AB ile başlık açıldı mı açılmadı mı?

“Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu” olarak adlandırılan 22 numaralı başlıkla ilgili olarak Avrupa Birliği Genel İşler Konseyi tarafından alınan karar birden fazla boyut ve mesaj içeriyor.

Almanya’nın ve özellikle de Almanya Başbakanı Angela Merkel’in talebi doğrultusunda şekillenen ve “tipik bir AB kararı” olmasıyla dikkat çeken kararın teknik anlamda iyi okunmasına ciddi düzeyde ihtiyaç var.

Her şeyden önce AB bakanlarının aldığı kararın içeriğine bakılması gerekiyor. Karardaki ilk vurguyu, “AB Konseyi, 22. başlığın açılması konusunda anlaştı” ifadesi oluşturuyor. Burada da önemli bir nüans devreye giriyor.

AB belgelerinde kullanılan her kelime hatta imla işaretlerinin özenle seçildiği ve zaman zaman bir virgülün bile saatlerce pazarlık konusu yapılabildiğinin unutulmaması gerekiyor.

AB metinlerine alışık olmayanlar açısından karar metnindeki bu ifade "başlık açıldı" izlenimi yaratma potansiyeline sahip olsa da, birlik bakanlarının mesajı bu değil.

Teknik detaylar bir kenara bırakılsa bile AB’nin müzakere sürecindeki bir aday ülkeyle başlık açtığında kullandığı standart ifadeleri, 22 numaralı başlıkla ilgili hazırlanan kararla karşılaştırmak bile bu başlığın açılmadığının görülmesini rahatlıkla sağlayabilir.

Bir de işin teknik boyutu var. AB kuralları gereği bir başlığın açılmış sayılabilmesi için mutlaka Hükümetlerarası Konferans (HAK) düzenlenmesi gereği var.

HAK düzenlenmesi bir başlığın açılabilmesi için olmazsa olmaz şartlar arasında yer alıyor.

Bir başlığın açılması için olmazsa olmaz bir başka şart da AB üyelerinin başlıkla ilgili ortak tutum belgesi üzerinde anlaşmalarının gerekliliği.

Gerek AB Dönem Başkanı İrlanda’nın Dışişleri Bakanı Eamon Gilmore’un gerekse AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle’nin Lüksemburg’da yaptığı açıklamalarda altını net şekilde çizdikleri gibi, gelinen aşamada AB üyeleri ortak tutum belgesi üzerinde sadece “ilkesel bazda” anlaşma sağladılar.

İlkesel bazda anlaşma sağlama ilerisi için olumlu bir sinyal olsa da, başlığın açılması için resmi onay verilmesi gerekiyor.

AB Komisyonu’nun bu yıl yayımlayacağı İlerleme Raporu sonrasında toplanacak olan Genel İşler Konseyi’nin başlıkla ilgili ortak tutum belgesini teyit edeceğine yönelik ifadeler de bugünkü onayın nihai nitelikte olmadığını net şekilde gösteriyor.

Başlığın açılması konusunda daha önce üzerinde anlaşılan tarih 26 Haziran’dı. Şimdi ise herhangi bir tarih vurgusu yok. Bu konudaki karar da İlerleme Raporu sonrasında toplanacak Genel İşler Konseyi’ne bırakılmış durumda.

'Sıfır risk'

Böyle bir ortamda "başlık açıldı" tezinin işlenmesi akıllara, “Madem teknik açıdan herhangi bir eksiği bulunmayan bu başlık açıldı ve herhangi bir erteleme yok o zaman neden 26 Haziran tarihi korunmadı?” ve “Bugün alınan nihai karar başlığın 26 Haziran’da açılmasına kesinlikle karşı çıkan Almanya’nın istediği şekilde çıktığına ve Berlin tavır değiştirmediğine göre başlık nasıl açıldı?” gibi soruları getiriyor.

Bu sorulara verilecek cevaplardan başlığın açıldığı sonucunu çıkarmanın da oldukça zor olacağını söylemek mümkün.

Başlığın açılıp açılmadığı tartışmasını bir kenara bırakıp verdiği mesajlara bakıldığında ise birden fazla sonuca varılıyor.

Almanya’nın talebi doğrultusunda şekillenen bu kararda 26 Haziran tarihi iptal edilerek başlığın açılmasının tam belli olmayan ileri bir tarihe ertelenmesi, Ankara’ya uyarı niteliği taşıyor ve son gelişmelerden duyulan rahatsızlığı yansıtıyor.

“Başlığın açılması konusunda anlaşılması” ise sürecin devamlılığına, kapının kapatılmadığına yapılan bir vurgu olması ve son dönemdeki gelişmeler bağlamında Türkiye’yle daha yakından ilgilenilmesi gerektiği yönünde verilen mesajların da alındığını göstermesi açısından önem taşıyor.

Cevaplanması gereken bir başka soru ise İlerleme Raporu’ndan sonra başlığın açılmasının garanti olup olmadığı.

“Sıfır risk” söz konusu olmasa da AB bugün Türkiye’ye bir söz verdi ve başlığın açılması yönündeki niyetini ortaya koydu.

AB’nin ahde vefa ilkesine bağlı kalması ve Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve özgürlükler alanlarında her şeyin yolunda gitmesi halinde başlığın en erken dört ay sonra açılmasının önünde büyük bir engel olmadığı rahatlıkla söylenebilir.