'ABD geleneksel müttefiklerini es geçiyor'

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin, kimyasal silahlar anlaşmasına uyduğu için Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ın övgüyü hak ettiğini söylemesi, Washington ve daha birçok başkentte hayretle karşılandı.

Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Konferansı için Endonezya'nın Bali adasına giden Kerry, dün yaptığı basın toplantısında, Suriye'nin kimyasal silah stoklarının imhasıyla ilgili işbirliğinde katedilen gelişmeden dolayı, ABD'nin "çok memnun olduğunu" söylemişti.

Kerry ayrıca, ''samimi konuşmak gerekirse Esad rejimi bundan dolayı övgüyü hak ediyor. Süreç çok hızlı bir şekilde başladı. Rusya'nın ortaklığından ve Suriye'nin anlaşmaya açıkça uymasından memnunuz.'' dedi.

Bu sözler, ABD'nin Esad rejimi hakkındaki yaklaşımının değişip değişmediği konusundaki soruların daha da artmasına yol açtı.

Günlük basın toplantısında konuyla ilgili soruları cevaplayan ABD Dışişleri Sözcüsü yardımcısı Marie Harf ise, Bakan Kerry'nin sözlerinden kısmen geri adım atar gibiydi.

Harf, "ABD'nin Esad'ın geleceği ile ilgili tutumu değişmedi. Esad, Suriye'de liderlik yapmak için bütün meşruiyetini kaybetti. Biz, iki tarafın da kabul edeceği, bir değişim süreci liderliğine ulaşabilecek 2. Cenevre Konferansı için çalışıyoruz.'' dedi.

Harf ayrıca Kerry'nin Esad'ı övmesinin, Esad'ın meşruiyeti konusunda herhangi bir olumlu katkı yapmadığını ısrarla vurguladı ve "övgü" kavramıyla ilgili yorum yapmak istemediğini söyleyerek şunları ekledi:

''Övgü kavramına girmek istemiyorum. Herkesin (kimyasal silah anlaşmasıyla ilgili) belirli sorumlulukları yerine getirmesi gerekiyor.''

Diğer taraftan, aynı basın toplantısında Harf, ilk kez, İran'ın da 2. Cenevre Konferansı'na katılabileceğini ifade etti.

Buna göre, ABD Dışişleri Bakanlığı, ''eğer İran, 1. Cenevre Bildirgesi'ni kamuoyu önünde desteklediğini açıklarsa, İran'ın (2. Cenevre Konferansı'na) katılımını değerlendirebilir.''

Türkiye yalnız mı kaldı?

Sadece birkaç hafta öncesinde Esad'a yönelik bir askeri harekata girişmesine kesin gözle bakılan ABD'nin, hem İran'a hem de Esad'a karşı gösterdiği bu kayda değer büyük değişim, Türkiye'nin, Suriye'deki Esad yönetimi ile tek başına karşı karşıya kalıp kalmadığı sorularını tartışmaya açtı.

Washington'da Demokratlar'a yakınlığıyla bilinen Brookings düşünce kuruluşunda kıdemli Orta Doğu uzmanlarından Mike Doran, bu konuda BBC Türkçe'ye şunları söyledi:

"Obama’nın Suriye politikası, en yakın müttefiklerinin ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Kerry’nin Esad’ı övmesi, Washington’ın Esad ile çalışmaktan çıkarı olduğunu gösteriyor. ABD’nin, Esad’ın görevden alınmasını daha önce öncelik olarak görüp görmediği, aslında belli değil. Ama şimdi, Obama yönetimi ne derse desin, uygulamada, sadece Esad’a değil, İran’a doğru da yöneldiğini ve geleneksel müttefiklerinden uzaklaştığını görmekteyiz.’’

Türkiye'den bazı diplomatik kaynaklar ise BBC Türkçe'ye yaptıkları açıkalamada, ABD'nin Orta Doğu'daki geleneksel müttefiklerinden uzaklaştığı kanısını doğruladı.

İsmini vermek istemeyen bir diplomatik kaynak, Orta Doğu'daki son gelişmeler ışığında Türkiye, Suudi Arabistan ve İsrail'in oldukça kırılgan ve kafası karışık hale geldiklerini, ABD'nin İran'la yakınlaşmasının, Esad'a yönelik bazı olumlu davranışların, bölge ve Esad'ın meşruiyeti açısından ne anlama geldiğinin anlaşılmasına çalışıldığını kaydetti.

'Beyaz Saray, müttefiklerinin çıkarını es geçiyor'

Diğer taraftan, önümüzdeki gün ve haftalarda İran ve Irak dışişleri bakanlarının Ankara'yı ziyaretlerinin beklenmesi, Ankara'nın da Washington'un değişen politikalarına karşılık, kendi çıkarlarına göre kendisini yeniden konumlandırması çerçevesinde izlenecek.

Bir Türk diplomatik kaynak, Irak'daki iç karışıklığın, neredeyse Suriye'deki karışıklık kadar ciddi bir hal aldığını ifade ederek, ''Irak'ın, bu kısır döngüden çıkış yolunun Türkiye'ye yaklaşmaktan geçtiğini anlaması gerekiyor'' dedi.

Washington'da Cumhuriyetçiler'e yakınlığıyla bilinen Demokrasileri Savunma Vakfı (Foundation for Defense of Democracies) adlı düşünce kuruluşunda, özellikle Lübnan, Hizbullah ve Suriye üzerinde uzmanlığıyla tanınan Tony Badran ise, şunları savunuyor:

"Beyaz Saray, sadece Türkiye'nin değil, Suudi Arabistan ve Fransa gibi müttefiklerinin de taleplerini atlayıp Kremlin ile çalışmaya karar verdi ve şimdi de İran'ı masaya getirmeyi düşünüyor. Kimyasal silah anlaşması da, etkili bir şekilde, Esad'ı bu süreç içinde yıllarca rol oynayabilecek bir muhatap haline getirdi. Sonuç olarak ABD, sadece kendi müttefiklerinin çıkarlarını es geçmedi, bunun yanı sıra hasımlarının çıkarlarına da yardım etmiş oldu. Soru şu: Türkiye, Suudi Arabistan gibi, ABD (Suriye) politikasını red mi edecek, yoksa ABD'nin politik yaklaşımına uyan bir tutuma mı yaklaşacak?"

Washington'daki en etkili partilerüstü düşünce kuruluşu olarak bilinen Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi (CSIS) Türkiye çalışmaları direktörü Bülent Alirıza'ya göre ise, "ABD'nin Suriye politikası, radikal İslamcıların Suriye muhalefeti içindeki etkisinin artmasıyla, öncelikli hedef olarak, bu radikal unsurların iktidarı ele geçirmesini engellemek üzerinde şekillenmeye başladı. Bu da, dolayısıyla, siyasetini tamamen Esad'ın gitmesi hedefine odaklamış olan Türkiye'nin, ABD ile arasında -iki tarafın da pek vurgulamak istemediği- ciddi bir görüş ve tutum ayrılığına yol açtı."

İlgili haberler