Şehre yaban domuzları indi

Geçenlerde televizyonlardaki bir görüntü şaşkınlık uyandırmış, ve insanlara günlük sıkıntı ve dertlerini unutturup, büyüklü küçüklü Budapeşte halkının gülümsemesine neden olmuştu.

Görüntülerde doğa koruma görevlileri, Orta Avrupa'nın en eski ve en köklü yerleşim birimlerinden biri olan Budapeşte'de, şehri tam ortasından ikiye bölen Tuna nehrinde bir yaban domuzunun hayatını kurtarmaya çalışıyorlardı.

Sandalla sudan çıkarılan sevimli yaban domuzu, suratından sular sızarak, güvensiz gözlerle çevresindeki kameralara bakıyor; kaçmak için fırsat kolladığı her halinden belli oluyordu.

Peki ama Tuna nehrinde bir yaban domuzu ne arıyordu?

Şehrin cazibesi

Olayın tanıklarını dinleyen yetkililer, yaban domuzunun, insanların Tuna kıyısına dolaştırmaya çıkardığı köpekler tarafından kovalanırken can havliyle suya atladığını, köpek sahiplerinin de kendilerini aradığını söyledi.

Doğal Hayatı ve Parkları Koruma Dairesi görevlileri kısa sürede olay yerine gelmiş ve suda sürüklenmemek için yüzmeye çalışan yaban domuzunu kurtarmışlardı.

Ama bu anlatılanlar domuzun oraya nasıl geldiğini izah etmiyordu.

Evet, şehri çevreleyen tepelerdeki ormanlarda yaban domuzlarının yaşadığı biliniyordu. Ama şehrin özellikle Buda yakasındaki bu ormanlar ile şehri Buda ve Peşte olarak ikiye bölen Tuna nehri arasında en az on kilometrelik bir mesafe vardı.

Bu şaşkın domuz bu kadar yolu nasıl aşıp başkentin tam merkezine kadar inebilmişti?

Budapeşte'li hayvanseverler olayı merak ediyordu.

Domuz meselesi

Sorular, tahmini cevaplar, röportajlar derken olayın boyutları büyüdü: Buda tepelerindeki yeşilin bol olduğu, havadar, lüks, çok pahalı evlerde yaşayanlarla yapılan röportajlar, yaban domuzlarının bu bölgede insanları hayatlarından bezdirdiğini ortaya çıkardı.

Domuzlar akşam olduğunda bahçelere giriyor, ekili dikili ne varsa tahrip ediyor ve sonra da çekip gidiyorlardı. Yaşlı bir teyze, "Bizden korkmuyorlar bile." diyordu; "Akşam hava kararırken bahçede koca bir yaban domuzu ailesi gördüm. Bir sürü yavruları vardı ve benim bin bir itinayla diktiğim lale soğanlarını çıkarıp yiyorlardı. Kışt kışt dedim, ama bana mısın demediler, yemeye devam ettiler." diye şikayet ediyordu.

Böylece Macaristan'ın yoğun gündemine bir de "yaban domuzu" meselesi dâhil oldu ve kısa süre içinde o tarihe kadar bilinmeyen bir gerçek ortaya çıktı: Yaban domuzları bir süredir yerleşim birimlerinde, neredeyse şehir sakinleriyle iç içe yaşıyorlardı.

İnsanlar doğal bir şaşkınlık içinde "Nasıl yani?" diye hayretlerini dile getirirken, uzmanlar çoktan bilimsel açıklamalara başlamışlardı bile...

Üstün zeka

"Yaban domuzları çok zeki hayvanlardır" diyordu uzmanlar. "O kadar zekiler ki, şehirleşmenin kendileri için bir tehlike değil, türlerini korumada bir avantaj olduğunu çok çabuk kavradılar ve evrim zincirinin en tepesindeki insanoğlunun yaşadığı yerleşim birimlerinin yakınlarına, hatta iç bölgelerdeki parklara taşındılar.''

Peki ama yaban domuzlarını şehirlere çeken şey neydi?

Uzmanlara göre bunun iki nedeni var: Birincisi, şehirlerde ve şehirleri çevreleyen yeşil alan ve ormanlarda avcılığın yasak olması. Domuzlar bu bölgelerde av yasağı olduğunu çabuk öğrenmişlerdi. Diğer neden ise şehirlerde ve çevresinde insanların bıraktığı bol miktardaki yiyecekti.

"Hatta" diyor uzmanlar, "O kadar ki, eskiden domuzlar ormanların derinliklerinde yaşar ve kışın yiyecek bulmak için köylerin yakınlarına inerlerdi, şimdi ise durum tersine döndü, şehirlere yakın yaşayıp, rahatça besleniyor ve sadece yaz aylarında, meyve, mantar ve yiyecek artınca kısa süreliğine ormana geri dönüyorlar."

Güvercinden farkı ne?

Anlatılanlar mantıklıydı, ve domuzların neden artık şehirlerde görülmeye başladığını da izah etmeye yeterliydi.

Ama bundan sonra ne olacaktı?

Şehir sakinleri, yaban domuzlarından "yana olanlar" ve onlara "karşı olanlar" kampına bölündü. Ve hayatın ciddi sorunları arasında, neşeli bir tartışma başladı:

Bazıları, ki bunlar azınlıkta, şehirlerde nasıl güvercin, serçe, sincap gibi hayvan türleri koruma altındaysa, yaban domuzlarının da aynı tür koruma altına alınmasını savunuyor.

Bu kampın sözcüleri, domuzların çok zeki ve duygusal hayvanlar olduğunu vurgulayarak, insan dışında stres altında ülsere yakalanan tek memeli türünün domuz olduğu kozunu da bir duygusal şantaj olarak tartışma masasına sürüyor.

Domuz sevgisi

Karşı kamp ise domuzlarla kuşların elbette ki aynı görülemeyeceğini hayret içinde dile getiriyor. Yaban domuzu yanlılarına, "O kadar seviyorsanız köylerde beslenen domuzların kesilmesine de karşı çıkın" diyen bu grup, derhal yaban domuzlarından kurtulma harekâtına başlanmasında ısrarlı.

Doğal hayatı koruma görevlileri ise, ortada tartışılacak birşey olmadığı görüşünde. ''Evet, doğayı korumamız lazım, ama yaban domuzları şehirleşmenin doğal bir parçası olamaz.'' diyorlar.

Ama şehirlerin çevresine artık çoktan yerleşen yaban domuzlarının nasıl olup da ormanlık alana geri püskürtüleceği bilmecesi halen yanıt bekliyor. Şehir yakınlarında silah kullanılmadan, bu zeki hayvanlar nasıl kandırılacak, ormanlara geri gönderilecek?

Macar uzmanlar bu hayati soruya yanıt aramaya devam ediyor...