Fenerbahçe - Arsenal: Yenilsen de yensen de...

Telif hakkı AFP

Bir yağmur yağıyor ki; neredeyse saha görünmüyor tribünden.

Ligde umudumuz yok.

Bitime 7-8 hafta var.

Gençlerbirliği şampiyonlukta iddialı. Hoca Tamer Güney. Öncekiler gönderilmiş, emektar hoca kulübeye inmiş.

Yenilsek büyüklere taş koyabiliriz aslında. Şampiyonluğun diğer adayları Beşiktaş ve Galatasaray çünkü.

Sahada çoğunluk genç oyuncular. Tribün şampiyonluk maçı gibi gümbür gümbür.

Yenemedik.

Ama yenilmedik de. 3-3 bitti maç.

10 sene olmuş, mücadele gözümün önünden gitmez. Maç sonundaki halimiz de.

Fenerbahçe sahaya çıkar ve oynar. Sonuç kime yarıyor, maçı kazansak kaybetsek ne olur, demez.

Sahaya çıkar ve oynar. Çünkü sahaya çıkan o formada binlerce topçunun emeği, milyonların gözyaşı vardır.

Ne mücadeleler oldu arada. Ne zorlu yıllar. Ağır mağlubiyetler, hüzünler.

Bu sene de fena başladı. Önce bir Konya şoku, ardından Kadıköy’de Arsenal’den üç gol.

Şimdi rövanş zamanı. Londra’da oynamak zor. Karşında halı saha usulü paslaşan adamlar. İlerde, ortada geride her yerde basıyorlar.

Sen ne yapacaksın peki? Burada bile 3-0 kaybettiysem, tur şansı yok mu diyeceksin? Bitse de gitsek diye skorborda mı bakacaksın?

Hayır efendi. Fenerbahçe forması giyiyorsan (ki bu her takım için geçerlidir), milyonların bayram kıyafeti gibi sarılıp uyuduğu, çocuğunun üzerinde ilk gördüğü gün titrediği o formayı giyiyorsan çıkıp nefesin yettiği müddetçe mücadele edeceksin.

'Bu İngiliz böyledir'

Teknikten taktikten çok anlamam. Ama biri sorsa bana ne oynamalı Fenerbahçe, diye; 4-4-2 oynasın isterim.

Emenike ve Sow’u öne atsın, orta sahada defansın arasına gömülmüş çapa yerine birbirine yakın oynayan iki adam ve sağında solunda iki hızlı adam. Kuyt ve Caner mesela. İlerdeki ikili Arsenal defans göbeğine sürekli baskı yapsın isterim.

Topu alınca 10 metrelik alanda üç adam isterim. Üçgensiz futbol olmaz derim. Öteki 4-3-3 ister, bir diğeri Topal yoksa Selçuk çapa olsun, der. Başkası hala mı Selçuk, diye isyan eder. Bunlar hep teoridir. Pratik yakın olmaktır.

Topu kapınca mümkün olduğunca vermemek.

Çünkü ne kadar çok verirsen o kadar baskı yersin. Bu İngiliz böyledir. Yüz verdin mi astarını ister, hep ben oynayayım, der.

Vermeyeceksin. Şişirmeyeceksin, kendini değil topu yoracaksın. Hani idmanlarda el topu oynanıyor ya, boşa değil o. Birlikte çıkıp birlikte döneceksin. Ya teslim olacaksın, ya ben buradayım, diyeceksin.

Hangi sistemle, hangi dizilişle, hangi kadroyla oynarsan oyna, arkadaşının arkasını kollayacaksın, aklınla hep sahada olacaksın. Dalmayacaksın. Pasla seni yıkan adamı pasla bozacaksın. Koşmazsan bunların hiç birini yapamayacaksın.

Turdan önemlisi

Hani şu 10 yıl önceki yağmurlu maç var ya. O maçı iyi hatırlarsınız Ersun hocam. Gençlerin başındaydınız çünkü. Fenerbahçe’nin ne olursa olsun Fenerbahçe olduğunu iyi bilirsiniz. Laf olsun diye değil ama -- akılla, konsantrasyonla, mücadeleyle.

Yine dene, yine yenil, daha güzel yenil, diyor ya şair. Yine deneyelim ama yenilmeyelim.

Çünkü Londra’dan alacağımız iyi skor turu getirmese bile daha önemlisini getirecek.

Boliç’in çektiği o şut gibi bir tarih ve evlerinde birbirine sarılan milyonlar.

İstediğiniz gibi dizilin, istediğiniz gibi oynayın. Kaç artı kaç hoca bilir. Ama tribünde 10 sene önce Gençler maçında sırılsıklam olan doktor Ali’nin oturacağını bilin.

Bu 10 yılda yüzlerce deplasman maçını uğur olsun diye evin çatısında geçiren hasta doktor Ali. Ve dünyanın dört bir yanında niceleri. Biz hazırız. Sistemimiz 1+9+0+7.

Maç bittiğinde tabelaya bakmayacağız, ama yüzümüzde yağmurlu bir maç akşamından kalma gurur tebessümü olsun istiyoruz. Çok şey mi istiyoruz?