Toruntaht'ın izinde

Yola çıktığımızda, Da Vinci şifrelerinin izini sürerek kutsal kase ya da ölümsüzlük iksirinin sırlarına ulaşmak için uğraşan Profesör Langdonvari bir yaklaşım göstermiş olduğumuzu sanırım kabul etmemiz gerekir.

Serde Indiana Jones’luk varken elbette haberden çok maceraya atılır gibi Diyarbakır’ın Kulp ilçesine doğru yola çıktığımızda yaşamdan çok adı ölümle müsemma bir coğrafyada olduğumuz gerçeği ilk askeri kontrol noktasında çarpıyor yüzümüze.

Ancak haksızlık da etmemek gerekir.

Pek çoğunda artık araçlar durdurulmuyor bile.

Sadece hız kesme tümsekleri, aracınıza zikzaklar çizdiren kırmızıya boyanmış variller ve nöbetçi kulelerinden müteşekkil boş izlenimi veren kontrol noktaları Kürt Açılımı’nın yarattığı rahatlığın izlerini taşıyor.

Kasabalar ve köylerde de çatışmalardan çok artık huzur hakim.

Kulp Haber Gazete’sinin acar habercisi Ahmet kasabalarına bağlı bir mezrada yaşayan ve 135 yaşında olduğunu söylediği bir kadının varlığını iletmek için telefon ettiğinde aslında inanmakta oldukça zorlanmıştık.

Yola koyulmamıza sebep bu kadının varlığı rekorlar kitabına girmeye namzetti ki şimdiye kadar keşfedilmemiş olması bile ilginçti.

Bir saati aşkın yolculuktan sonra Kulp’ta buluştuğumuz Ahmet ile birlikte tekrar yola koyulduğumuzda önümüzde kırk kilometrelik bir dağ yolu vardı.

Aygün köyüne bağlı Sarıçoban mezrasına ulaşmak için doğa harikası ancak oldukça engebeli bir güzergâhtan sonra yine bir saati aşkın yol teptik.

Oldukça meşakkatli ve heyecanlı yolun sonunda araçtan inip bir süre de yayan yürüdükten sonra nihayet vardık Halime Olcay’ın evine.

Toruntaht

Küçük bir odada duvar dibine serili yer yatağında dinlenirken bulduğumuz Halime nine içeri girenleri gördüğünde artık güçten, takatten kesilmiş kollarının yardımıyla doğrulmaya çalıştıysa da ancak arkasına desteklenen yastıklarla oturabildi.

Yakınlarının anlattığına göre kocası ile birlikte yaptıkları bu odacıktan dışarı çıkmıyormuş.

Yeşil bir direğin desteğiyle ayakta duran oda şimdilerde hem Halime nineye hem de 135 yıllık anılarına mekan olmuş.

Torununun torununu görenlere verilen Toruntaht sıfatı İslam inancına dayanıyor.

Anlatılanlara göre bu kadar yaşamış insanlara yaşlarına hürmeten ceza verilmeyeceği ve cennetlik oldukları müjdelenmiş.

Bu nedenle çevresindekiler büyük saygı ve hürmet gösteriyorlar.

İnanmak gerçekten güç ama elindeki nüfus hüviyet cüzdanına göre tam 1874 yılında, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşe geçtiği dönemlerde doğmuş Halime Olcay.

135 yaşına tekabül eden bu uzun sürede 19, 20 ve 21. yüzyılları görmüş.

Radyonun icadına, dünya savaşlarına, ülkelerin yıkılmasına, ülkelerin kuruluşuna ve yaşadığı toprakların imparatorluktan ulus devlete geçişine, Cumhuriyet’e tanıklık etmiş.

Yaşından kaynaklı ağır bir amnezi geçiren Halime Olcay zaman zaman gelip giden hafızasından kalanları paylaştığında uzun ama acı dolu bir hikayenin içinde buluyoruz kendimizi.

Rusların kendilerine eziyet ettiğini anlatırken; “sarı saçlı yeşil gözlü ve gaddardılar” diyen Halime nine kıtlıkta insanların ölülerini yediklerini ve Kulp çayı kenarına gelen Mustafa Kemal’i gördüğünü de ekliyor.

Ailesinin neredeyse tamamını savaşlarda kaybettiğini de anlatan Halime Olcay’a uzun yaşamının sırrını da heyecanla soruyoruz.

Bu gibi durumlarda olduğu üzere neyi yiyip neyi yemediğine ilişkin açıklama beklerken üç kelimede özetliyor Halime nine; “ ne bulduysak onu yedik.”

İster istemez üstadın şiiri geliyor aklımıza.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın dizelerini belki de yeniden düşünmek gerekecekti artık.

‘Yaş otuz beş yolun yarısı eder’se 135 yolun neresine tekabül eder ki?

Kaydı nüfustan silinmiş

İlk duyduğumuzda inanmamıştık ya Halime ninenin yaşına, belli ki nüfus memurları da inanmakta zorluk çekmişler ki işgüzar bir memur araştırmaya bile gerek duymadan silivermiş kaydını.

Bir yıl önce nüfus kütüklerinin bilgisayar ortamına aktarılması çalışmaları yapılırken bir insanın bu kadar yaşaması imkansız denilerek ‘ölümünün araştırılmasının yapılması’ notu düşülerek kaydı dondurulmuş.

Bu zaman içerisinde kimsecikler gidip araştırmayı düşünmeyince Halime Nine hem yaşarken yok sayılmış hem de yaşlılık maaşından olmuş.

Nüfus kayıtlarını araştırmak üzere geldiğimiz Kulp Nüfus Müdürlüğü’ndeki Müdür Mehmet Yiğit yapılan yanlışlığın düzeltileceğini belirttikten sonra bizleri apar topar Kaymakam Ahmet Günaydın’ın yanına çıkarıyor.

Oldukça sıcak ve Halime Nine’nin varlığından kendilerini haberdar ettiğimiz için teşekkür ederek sözlerine başlayan genç kaymakam Ahmet Günaydın Kulp’un 1915 yıllarında savaşta çok eziyet çektiğini ve 3 bin 500 şehit verdiğini anlatıyor.

Ruslara karşı çetin mücadelenin verildiği Kulp’ta halkın yiyecek bir şey bulamazken tüm hayvanlarını orduya teslim ettiğini belirterek; gösterdikleri büyük vefa ve kadirşinaslığı yâd ediyordu.

Kürt Açılımı sonrasında yükselen milliyetçilik akımlarıyla insanların birbirine düşmesine; Türkler ve Kürtler canlarını dişlerine takıp Kulp’ta düşmana karşı omuz omuza mücadele ederek bir yüz yıl önce çok güzel bir cevap vermişlerdi.

En kısa sürede Halime Nine’nin elini öpmek için Sarıçoban mezrasına gideceği ve bu güne kadar ödenmeyen alacaklarının verilmesini sağlayarak ayrıca kendisine bakacak birine de Sosyal Hizmetler aracılığıyla maaş bağlanacağı sözünü veren Kaymakam Günaydın nitekim çok değil iki gün sonra bu sözünü yerine getirdi.

Diyarbakır’a dönmek üzere Kulp’tan ayrıldığımızda ölümsüzlüğün sırlarına ulaşamamamıza karşın içimiz rahattı.

Belki kutsal kase misali ölümsüzlüğün sırlarına vakıf olamamıştık ama eşdeğer sayılabilecek Toruntaht Halime Olcay ve onun muhteşem yaşamına tanık olmuştuk.

Üstelik o yaşamın hiç değilse geri kalanında rahat olacağını bilerek.