i bir askeri manevraya dahil etmedi. Ve bunun üzerine, Londra'da yayımlanan Şark el Avsat gazetesinde Abdülrahman el Reşid imzalı bir yorum çıktı. O yorumda diyordu ki, "Arapların Türkiye'ye bir arabulucu olarak ihtiyacı var, çatışmanın tarafı olarak değil. Dolayısıyla da Türkiye'nin, İsrail'le bu denli kavga etmesi aslında bizim de işimize gelmiyor." Siz ne düşünüyorsunuz?

MN: Yani bilmem bu ne kadar doğru ya da "bilimsel" bir yorum. İnsani açıdan, ahlaki açıdan, ilkeler açısından, Filistin'deki İsrail vahşetine karşı sessiz kalmak mümkün değil aynı zamanda. Ve biliyorsunuz Filistin sorunu, Orta Doğu'nun kalbi. Orta Doğu'nun öz sorunudur. Ve Türkiye ne kadar bu soruna hassasiyet gösterirse, rolünü o kadar artırabilir.

Şimdi Türkiye, İsrail'e karşı bir tavır aldı. Ancak aynı zamanda İsrail ile ilişkilerini koparmadı ve devam ediyor. Yani bu sadece bir tavır. Ama Türk-İsrail ilişkileri ortak manevradan çok daha geniş, çok daha büyük ve güçlü devam ediyor.

Diğer yandan İsrail'in ve aynı zamanda Batı'nın, Türkiye'ye ihtiyacı var. Türkiye'yi kaybetmek istemiyorlar. Bunun için Türkiye'nin arabuluculuk rolü devam edecek çünkü Türkiye'nin yerine tarafsız bir ülke yok. Ve İsrail, Türkiye ile ilişkilerini devam ettirmeye teşebbüs edecek. Ve Türkiye'den başka arabulucu bulmayacak ne İsrail, ne Batı.

Okuyucularımızın yorumları

oldukça iyi bir yazı dizisine imza attığınızı düşünüyorum. umarım türkiye'nin ortadoğu'da atmış odluğu bu adımları daha fazla akademisyenle görüşüp bizlere de aktarırsınız. Yazı dizinizden oldukça faydalandığımı ve devamı da gelirse bu faydanın artabileceğini içtenlikle söyleyebilirim. Başarılarınızın devamını dilerim.

Mustafa Koçak, Aydın

İlgili haberler