Muhafazakârların cephesinden Gezi Parkı

Gezi Parkı ile başlayan ve daha sonra AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın istifasını isteyen gösterilerde özellikle AK Parti’yi destekleyen kesimlerin görüşleri aslında Türkiye’de hala derin yapılar ve darbe korkusunun da tam olarak travmasının devam ettirdiğini göstermesi bakımından oldukça önemli.

Bir taraftan da geçmiş dönemde gelen kamplaşma kültürünün hala varlığını vuruşturma üzerinden devam ettirmesi bakımından da önemle altı çizilmesi gereken bir durumdur.

Öncelikle AK Parti’ye oy veren kesimlerin büyük bir kısmı “Şer bildiğinizde hayır, hayır bildiğinizde şer vardır” anlayışı gereği bunu hayırlı bir uyarı olarak görüyor.

Onlara göre Türkiye’de derin yapıların bittiğini sanan AK Partililerin rahatlığı bu olaydan sonra tamamen kaybolur ve yarım kalan mücadele devam eder.

'Sivil mi militarist mi' sorusu

İlk başlarda sıradan insanların desteklediği sivil olan eylem daha sonra gerek polis gerekse de göstericiler arasındaki şiddet yanlısı marjinal grupların teşvikiyle şiddet yoluyla hükümeti devirme meselesine dönüştü.

Böyle düşünen AK Parti’ye oy veren büyük bir kesimde eylemle ilgili düşünce “Sivil değil militarist bir organizasyon var orta yerde. Özgürlükçü değil bilakis despotik söylemler eşliğinde Kemalist oligarşiyi tahkim hedefi ağır basan bu hareketliliğin sahibi Müslüman halk değil devlet sınıfları ve paralelinde konuşlanmış sol-Kemalist, sosyalist veya liberal unsurlardır” şeklindedir.

Eylemde görünür olan ünlü çoğu kişinin geçmiş dönemde AK Parti karşıtlığı yapmaları ve daha önce de AK Parti’ye karşı eylemler içerisinde yer almalarından dolayı eylem şiddetle de birleşince “Bu çocuklar haklı, dinlemek lazım” görüşünden bu çocuklar kullanılıyor, bunlar hükümeti devirmek istiyor söylemine döndü.

Erdoğan’ın üslubu eleştirildi ancak…

Eylemin ilk başlarında Başbakanın üslubunu yanlış bulan kendi tabanının bir kısmı bile daha sonra adeta “Kol kırılır yen içinde kalır” sözünden hareketle bırakın eleştirmeyi, adeta Erdoğan yanında göğüslerini siper ettiler.

Sosyal medyada özellikle “Menderes’i astınız, Özal’ı zehirlediniz, Erdoğan’ı size yedirmeyiz” sözü bu durumu en iyi şekilde izah etti.

Erdoğan’ın karşısında politika yapan Saadet Partisi’nin de olayları anarşi yönünden değerlendirmesi aslında sağ muhafazakâr seçmenin Erdoğan’ın yanında neden yer aldığını ortaya koydu.

Burada aslında sahip çıkılan Erdoğan’dan ziyade onun temsil ettiği kimlikti.

Cemaatler koalisyonu tekrar oluştu

AK Parti ile mesafeli duran dindarların bir kısmı “Gezi Parkı tartışmaları geçmişten bugüne Kemalist resmi ideolojinin muhafızlığını üstlenmiş kesimlerin mevzi addettikleri belli mekân ve kurumları kutsama tutumlarının yeni bir örneği olarak karşımıza çıkmıştır” diyerek Kemalist ideoloji savunucularının asabi olduklarını ifade etti ve “Halk desteğine güçlü bir biçimde zaten hiçbir zaman sahip olmayan laik-Kemalist ideoloji savunucuları ve onların çeperinde büyüyen sol çevreler, asker-sivil kadrolar eliyle muhafaza ettikleri bürokratik iktidarın da kaybedilmesiyle tümden çaresizleşmiş ve asabileşmişlerdir” denildi.

Olayların özellikle iç dinamiklerle bu hale gelmediğine inanan büyük bir AK Parti kitlesi var.

Bu kitle aynı zamanda AK Parti’nin ilk kuruluşunda desteğini aldığı “Cemaatler Koalisyonu”nun da yeniden oluşmasını sağladı. İç dinamikler kadar, dış dinamiklerinde ciddi yönlendirme yaptığına inanan seçmen kitlesi esas amacın Çözüm Süreci, Suriye meselesi ve bugüne kadar ki kazanımlar olduğunu ifade ediyor ve ne yazık ki muhalefette bu konuda bu seçmen kitlesini daha da bir araya getiriyor.

Göstericiler tarafından sık sık dile getirilen yaşam tarzımıza karışma şeklindeki söz aslında AK Parti seçmeninde “Bunlar bu şekilde bizim yaşam tarzımıza karışıyorlar” şeklinde algılanıyor ve bu da ciddi korku getiriyor.

Bu korku da kendisini Erdoğan’ın şahsında bir birlikteliği oluşturuyor.

Basın yayın tutumu

AK Parti’ye oy verenlerin büyük bir kısmı kendisine yakın basın yayın organlarının neden olaylara sansür uyguladığını anlamadı. Çünkü tabanın gerek kendi iç iletişimi gerekse de sosyal medya da onlar da en çok haber almaya çalıştılar.

Sosyal medyada ciddi anlamda örgütlenerek meseleyi bir cihat ruhu ile savundular. Özellikle yabancı basının tutumu ve Amerika’nın olaylar hakkında yaptığı açıklamalar “Dışarısı bu işi içteki yandaşlarıyla birlikte organize ediyor” söylemini geliştirdi ve buna göre de bir konum belirlendi.

Polisin şiddeti eleştirildi ama özellikle bunun üzerinden meşruiyet sağlamaya çalışanlara da “Biz 28 Şubat’ta yakıp yıkmadık” denilerek bunun bir karşıt gösteri olduğu tezi işlendi.

Eğer gösteriler barışçıl bir şekilde, şiddetten uzak bir şekilde gerçekleşebilseydi bugün AK Parti’ye oy veren dindar, muhafazakâr kitlenin büyük bir kısmının da belli maddeler etrafında o meydanda olacağı çok netti ancak bu saatten sonra Erbakan’ın “Biz ve ötekiler” söylemi tekrar etkisini göstermeye başladı ve göstericiler Muhafazakâr, dindar kesim içerisinde Erdoğan’ın liderliğini daha da pekiştirdi.

Gülen Hareketi ve AK Parti’ye mesafeli duran dindarlar

Gülen Hareketi’nin tavrı AK Parti seçmen kitlesinde en çok konuşulan konuların başında geliyor. Bu bakımdan aslında herkes bu durumu bir saf tutma ve safını belli etme olarak algılıyor.

Özellikle CHP’nin veto ettiği Abdullah Gül’ün CHP Grubunda ayakta alkışlanması seçimlere yönelik bir tavır olarak algılandı. Bu kimin kiminle birliktelik yapabileceği olarak da algılandığını bir yere yazmak gerekiyor

Kısaca AK Parti’yi desteklemekle birlikte arasına mesafe koyan kesimler kısaca şunu diyorlar “İslami kimliğimiz doğrultusunda mevcut laik-Kemalist sistemin işleyişine muhalif duruşumuz da AK Parti Hükümetinin adalet ve hukuk ekseninde gelişmeyen birtakım icraatlarına karşı duyduğumuz rahatsızlık da Kemalist darbe özlemcilerinin politik manevralarına, mevzi kazanma gayretlerine karşı asla duyarsız, sorumsuz kalmamızı getirmemelidir.”

İlgili haberler