Türkler yabancı ünlülerden ne ister?

Salı akşamı Kadıköy’de, gayet heyecanlı kalabalıkların Türkiye – Hollanda maçını izlemek için doldurduğu kafelerden birinde zor yer buluyoruz.

Türkiye’nin Dünya Kupası’na gitmek için kazanması gereken maçın bütün heyecanı, seyir zevki, Sneijder’ın ikinci golü atmasıyla kaçıyor.

Türkiye liginde oynayan Hollandalı oyuncu attığı golde en ufak bir sevinme belirtisi göstermeden, özür dilercesine başını önüne koyup orta sahaya yürüyor. Kafedeki onca izleyici arasında gol attığı için Sneijder’dan yakınan kimse yok ama oyuncunun üzerindeki ağır, elle tutulur baskının gerçek hayatta bir karşılığı olmalı. Muhtemelen toplumun bilinçaltıyla da ilgili bir karşılık…

Hayallerdeki haberler

Maç heyecanını kaybetmişken bir tuvalet molası… Bütün duvarlar eski mizah dergilerinin sayfalarıyla süslenmiş. İçlerinde dikkat çekici bir gazete sayfası var. Kayalıkların, ağaçların bulunduğu bir yerde erotik poz vermiş bir turist kadının fotoğrafı ve altına yazılmış, artık yazan kişinin hayal gücünün belirlediği bir ‘haber’.

‘Gazeteci’, o yaz gününde turistin Antalya’ya geldiğini hayal etmiş, denizde değil de ormanda poz vermesini hiperaktiviteye bağlamış. Sorumlu gazetecilik örneği gösterip hiperaktivitenin ne olduğunu bir kutuda anlatmayı da ihmal etmemiş. ‘Haberde’ es geçmesinin imkânsız olduğu şeyi tahmin ediyorsunuzdur; turist Antalya’yı çok sevmiş.

Büyükçe açılmış seksi bir kadın fotoğrafı ve altında birkaç satırla geçiştirilmiş haberlere bir zamanlar çok rastlanırdı. Bu hayallerin ortak noktası turist kadının Türkiye’yi, İstanbul’u, Boğaz’ı, rakıyı, şiş kebabı ya da Türk erkeklerini çok sevmesiydi.

Türkiye'nin gururu Russel Crowe

Kökü derinlerde olmalı ki, bu ‘gelenek’, bu ruh hali etkisini halen sürdürüyor. Yabancıların, üstelik bir de ünlüyse Türkiye hakkındaki fikirleri her şeyden çok merak ediliyor.

Bu hafta arasında Avustralyalı aktör Russel Crowe’un, yeni filminin çekimleri için yer bakmaya geldiğinde attığı iki tweet’in her yerde haber olması başka nasıl açıklanabilir? Birinde Türkiye’yi çok güzel bulduğunu, diğerinde İstanbul trafiğinin salyangozdan bile yavaş ilerlediğini yazmıştı. ‘Dünyaca ünlü’ sıfatına sahip aktörün, Türkiye’den bahsetmesini sağlayan İstanbul trafiğiyle övünen oldu mu bilemiyorum. Bundan şüpheye düşürecek kadar veri, haber var.

Hayranlıkta yarışan yabancı ünlüler

Kısa bir Google aramasıyla, Türkiye’ye gelen ünlülerle ilgili haberlerde en çok Türkiye hakkındaki fikirlerin öne çıkarıldığını görmek mümkün: Angeline Jolie ve Bono hükümeti çok başarılı bulmuş; Monica Bellucci, Adriana Lima, Drogba yemeklere bayılmış; Bar Rafaeli ve İrina Shayk’a göre Türk erkekleri yakışıklı ve centilmenmiş; Ben Affleck, Orlando Bloom, Megan Fox İstanbul’a hayran kalmış…

Durum internet forumlarında boyut atlamış gibi. Atatürk’e atfedilmiş uydurma sözleri andıran, popüler isimlere yakıştırılmış sözler bu forumlarda Türkiye’ye hayran olma konusunda birbiriyle yarışıyor. Mesela Miley Cyrus: “Ben ‘Tarihte Türkler’ adlı kitabı okumuştum. Ve çok imrenmiştim. Onlar çok güçlü!” Mesela Katy Perry: “Keşke Atatürk İngiliz olsaydı. İngiltere daha adil bir ülke olabilirdi.” Mesela Madonna: “Türkleri Kıskanıyorum! Onlar mükemmel bir ülkede yaşıyorlar!”

Söyleşilerin en önemli ilkesi

Epey geniş bu literatürde söyleşilerin yeri ayrı. Söyleşi yapılan kişiden Türkiye hakkında gözlemler almak, gazeteciliğin bir ilkesine dönüşüp, bütün ilkeler arasında ilk sıraya tırmanmış sanki. Reklam çalışması için Türkiye’ye gelen İsrailli top model Bar Rafaeli’yle yapılan yedi soruluk röportajın ilk üç sorusu şöyle: “Türkiye’yi nasıl buluyorsunuz?”, “Türkiye’ye tatil için gelmeyi düşünüyor musunuz?”, “İstanbul’u nasıl buldunuz?”

“Magazin bu, ne beklenir ki?” diyerek dudak bükenler romancı Elif Şafak’ın, bu yılın Mayıs ayında Roger Waters’la yaptığı söyleşiye bakabilir. ‘Londra’da büyük buluşma’ biçiminde anons edilen söyleşinin neredeyse yarısını Türkiye hakkındaki görüşler doldurmuştu.

Umberto Eco ve Gündüz Vassaf'tan teşhis

Yalnızca özensiz gazetecilik mi, yoksa kökleri Osmanlı’ya kadar uzanan bir refleks mi? Daha ‘ağır’ bir örnek, ağır bir vakanın söz konusu olduğunu açıkça gösteriyor; soruyla ilgili ipuçları sunuyor. Popüler düşünür ve romancı Umberto Eco, Orhan Pamuk’la bir toplantı için İstanbul’a gelmeden önce söyleşi veriyor. Gazeteci ‘o sorulardan’ kaçamıyor elbette. Eco’nun yanıtı biraz sert:

“(…) Bazı şehirlere gidersiniz, uçaktan iner inmez havaalanında ‘Şehrimiz hakkında ne düşünüyorsunuz?’ diye sormaya başlarlar. Kardeşim bekle biraz şehri göreyim önce, ilk defa gelmişim. Ama Paris’te, Londra’da, Roma’da kimse size böyle bir soru sormaz. Kendilerinden o kadar emindirler ki böyle bir soruya ihtiyaç duymazlar. Ne yanıt vereceğinizle ilgilenmezler bile. Bir şehir eğer ‘Benimle ilgili ne düşünüyorsunuz?’ diye soruyorsa bir kimlik sorunu vardır.”

Bir başka önemli düşünür ve psikolog Gündüz Vassaf’ın, ‘Türkiye Sen Kimsin?” adlı kitabındaki yazılarında Eco’yla benzer düşündüğü görülüyor. Problemin adı Vassaf’a göre açık; aşağılık kompleksi. Emarelerin sürdüğünü belirtmesine karşın iyimser; örneğin bir yazısında “son yıllarda aşağılık kompleksinden silkinen” bir Türkiye’den söz ediyor. Nihayet rahatlatıcı bir görüş!

Haberi yazarken Sneijder’in Türkiye’ye gol atmasına verilen tepkilere bakınıyorum. Olumsuz tepkiyle karşılaşmamayı Vassaf’ın haklılığına bağlıyorum. Derken bir haber: Maç ertesinde konuşan Hollandalı ‘dünyaca ünlü futbolcu’ Arjen Robben, maçta okunan Türkiye Milli Marşı’ndan çok etkilenmiş, tüyleri diken diken olmuş…