Kazlıçeşme mitinginden notlar: Elleri dert görmesun

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Ankara'dan sonra, İstanbul'da yapacağı miting için Kazlıçeşme'ye gidiyorum.

Her yer üzerinde Erdoğan'ın posterlerinin, AKP bayraklarının olduğu belediye otobüsleri ve özel ulaştırma şirketlerine ait minübüslerle dolu.

Belediye otobüslerinin üzerilerinde "görevli" veya "servis dışı" uyarısı var.

Bir de bir nereden geldiklerini yazan küçük tabelalar.

Bu tabelalardan anladığıma göre İstanbul'un her yerinden insan burada.

Kazlıçeşme'ye giden sahil yolundan ise mitinge "deniz desteği" için giden balıkçı tekneleri var.

Onlar da Erdoğan'a desteklerini açıklayan pankartlar asmışlar. Birinde "Dik dur eğilme, balıkçılar seninle" yazıyor.

Bu sırada Eskişehir'den babam arıyor. "Neredesin?" diye soruyor; yıllardır yapmadığı ve 20 gündür sürekli yaptığı gibi. "Kazlıçeşme'ye gidiyorum," diye yanıt veriyorum. Tam anlamıyor neresi olduğunu. "Gazlıçeşme mi?" diye soruyor.

"Hayır," diyorum; "Kazlıçeşme. Merak etme orada gaz yok." Gülüyoruz.

Miting alanına giden kalabalığın arasına karışıyorum.

Sarıklı cübbeli erkekler de var, askılı tişörtlü kadınlar da.

Yine de kadınların çoğunluğu başörtülüler ve türbanlılar oluşturuyor. Siyah çarşaflılar daha az.

'Makarna verdiler ya ondan geldik, öyle mi'

Yol kenarında, üzerinde "Canımız feda Recep Tayyip Erdoğan" yazılı atkılar, bantlar satılıyor.

Hava o kadar sıcak ki, atkılara pek rağbet eden olmuyor. Su satanlara ilgi daha büyük.

Üzerinde Erdoğan'ın fotoğraflarının olduğu akıllı telefonlar için yapılmış kılıflar da var satılanlar arasında.

Küçük gruplar ara ara tekbir getiriyor alana yürürken.

Genelde kadınlar yapıyor bunu.

Bir tanesi sıcaktan şikâyetçi ama hazlı adımları seri, "Bir saattir yürüyoruz; gelmedik mi daha."

Az ileride bir başkası ise mitinge gelmeleri için "teşvik" verildiğini söyleyenlerle dalga geçiyor: "Makarna verdiler ya ondan geldik, öyle mi"

Miting alanına girmek için kontrol noktasına vardığımızda ise coşku artıyor: Polisleri gören kalabalık, "Polise uzanan eller kırılsın", hemen ardından, "Vur vur inlesin çapulcular dinlesin" sloganları atıyor.

'Dik dur eğilme, bu millet seninle'

Alana girişte kelimenin tam anlamıyla izdiham var.

Kimsenin birbirine dokunmadan yürümesi mümkün değil.

Miting alanı da bundan farklı değil.

Biraz öne gitmek veya sıcaktan bunalarak arkaya geçmek isteyenler için attıkları her adım zorlu.

Alanın girişine kurulmuş revirde, onlarca kişi var daha miting başlamamışken.

Herkes sabırsızlıkla Erdoğan'ın gelişini bekliyor.

Ben basın alanına ulaşmaya çalışırken bir amca uyarıyor, "Kızım burada dur; kıpırdama, ezilirsin".

Teşekkür edip yanından ayrılıyorum.

Erdoğan'ın konuşma yapacağı büyük platforma AKP'li milletvekilleri ve bakanlar sahneye çağırılıyor.

Miting alanındakiler alkışlıyor.

Erdoğan'ın miting alanına gelişi ise barkovizyonlara yansıtılıyor.

Konvoy yaklaştıkça coşku artıyor.

Erdoğan'ın gelmesiyle zirveye çıkıyor.

Ara ara farklı gruplar sloganlar atıyor: "Dik dur eğilme, bu millet seninle", "Adam gibi adam Recep Tayyip Erdoğan" en çok atılanlar.

Erdoğan konuşmasının neredeyse tamamını Gezi Parkı olaylarına ayırıyor.

Verdiği mesajlar Ankara'dakinden çok farklı değil.

Gezi Parkı'nın boşaltılması emrini verdiğini söylediği sırada, sloganlar çoğalıyor.

Yabancı basına ve Kılıçdaroğlu'na tepki

Başbakan BBC, CNN International ve Reuters'ı eleştirdiğinde ise binlerce insan yuhalamaya başlıyor.

En büyük yuhalama CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na gidiyor.

Alanda sadece AKP ve Türk bayrakları var ama tek tük küçük kartonlar da mevcut.

Birinde, "Burası çalışma parkı" diğerinde "Oy veririz, oyuna gelmeyiz" yazıyor.

Bir de küçük bir Özgür Suriye Ordusu bayrağı var alanda.

Basın platformunu terk edip miting alanının arkalarına geçiyorum.

Buradan sahne görünmüyor ama barkovizyonlar var.

Herkes gözlerini ayırmadan ve neredeyse hiç konuşmadan barkovizyonlara bakıyor.

Erdoğan'ın konuşmasını çıt çıkarmadan dinliyorlar.

Burada tepkiler, sloganlar daha zayıf.

Erdoğan'ın konuşması bir saati geçmişken alandan ayrılanların sayısı artıyor.

Onların arasına karışıyorum. Ses sistemi güçlü olduğu için nereye giderseniz konuşmayı dinleyebiliyorsunuz zaten.

Alandan ayrılan bir kadın yanındakine "Kemal Kılıçdaroğlu akşam televizyonda görür herhalde burayı," diyor. Diğer kadın, "kalp krizi geçirir kesin" diyor. Gülüşüyorlar.

Herkes buraya toplanan kalabalığın muhalefete verilmesi gereken mesajı verdiğini düşünüyor.

Kenarlardaki çimenler ise yorulan, gölgede soluklanmak isteyen insanlarla dolu.

Çoğu AKP bayraklarını çimen lekesinden korunmak için kullanıyor. Yollarda da bayraklar var. Yürürken ayağınız birine takılıyor mutlaka.

'Elleri dert görmesun, TOMA'yla su sıkanun'

Kazlıçeşme'de sahil yolu trafiğe kapalı olduğu için nasıl geri döneceğimi düşünürken elinde bir pankartla yüksek bir yere çıkmış bir adam görüyorum.

Pankartta: "Elleri dert görmesun, TOMA'yla su sıkanun, dünya peşinden gider, ha böyle Başkakanun"

Alandan ayrılmak için taksi ararken, bir tane buluyorum.

Şoförü Siirtli. "Abla benim müşterim var, bekliyorum; ikisi de gazeteci. İstersen bir sor onlara" diyerek arabanın arkasındaki kişiyi işaret ediyor.

Taksicinin dediği doğru, aracı kiralayanlar Portekizli gazetecilermiş.

Onlarla şehrin "taksi bulunabilir" bir noktasına gidebileceğim.

Portekizli muhabirin ilk sorusu, "Sizce burada 1 milyon kişi var mı?" oluyor.

Alanı tepeden görmediğim için tahminde bulunamadığımı söylüyorum. Onun tahmini ise birkaç yüz bin kişinin olduğu yönünde.

Takside, alandan ayrılan binlerce insanın arasından geçiyoruz. Ara ara fotoğraf çekiyorum. "Çek çek, hakiki milletin fotoğrafını çek" diyor.

Üzerinde AKP bayrakları olan, korna çalarak ilerleyen araçların arasından E-5'e çıkıyoruz.

Okmeydanı'ndan geçerken dumanı görünce başka bir İstanbul'a geldiğimi anlıyorum. Yola biber gazı atılıyor. Mahallede polis müdahalesi var.

İlgili haberler