'Ne olur, artık bitsin bu!'

Bomba saldırısında Ahmet'in vücudunun yüzde 40'ı yandı

"Suriye İçin Elele" (Hand in Hand for Syria) vakfından iki İngiliz doktorla, ülkede, sağlık hizmetlerinin zar zor sağlanabildiği bölgelere gitmiştik.

İngiliz doktorlar Halep vilayetindeki bir hastaneye uğradı. Bu hastane, sözkonusu vakıf tarafından genel sağlık hizmetleri sunabilmek amacıyla kurulmuştu. Ancak bu savaş ortamında kapıdan yalnızca çatışma kurbanları giriyordu.

Hastanedeki ilk saatimiz içinde, olacakların ilk işaretlerini almıştık.

7 aylık, yüzü açık yaralar içinde bir bebek getirilmişti hastaneye; oğlunu kucaklamış halde çaresizlikle sedyede bekleyen babasının vücudu da yanıklarla doluydu.

İngiliz doktorlara, hastaneye başka yaralıların da getirilmekte olduğu söylentileri ulaşmıştı.

Ve kısa bir süre sonra, napalm saldırısı sonucu yaralanmış gibi görünen, çoğu ergenlik yaşlarında onlarca yaralı sedyerelerle taşınmaya başladı. Gençlerin giysilerin yanmış, bedenleri kararmış, bazılarının saçları adeta erimişti.

Vücutlarında su toplamış büyük kabarcıklar oluşmuş, yüzleri dehşet verici düzeyde bozulmuştu. Adeta yavaş çekimdeymişcesine şok ve acı içinde, hastaneye alındılar. Bedenlerinden yayılan yanık kokusu, dayanılmazdı.

Nasıl bir bomba?

Birkaç dakika içinde hastane dolup taşmıştı. Dr. Rola Hallam ve Dr. Saleyha Ahsam yaralıları tedaviye giriştiler. Getirilen insanların bedenlerinde, tipik hava saldırılarında olduğu gibi şarapnel yaraları veya kan kaybı görülmüyordu.

Saldırının neyle yapıldığını kesin olarak anlayamıyorduk ama kullanılan, içinde napalm ya da termit gibi bir malzeme bulunan bomba, dehşet verici yanıklara yol açmıştı.

İnsan Haklarını İzleme Grubu (Human Rights Watch) Suriye'nin başka yerlerinde de benzer bombalar kullanıldığını beklegelemişti.

Bütün bu gelişmeler tam bir korku ortamında meydana geliyordu. Şam'ın doğu mahallelerinde düzenlenen, yüzlerce insanın ölümüne yol açan kimyasal saldırıdan birkaç gün sonra yaşanıyordu bunlar ve birçok kimse, aynı saldırıya burada da girişilmiş olduğu korkusu içindeydi.

Doktorlar paket paket salin solüsyonlarını açıyor, yaralılara boca ediyordu. Acil servisteki birkaç yatak hızla dolmuştu, birçok genç yerde acıyla kıvranıyordu.

Giderek daha fazla sayıda hasta gelmeye devam ederken, bir yandan da hastaneye önceden getirilmiş insanların yanıklarına kalın tabakalar halinde merhem sürülüyordu.

Hastane avlusundaki bir su tankerinden, kimyasal saldırıya uğramış olabileceklerinden korkan halka, su sıkılıyordu.

Çocuklarından haber alabilme çabasındaki ana babalar, hastaneye girmeye çalışıyor, bir yandan da Cumhurbaşkanı Beşar Esad'a lanet yağdırıyordu.

Görgü tanıkları hep aynı şeyi tarif ediyordu; bir savaş uçağı, hedef arayarak daireler çizmişti havada. Yakıcı bombanın atıldığı okulda büyük bir kalabalık toplanmıştı.

Siham ve Ahmed...

18 yaşındaki Siham Kanbari'nin vücudunun büyük bölümünde korkunç yanıklar vardı. Patlama sınıfın camlarını havaya uçurduğunda matematik dersindeydi.

Saldırının en küçük kurbanlarından biri 13 yaşındaki Ahmed Derviş olmuştu.

Hastaneye getirildiğinde kontrolsüz şekilde titriyordu. Acil servis o kadar doluydu ki, Ahmed'e, "koridorda bekle" demişlerdi.

Dr. Saleyha yaşananları şöyle anlatıyordu:

"Şimdiye dek gittiğim bütün savaş alanları içinde bu gördüklerim en korkuncu. Hiç böyle birşey görmemiştim. Çocuklar, gençler bunlar; hepsi benim yeğenlerimin yaşında..."

Hastaneye o gün 30 yaralı gelmişti. Çoğunun bedeninde yüzde 50'den fazla yanık vardı. Bu da yaşama şanslarının yar yarıya azaldığı anlamına geliyordu.

Yaralılara yoğun tedavi uygulanması gerekiyordu ama Halep'teki sahra hastanesinde bu olanak yoktu.

Akşama doğru kargaşa havası yatışmış, yaralıların Türkiye'ye nakledilmesine başlanmıştı. Kimileri yolda hayatını kaybetti.

Dr. Rola, "hiç bitmeyecekmiş gibi geldi. Bab-el-Hava'ya nakledilmekte olan bir kişiyi kaybettik, vücudunda yoğun olarak üçüncü derece yanıklar vardı. Durumunu istikrara kavuşturmaya ve en kısa zamanda nakletmeye çalıştık ama kurtaramadık. Ben hayatımda o kadar kötü yanıklar görmedim. Yüzünü, çok uzun bir süre unutabileceğimi sanmıyorum." diyor.

İki gün sonra okula gittik.

Kuzey Suriye'nin bu bölgesinde açık kalabilmiş tek tük okuldan biriydi. Ama biz ziyaret ettiğimizde sınıflar bomboştu.

Olay yerindeki koku ve enkaz, bir yangın bombası atıldığı izlenimini uyandırıyordu. Bu bir kimyasal silah değil, ama geleneksel silah olarak sınıflandırılıyor.

100'ü aşkın ülke bu bombanın sivillere karşı kullanılmasını yasakladı ancak Suriye söz konusu antlaşmayı imzalamadı.

Havada hala o gün atılan bombanın kokusu hissediliyordu. Bombayı atan pilotun yarattığı dehşeti, hayal ya da tarif edebilmek çok güç...

Okulun müdürü çaresizlik içinde olduğunu anlatmıştı. Adını söylemeye bile korkuyordu.

"Hayatta en kötü şey, birinin gözünüzün önünde öldüğünü izlemek. İnsanlar önünüzde yanıyor. Ölüyor. Kaçışıyor. Ama nereye kaçabileceklerdi ki? Hiçbir yerde güvenlik içinde değiller. Suriye halkının yazgısı bu..." diyordu müdür.

Saldırıda 10 çocuk öldü. Birçoklarıysa korkunç yanıklarıyla hayatta kalma mücadelesi içinde.

'Ne olur, artık bitsin bu!'

Saldırıdan birkaç hafta sonra Türkiye'deki bir hastanede tedavi gören Ahmed'i ziyaret ettik. Güler yüzlü, çalışkan bir çocuk olduğu anlatılan Ahmed'in vücudunda halen yüzde 40 oranında yanık var.

"Çok acı çekiyorum. Dün gece boyunca ateşim vardı. Boynum ve omzum ağrıyor. Bizi okuldayken niye bombalıyorlar ki? Niye?" diyor.

Siham'ı en son Halep'teki hastanede gördüğümüzde acı içinde kıvranıyordu. Şimdi Türkiye'de, Ahmed'le aynı koğuşta yatıyor. Kendisini ziyaret ettiğimizde, vücudunun hala yanma hissi içinde olduğunu anlattı.

Okulun son sınıfındaymış ve sınıfındaki en akıllı gençlerden biriymiş. Şimdi vücudunun yüzde 70'inde yanıklar var.

"Ne olur, artık bitsin bu. Bir çıkış yolu bulmalıyız. Daha fazla tahammülümüz kalmadı." diyor Siham.

Kimyasal silahlarla ilgili tartışmalar dinerken, dünya kamuoyunun dikkati bir kez daha Suriye'den başka yerlere çevriliyor.

Ama savaşla yaşamları paramparça olanların acısı, sürüp gidiyor...

İlgili haberler