Erdoğan bu kez Gazze'ye gidebilecek mi?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, daha önce iki kez ertelemek zorunda kaldığı Gazze ziyaretini bu kez gerçekleştirebilecek mi?

Türkiye, Ortadoğu barış süreci kapsamında yeni bir müzakere süreci başlatılması durumunda nasıl bir rol oynayacak?

Bu iki soru, İsrail’in Mavi Marmara saldırısından dolayı Türkiye’den resmen özür dilemesiyle birlikte hareketlenen Türkiye-İsrail ilişkileri kapsamında gündeme gelen ve yanıtı en çok aranan konuların başında geliyor.

Başbakan Erdoğan, daha önce Nisan ayı içinde yapmayı planladığını açıkladığı Gazze ziyaretini 16 Mayıs’ta ABD Başkanı Barack Obama randevusunun ardından gerçekleştireceğini açıkladı.

ABD’nin telkini üzerine gerçekleşen bu ertelemeye ve Filistin yönetiminin çok da sıcak bakmamasına karşın, Başbakan Erdoğan’ın bu kez Gazze’ye gideceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Filistin yönetimi, bu ziyaretin Hamas ve Fetih grubpları arasında yürütülen bütünleşme görüşmelerinin tamamlanmasının ardından yapılmasını istiyor.

Erdoğan’ın Hamas’ın kontrolündeki Gazze’ye giderken, Fetih grubunun merkezi Batı Şeria’ya gitmemesinin Hamas’ın elini güçlendirecek bir adım olacağı değerlendiriliyor.

Batı Şeria’ya gidebilmesi için İsrail’den geçmesi gereken, mevcut siyasi koşullarda İsrail’e bir ziyaret gerçekleştirmesi öngörülmeyen Başbakan Erdoğan’ın büyük olasılıkla Filistin yönetiminin bu kaygısını dikkate alacağı değerlendirmesi yapılıyor.

Hamas-Fetih görüşmelerinin ne zaman sonuçlanacağı, ortak bir hükümetin nasıl oluşturulacağı henüz kesinlik kazanmamasına rağmen, Ankara’daki diplomatik kaynaklara göre bu sürecin yaz aylarına kadar tamamlanması bekleniyor.

ABD daha katı bakıyor

Erdoğan’ın Gazze ziyaretine ABD’nin bakışı ise daha katı.

Başbakan’ın Gazze için Nisan ayına plan yapmasını, İsrail’in özrünü “kutlama” amaçlı olarak gören; Türk yetkililere sürekli bu gelişmeyi “zafer” gibi gören bir retorikten uzak durmaları tavsiyesinde bulunan Washington’un Ankara’ya mesajı şöyle oldu:

"Türkiye’nin önünde iki yol var: ya Başbakan Erdoğan hemen Gazze’ye gider ve Arap sokağının övgüsünü ve alkışını alıp yerel bir kahraman olur, ya da daha stratejik düşünerek Türkiye’nin Ortadoğu’da hak ettiği bölgesel rolünü oynamasını sağlar. Türkiye, olası bir Ortadoğu barış sürecinde etkin bir rol oynamak, birleşmiş bir Filistin’e yardım etmek istiyorsa ona göre bir karar vermeli.”

ABD’nin mesajı Türkiye’den karşılık bulmuş görünüyor.

İsrail ve Filistin temasları öncesinde İstanbul’a gelen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’yla yaptığı görüşme sırasında Ortadoğu barış sürecinde Türkiye’nin yapabileceği katkılar konusunu gündeme getirdi.

Türkiye'nin olası katkıları

ABD’li yetkililere göre, Türkiye’nin sürece ilişkin katkısı üç ana başlıkta toplanabilir:

İlki ve en önemlisi, Hamas ile yakın ilişkisi. Hamas’ı İsrail’in devlet olarak varlığını tanımayı, eski yapılan anlaşmalara sadık kalmayı ve şiddetten uzak durmayı kabul etmesi için yönlendirebileceği düşünülen Türkiye’nin bunun ötesinde süreçte yaşanabilecek tıkanıklarda da Filistin üzerindeki etkisin kullanabileceği öngörülüyor.

İkinci katkısı, Filistin’in yeniden inşası ve Filistinlilerin yaşam düzeylerinin iyileştirilmesi olarak görülüyor.

Batı Şeria ve Gazze’de sağlık, eğitim ve altyapı başta olmak üzere birçok alanda zaten önemli yatırımları olan Türkiye, böylece Filistin’in inşası sürecinde önemli bir aktör olacak.

Üçüncü katkı ise Türkiye’nin başta Arap dünyası olmak üzere tüm İslam ülkelerinin olası bir barış anlaşmasının tamamlanması durumunda Filistin yönetimine gerekli desteği vermeleri için devreye girmesi olarak görülüyor.

Filistin’in efsane lideri Yaser Arafat’ın bile geçmişte bu tür kaygılar yaşadığını anımsatan bir diplomatik kaynak, “Barış anlaşması demek her iki tarafın da çok önemli tavizler vermesi demek. Kudüs’ün paylaşılması, yeniden bir sınırın çizilmesi gibi. Filistinli hangi lider olursa olsun bu anlaşmaya imza atabilmesi için tüm İslam ülkelerinin desteğini almalı. Türkiye işte burada da önemli rol üstlenebilir,” diye konuştu.

ABD’nin bu önerisinin arkasında yatan daha genel hedefi ise Türkiye’nin Ortadoğu bölgesinde “İsrailsiz bir vizyon geliştirmesini” önlemek olduğu kaydediliyor.

Türkiye’yi olası barış sürecine eklemleyerek, bölgedeki hassas siyasi dengenin bir parçası olmasını amaçlayan ABD, böylece normalleşme sürecine giren Türkiye-İsrail ilişkilerinin de yeniden bozulmasına yol açacak gelişmeleri engellemeyi planlıyor.

İlgili haberler