Reyhanlı ve hükümetin sorumluluk hanesindeki üç nokta

Reyhanlı'da patlamanın etkisi

Reyhanlı katliamını kim gerçekleştirdi?

Hemen herkes bu soruya cevap arıyor.

İçinde yaşadığımız dönemde, biri açıkça sahiplenmezse böyle bir sorunun cevabını bulabileceğimize, bulunan cevapların da bizi tatmin edeceğine inanmıyorum.

En iyisi hükümetin, ilgililerin, bu trajedi karşısındaki tutumları, sorumlulukları üzerine düşünmek.

Hemen tüm yorumcular bu olayın şaşırtıcı olmadığı üzerinde duruyorlar.

Daha önce sınır kapısında yaşanan patlamayı, Reyhanlı ve bölgesinde evlerde bomba imalathaneleri kurulduğuna ilişkin haberleri, bölgenin bu tür bombalı eylemlerde uzmanlaşmış savaşçıların sığınağına dönüştüğünü anımsamak sanırım yeterli.

Buna karşılık, hükümetin takındığı tutumunun, tavrın hemen herkesi şaşırttığı söylenebilir.

Örneğin, daha patlayan bombaların kaldırdığı toz yatışmadan önce Suriye’yi, sonra neredeyse 30 yıldır herhangi bir etkinlik göstermemiş, en güçlü döneminde bile bu tarz bombalı saldırıları başaracak bir kapasiteye asla ulaşmamış, kolaylıkla yakalanıp imha edilmiş küçük bir sol grubu suçlamış olması, hükümetin Suriye konusundaki kaygıları ne kadar haklı olursa olsun, hiç kimseye inandırıcı gelmemiştir.

Olayların hemen ardından basına haber yasağı konması, ölü sayısındaki belirsizlik dedikodu ortamını beslerken MOBESE kameralarının bozuk olduğuna ilişkin haberler akla Bourne filmleri üçlemesinin sonuncusunda Waterloo tren istasyonunda gerçekleşen suikast sahnesinde, önce kameraların etkisizleştirildiği görüntüleri getirmiştir.

Bombaların patladığı alanın hemen temizlenmeye başladığına ilişkin söylentiler de kaygı vericidir.

Tüm bunlar hükümetin, olay sonrasındaki tutumunun tatmin edici, güven verici ve yatıştırıcı olmaktan uzak olduğunu düşündürmektedir.

Diktatöre savaş

Diğer taraftan hükümetin sorumluluk hanesinde de oldukça olumsuz notlar olduğu söylenebilir.

Örneğin, dişinden tırnağına kadar silahlı, güçlü ve becerikli bir güvenlik, istihbarat örgütüne sahip bir diktatöre, ülkesinde rejim değişikliği istediğinizi, bu bağlamda isyancılara, para silah yardımı yaptığınızı açıklar, ülkenizin topraklarında korunaklı alan açar, ABD ve Avrupa ülkelerini doğrudan askeri müdahaleye ikna etmeye çalışır, sürece öncülük etmeye hazır olduğunuzu ima ederseniz, aslında bu diktatöre savaş açmış olursunuz.

Bu savaşı, aracı örgütlerle dolaylı olarak, uluslararası ilişkilerde kamu diplomasisi alanında kalarak sürdürüyor olmanız durumu değiştirmez.

Bu koşullarda hemen sonuç alamayan bir yönetim en azından üç açıdan sorumlu olur.

  • Birincisi, halkının ve meclisin onayı almadan ülkesini savaşa soktuğu için.
  • İkincisi, bu savaşı kısa sürede sonuçlandıramayacağını göremeyip, hesap hatası yapmış olduğu için.
  • Üçüncüsü de, gelmesi olası misillemelere karşı önlem alarak halkının güvenliğini sağlayamamış olduğu için.

Diğer taraftan, bu yönetim savaş açtığı ülkedeki isyancı grupları, dincilere, Selefi, El Kaide bağlantılı gruplara öncelik verdiğini düşündüren biçimde destekler, ülkesinin topraklarında kucak açarsa, bu grupların tehdidi altında olan ülkelerin, kendi güvenliklerine ilişkin aldıkları önlemlerin, gerçekleştirecekleri operasyonların etkilerine, ulusal güvenliğini zayıflatacak biçimlerde açık hale gelir.

Bu yönetim, bu ülkelerin, kendisine ilişkin konumlarını yeniden gözden geçirmeye, onun projesini etkisizleştirecek ilişkiler geliştirmeye başladıkları noktada, uluslararası planda yalnızlaşmaya başlar.

Diktatörün savaş makinesi karşısında kazanma şanslarını, Libya deneyimine güvenerek uluslararası askeri müdahaleye endeksleyen savaşçı gruplar da giderek sabırsızlandığında, kendilerini uzaktan destekleyen yönetime olan güvenleri sarsıldığında, onu çatışmanın içine çekecek provokasyonları düşünmeye başlarlar.

O zaman bunlara kucak açmış yönetim, halkının güvenliğini bir kez daha tehlike altına sokmuş olur.

GÖRÜŞLERİNİZ

Reyhanlı saldırılarının ardından Türkiye'nin dış politikası, sadece mültecilere kucak açmakla yetinmeyip silahlı muhalefete ev sahipliği yapması, Esad rejiminin devrilmesi için aktif bir strateji izlemesi çabaları hararetli bir tartışma da başlattı.

Bölgeyi yakından izleyen iki uzman, Ergin Yıldızoğlu ve Cengiz Çandar, BBC Türkçe için kaleme aldıkları yazılarda Türkiye'nin Suriye politikasına farklı açıklardan baktı.

Siz ne düşünüyorsunuz? Tartışmamıza katılmak için tıklayın.