Suriye'de kimyasal saldırı iddiası Davutoğlu'na göre 'insanlık suçu'

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, halka karşı kimyasal silah kullanımaktan "sorumlu" tuttuğu Suriye rejimini "insanlık suçu" ve "savaş suçu" işlemekle suçluyor.

Suriye ve Mısır'daki gelişmeleri görüşmek üzere Avrupa turuna çıkan Davutoğlu, yoğun diplomatik temasları sırasında, "bütün opsiyonların masada olduğu bir süreçte atılacak adımları" görüşüyor.

Türkiye, Mısır'daki krize devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin içinde olacağı bir çözüm bulunması için girişimlerini de sürdürüyor.

Diplomasi trafiği hafta sonunda Türkiye'de yoğunlaşacak.

'Her türlü tedbir'

Berlin'deki sabah kahvaltısında Alman mevkidaşı Guido Westerwelle ile bir araya gelen Davutoğlu, daha sonra Londra'ya geçerek İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague ile görüştü.

Davutoğlu Londra'dayken, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile de telefonda konuştu.

Türk Bakan daha sonra The Ritz London otelinde, Londra'daki bazı Türk muhabirlere açıklama yaptı.

Şam'da kimyasal silah saldırısı sonucu öldüğü söylenen kişilerin görüntülerine değinen Davutoğlu, Suriye'de "açık bir şekilde insanlık suçu" işlendiğini söyleyerek şöyle dedi: "Bu insanlık suçu, şu ana kadar birçokbaşka insanlık suçunu işlemiş olan Suriye rejiminin sorumluluğundadır."

Kimyasal saldırı iddialarının Suriye'ye giden uluslararası uzman heyeti tarafından soruşturulması için Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği ve İran Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla girişimde bulunduklarını anlatan Davutoğlu, "Ne olursa olsun insanlık suçudur ve derhal incelenmeli, sonuçları da mutlaka Suriye rejiminin bu insanlık suçunun bedelini ödeyeceği şekilde uluslararası toplum tarafından paylaşılmalıdır" diye konuştu.

Bakan Davutoğlu, BM Güvenlik Konseyi'ni yeterince "kararlı tutum" almamakla eleştirerek, Suriye rejimine karşı "her türlü tedbirin" alınmasını istediklerini dile getirdi.

İstanbul'da diplomasi trafiği

Bakan Davutoğlu'nun verdiği bilgiye göre, 133 ülkenin onayıyla kurulan Suriye'nin Dostları Grubu içindeki 11 çekirdek ülkenin temsilcileri hafta sonunda Türkiye'de buluşarak, Suriye'deki gelişmeleri ele alacak.

Bu temaslar öncesinde; Alman, İngiliz, Fransız ve ABD'li mevkidaşlarıyla görümeler yapan Davutoğlu, "caydırıcılık" oluşturulmasını istediklerini belirterek şöyle devam etti: "Bunun için de bütün opsiyonların masada olduğu bir süreçte atılacak adımları konuşuyoruz."

Davutoğlu, BM ve uluslararası toplumun "gerekli tepkiyi gereken zamanda" vermeyerek, "savaş suçu ihlali"nin önünü açtığını iddia etti.

BM Güvenlik Konseyi üyesi Rusya'nın tutumuyla ilgili bir soru üzerineyse Davutoğlu, Moskova ve Tahran ile Suriye konusunda aynı görüşleri paylaşmadıklarını hatırlatarak şöyle konuştu: "Suriye'nin geleceği konusunda farklı kanaatlere sahip olabiliriz. Ama hiçbir ülkenin, hiçbir gerekçeyle kimyasal silah kullanımı iddiaları ortadayken, bu kimyasal silah kullanımı yönünde araştırma yapılmasını engellememesi lazım; engelleyemez."

Cihazınızda ses/video gösterim programı bulunamadı

'İnsanlığa karşı suç' ve 'savaş suçu'

BM'nin kuruluş sözleşmesinde 'insanlığa karşı suç' olarak tanımlanan eylemlere karşı mücadele yer alıyor.

2002'de Lahey'de kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi, hem bu suçla hemde 'savaş suçları'yla ilgili iddiaları değerlendiriyor.

Savaş suçundan mahkûm edilenler arasında eski Yugoslavya lideri Slobodan Miloseviç ve Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir gibi isimler var.

Mısır konusundaki girişimler

Davutoğlu, görüşmelerinde Mısır'daki gelişmelerin de ele alındığını söyledi.

Herhangi bir çözümün, devrik Cumhurbaşkanı Mursi'nin içinde olacağı bir süreçte mümkün olacağına inandıklarını kaydeden Davutoğlu, 2011'de halk ayaklanmasıyla devrilen ve yargılanan Hüsnü Mübarek hakkındaki tahliye kararı hakkında da değerlendirmede bulundu: "Bu tablo bir rövanş kültürünün maalesef Mısır'da hakim olmakta olduğunu gösterir. Yani Tahrir Devrimi'ni 25 Ocak'ta gerçekleştirenlere karşı bir rövanş kültürü intibası doğarsa, ki doğmaktadır, Mısır toplumunun bölünmesine yol açılır."

Davutoğlu, Mursi'nin tutukluluğu sürerken Mübarek'in serbest kalmasının gündeme gelmesiyle oluşan tabloya, "darbeye adını koymaktan çekinen kesimlerin" yol açtığını öne sürdü.

İlgili haberler