Kuzey Kore'de bilinmeyen yaşam

Kuzey Kore'nin kapalı sınırlarının ardındaki yaşamı hayal bile etmek zor.

Rejimin resmi çerçevesinin ötesinde, sıradan insanların nasıl yaşadığına dair tek bilgi kaynağı, ülkeden kaçmayı başarabilenler.

Kuzey Kore'den iki yıl önce kaçan Chanyang Joo ve Yu-sung Kim "İnsan eti sattıklarını ve yediklerini duydum. Başka ailelerin bebeklerini öldürüyor, başlarını ve parmaklarını gömdükten sonra etlerini satıyorlarmış" diyor.

Joo, tanıdığı bir adamın kaynana ve kayınbabasının, insan eti sattıkları suçlamasıyla halka açık bir şekilde idam edilmesine dek, bu söylentilere inanmadığını söylüyor.

Bu tür söylentiler, Kuzey Kore'den kaçan birçok kişinin ifadelerinde yer alıyor.

Söylentilerin doğru olup olmadığını belki de hiç bilemeyeceğiz.

Ancak bunların konuşulması bile, ülkenin bazı kesimlerindeki açlığı, yoksunluğu ve korkuyu gösteriyor.

Yu Sung Kim de bu söylentileri duymuş ve doğruluk payı olabileceğine inanıyor.

Yamyamlık söylentileri

Kim, "Ben üniversitedeyken böyle bir şey olmuştu. Ciddi boyutlardaki açlığın yol açtığı halüsinasyonlar nedeniyle, insanlar bunun bir cinayet olduğunu bile fark etmiyor ve insan eti yiyorlar. Ama bu çok, çok nadiren olan bir şey." diyor.

Söylentiler, yardımları büyük oranda azaltan Çin'deki tahıl açığının neden olduğu 1994-1998 arasındaki büyük açlık döneminde başlamış.

Tahminlere göre açlık, 600 bin ila 1 milyon kişinin ölümüne neden oldu.

Kuzey Kore'de Açlık kitabının yazarı Marcus Nolan, "20'inci yüzyılın en yıkıcı açlığıydı. İnsanların bu derece çaresiz olması ve akıllarını kaçırması şaşırtıcı değil" diye

Chanyang Joo ailesi bir şehirden, büyüdüğü köye göçtüğünde küçük bir çocukmuş.

Açlık sırasında pazarların kapandığını, her tür nakliyatın durduğunu anlatıyor.

Şehirlerde pekçok kişinin açlıktan öldüğünü, kırsal kesimdeki ailesinin sebze ve çalı yiyerek hayatta kaldığını söylüyor.

Açlıktan sonra da çok yoksunluk çekmişler. "Hiç ilaç bulamıyorduk" diyor, "çok nadiren Çinden ilaç getirilirdi. Doktorlar hastalarını uyuşturamadan ameliyat ediyordu. Acile kaldırılan bazı hastaların öldüklerini gördüm."

Ancak Yu-sung Kim ve ailesi gibi bazı Kuzey Koreliler açlıktan hiç etkilenmediklerini söylüyor.

Kim ailesine itaat

Ailesi Çin ve Güney Kore'yle kaçak mal ticareti ve bölünmüş aileleri birleştirerek para kazanıyormuş.,

Devletin sahip olduğu bir apartmanda, Güney'den kaçak sokulan filmler ve bilgisayar oyunlarıyla büyümüş.

Her ikisi de rejime ve ülkenin kurucusu Kim il Sung'a tapmayı öğrenerek yetiştiklerini anlatıyor.

Joo,"Çocukken öğrendiğimiz ilk cümle 'Büyük baba Kim il Sung, teşekkür ederim. Büyük lider Kim Jong İl, teşekkür ederimdi. " diyor.

"Her şey için liderlerimize teşekkür etmek zorundaydık. Her okulda, her sınıfta, hatta tren vagonlarında bile Kim İl Sung ve Kim Jong İl'in resimleri vardı."

Joo ayrıca okul öncesi eğitimden, üniversiteye dek en önemli dersin bu olduğunu söylüyor ve "Kim ailesinin tarihini bildiğiniz sürece, başka her şeyden kalabilirdiniz" diyor.

Ancak mutlu anıları da var.

"Kuzey Kore'nin beyin yıkama makinesi etkisini gösterene dek, çocuklar çocuk kalıyor. Küçükken, siyasetten etkilenmemişken, arkadaşlarımla oynamaktan büyük keyif alırdım" diyor Joo.

Kaçış öyküleri

Ayrıcalıklı bir çocukluk yaşasa da, ailesinin yaptığı kaçak işi rejim tarafından görmezden gelinse de, Yu-sung Kim ve ailesi nerede durmaları gerektiğini biliyormuş.

Ülke dışından herhangi bir haber bülteni izlemek ve rejimi izlemek yasakmış.

Ailesi dışında hiç kimseyle siyaset konuşamıyormuş.

"Üç kişiden fazlası toplandığında hep ortalarda bir casus olurdu. Kendinizi siyasi toplama kampında bulabilirdiniz" diyor.

Joo'nun ailesi bu toplama kamplarını birinci elden tecrübe etmiş. Büyükbabası bir kampta dokuz yıl kalmış. Bir grup arkadaşıyla konuşurken rejimi eleştirmiş, ama grupta bir casus varmış ve tutuklanmış. "Basit bir dil sürçmesiydi" diyor Joo.

Torununa kamptaki korkunç koşulları anlatmış. İnsanların fare yediğini, hayatta kalabilmek için hayvan dışkılarından tahıl ayıkladıklarını anlatmış.

Mahkumları cezalandırmak için köpekleri üzerlerine saldıklarını ve ölenlerin düştükleri yerde çürümeye bırakıldığını anlatmış büyükbabası.

'Büyük düşünün ve kaçın'

Büyükbabasının başına gelenler, tüm ailenin üzerinde büyük bir etki yaratmış. Ama rejimin istediği etkiyi değil. Kampta ülkenin seçkinleriyle de tanışmış, ülkedeki eşitsizliklerin, ülke dışındaki yaşamın farkına varmış.

Joo, "Büyükbabam hep bize özgürlük için gitmemiz gerektiğini söylüyordu. Hep gerçek dünyada yaşamak istiyorsak, 'büyük düşünüp' gitmemiz gerektiğini vurguluyordu" diyor.

"Küçüklükten beri hep gitmem gerektiğini düşündüm. Bir bilgisayara dokunmamıştım bile. Çok merak ediyordum. Ders çalışmayı seviyordum, derslerim iyiydi, özgür bir ülkede öğrenebileceğim kadar çoğunu öğrenmek istedim."

Ailesi yedi yıl boyunca Kuzey Kore'den nasıl kaçacaklarını planlamış.

Güney'in radyo yayınlarını dinliyorlarmış.

2008'de bu fark edilince gitme zamanı da gelmiş.

İlk olarak babası, Çin ve Laos üzerinden Bangkok'taki Güney Kore Büyükelçiliği'ne sığınmış.

Sonra da, ailesini yanına alabilmek için, insan kaçakçılarına ödenecek parayı biriktirmeye çalışmış.

Aileden son kaçabilen Joo.

Yetkililer babasının kaybolduğunu fark ettiğinde soruşturmadan geçmiş. Babasının balık tutarken bir kazada öldüğünü söylemiş.

Kaçabilmek için yüzme ve koşu antrenmanları yapmış. Üç yıl sonra da, Çin sınırını geçtiğinde tutuklanmış.

Çin, Kuzey Korelileri mülteci olarak kabul etmiyor ve resmi politikaları Kuzey Korelileri iade etmek.

Ama ülkeden kaçmak ağır bir suç ve hapis, işkence ve hatta ölüm anlamına geliyor.

Güney Kore'de zor yaşam

Çin'de hapisten salıverilmesine adını vermek istemediği bir dini grup yardım etmiş.

Yu-Sun Kim ve ailesiyse kaçış kararını birden almış. Babasının yaptığı iş, 2011'de bir Güney Kore gazetesinde ifşa edildiğinden, korkup kaçmaya karar vermişler. Hasta kızkardeşini geride bırakmışlar.

Yetkililer sonra kızkardeşine ailesinin kaçmaya çalışırken öldürüldüğünü söylemiş.

Kızkardeşi daha sonra Kuzey Kore'de ölmüş.

Kim Güney Kore'deki özgürlükten memnun. Ama Seul'de yaşamın zor olduğunu, Kuzey Korelilerin aksanını cahil ve geri bulan Güneylilerin önyargılarıyla yüz yüze kaldığını söylüyor.

"Üniversitede nereden geldiğimi söylediğimde, beni Ay'dan gelmiş bir yabancı gibi görüyorlardı" diyor.

Güney Kore'de Kuzey'den kaçan 24 bin kişi yaşıyor. Geldiklerinde, bankamatikten para çekmek, araba sürmek, telefon ya da bilgisayar kullanmak gibi, çağdaş bir toplumda yaşayacak ve çalışacak kabiliyetlerden yoksun oluyorlar.

'Kendim için çalışım, yoruluyorum'

İş bulamıyorlar ve bu nedenle bazıları suça yöneliyor ve bu durum Kuzey Koreliler’in adını kirletiyor. Kim, "Bazen, Güney Kore'de yaşamanın hem bir şans, hem de şanssızlık olduğunu düşünüyorum" diyor.

Chanyang Joo ise önyargıların canını sıkmasına izin vermiyor. Ama ona göre, özgürlük de bazı sorunları beraberinde getiriyor.

"Burada yapacak çok şey var, kendi hayatımı planlamam lazım ve bu çok stresli bir iş." diyor.

Ama, "Özgür bir toplumda yaşamanın zorluklarını düşününce, kendim için, geleceğim için çalıştığımı ve yorulduğumu düşünüyorum ve iyi hissediyorum" diye de ekliyor.