Türkiye AP'de hedef tahtasına döndü

Üç yıl aradan sonra Avrupa Birliği'yle üyelik müzakerelerinde başlık açılmasının öngörüldüğü 26 Haziran'a günler kala ve Gezi Parkı'nda başlayarak yayılan olayların yarattığı imaj erozyonunun net şekilde hissedildiği bir ortamda Türkiye'deki gelişmelerin masaya yatırıldığı Avrupa Parlamentosu oturumunda eleştiri dozu çok yüksekti.

Tüm eleştirilere rağmen "Türkiye'yi kaybetmeme" çabası da oldukça dikkat çekti.

Türkiye konusunda son yıllardaki en hararetli tartışmalardan birine ev sahipliği yapan oturumda hem Brüksel-Ankara hattındaki ilişkilerin geleceği hem de Türk hükümetine bakış konusunda önemli sinyaller verildi.

Türk hükümeti ve özellikle de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın tavrının alışılmadık düzeyde sert şekilde eleştiren AP kelimenin tam anlamıyla eteğindeki taşları döktü. Genelde aşırı uçlarda yer alan parlamenterlerin ya da Kıbrıs-Yunan ekseninin kullandığı söylemlerin AP geneline yayılması Ankara için hiç de iyi olmadı.

Türkiye'ye verdikleri net destekle tanınan isimler de dahil olmak üzere AP milletvekillerinin geneli "ilk kez" denebilecek yoğunlukta "AKP'nin AB hedefine yönelik samimiyetini" sorguladı.

"Otoriter yönetim tarzı" vurgusunun da belirgin şekilde dile getirildiği oturumda son olaylar ışığında Türkiye'nin ve özellikle de sürekli reform süreci ile AB üyelik hedefine bağlılığının altını çizen Türk hükümetinin imajının ağır yara aldığı net şekilde hissedildi.

AP milletvekillerinin Erdoğan'ı sert şekilde eleştirirken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yaklaşımından takdir ve memnuniyetle bahsetmeleri de dikkat çeken unsurlar arasında yer aldı. "Bize göre çözüm zıtlaşmada değil diyalogda yatmaktadır" diyen AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton'ın bu bağlamda yaptığı "Cumhurbaşkanı Gül'ün barış ve diyalog çağrısı çok önemli bir itidal sesi olmuştur" vurgusu AP üyeleri arasında genel kabul görüp paylaşıldı.

AP üyelerinin yüksek dozlu eleştirileri sadece hükümet ve Başbakan Erdoğan'la sınırlı kalmadı. Olaylar sırasında medyanın sessizliği ve polisin aşırı güç kullanımı hemen herkesin eleştirdiği konuların başını çekti.

Yaptıkları eleştirilere rağmen gelinen aşamada Türkiye'yi AB'den uzaklaştırmanın ülkeye yararı olmayacağını savunan, sayıları hiç de az olmayan parlamenterlere en büyük destek ise Ashton ve AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle'den geldi. Bu ikili de köşeli ama yapıcı yanı ağır basan eleştirilerde bulundular.

Hem Ashton'ın hem de Füle'nin özellikle AP'nin yoğun baskısı altında olduğu, hatta bazı üye ülkelerin Türkiye konusundaki eleştirilerini de göğüslemek durumunda kaldıkları düşünüldüğünde verilen bu desteğin Ankara açısından oldukça önemli olduğunu söylemek mümkün.

Türkiye'yle AB arasındaki ilişkilere yeni bir ivme kazandırılmaya çalışıldığı bir dönemde yaşananlar "bir çuval inciri mahvetme" potansiyeline sahip olsa da Ankara'nın atacağı doğru adımlarla mevcut yaranın tam kapatılmasa da sarılabileceği görüşü geçerliliğini koruyor. Bu çerçevede 26 Haziran'da açılması öngörülen başlıkla ilgili şu aşamada çok ciddi bir sorun yaşanmıyor.

Genel kurulda yapılan tartışmanın ardından, AP'deki siyasi grupların ortaklaşa hazırladıkları taslak karar da perşembe günü öğle saatlerinde oylanarak onaylanacak. Belge, genel hatlarıyla oturumda verilen mesajları yansıtacak olsa da tonu bir derece daha düşük olacak.

İlgili haberler