Hakan Fidan Washington'da nasıl görülüyor?

MİT Müsetşarı Hakan Fidan

İstihbarat dünyasının gizemli iklimi, dünya basınına yapılan sızmalar ile daha da çekici hale gelir. Geçen hafta Amerikan basının önde gelen gazetelerinde yayımlanan ve Türkiye'nin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan'ın çalışmalarını konu eden yazılar da oldukça büyük yankılar uyandırdı.

Washington Post gazetesinin köşe yazarı David Ignatius'un kaleme aldığı yazı, konunun uluslararası kapsamı, ABD-İsrail-Türkiye üçgenini ilgilendirmesi ve İran'ın nükleer konularına dokunması ile birlikte, sadece Türkiye'de değil, Washington'da da üzerinde spekülasyon yapılan bir konuya dönüştü.

Washington'da öne çıkan Türkiye uzmanlarından ve Lehigh Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olan Henri Barkey, Türkiye'de hükümetin geçtiğimiz yaz süresince Gezi Parkı protestolarında takındığı tavrın ve kullandığı retoriğin Washington'da ciddi bir rahatsızlık yarattığını hatırlatıyor.

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Barkey'e göre, Washington'da eğer bir güvensizlikten söz edilecekse, o güvensizlik Hakan Fidan'dan ziyade bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a karşı var: ''Ignatius'un bahsettiği, 2012 başlarında Türk istihbarat kaynaklarının İsrail'in İran'daki 10 ajanını ele vermesi, eğer doğruysa, zaten Fidan tarafından tek başına alınabilecek bir karar değil.''

'Hakan Fidan olağanüstü bir figür'

Washington'da ABD yönetimine yakın ve Türkiye-ABD ilişkilerini çok yakından izleyen bir başka kaynak ise, Hakan Fidan'ın önceki MIT müsteşarlarından çok daha farklı ve olağanüstü konumunun altını çiziyor: ''Fidan, ABD kavramlarıyla konuştuğumuzda, hem Türkiye'nin CIA Başkanı, hem de FBI ve Milli Güvenlik Ajansı'nı yöneten olağanüstü bir figür. Ama bunların üstüne, Türkiye dış politikasında Başbakan Erdoğan'a danışmanlık yapmış ve tarihi Kürt barış görüşmelerini üstlenmiş bir müzakereci. Daha Mayıs ayında Beyaz Saray'da, 'Kırmızı Oda görüşmesi' olarak tarihe geçen ve Başkan Obama ile yapılan özel akşam yemeğine giren üç figürden birisi olmuş. Fidan'ın hakkındaki yayınlar bu çerçevede değerlendirilmeli.''

MİT darbe yedi

Carnegie Endowment for International Peace'de yakın zamana kadar uzman olan ve 1998-2000 yıllarında ABD Dışişleri Bakanlığı'da Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve istihbarat alanlarında çalışmış olan Barkey'e göre, konunun pek üzerinde durulmayan çok önemli açılarından biri ise ''MİT'in kurumsal olarak aldığı ciddi darbe".

"Bu olayın olduğuna inanılsa veya inanılmasa da, İsrail ajanlarının Türkiye tarafından ele verildiği hikayesi akıllarda kalacaktır. Örneğin bir Çek Cumhuriyeti istihbarat teşkilatı MİT ile iş yapacaksa bu olayı düşünerek tedbirini alacaktır.''

Washington'da devlet güvenlik kurumlarında daha önce çalışmış ve şimdi özel bir şirkette çalışan bir başka kaynak da, Türkiye ile ilgili bu tartışmaların, sadece İsrail ve ABD ile sınırlı kalmadığını, Almanya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri ve Rus istihbarat kurumlarının da rahatsızlık duyduğunu ifade ediyor.

David Ignatius: Yazımın kendisi yeterli

BBC Türkçe'nin, büyük yankı koparan köşe yazısıyla ilgili olarak ulaştığı David Ignatius ise, Türkiye'de gösterilen tepkilere karşılık, ''Köşe yazım kendi kendisini savunması için yeterlidir'' diyor.

Ignatius, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun "yazının kaynağını kendisinin ürettiği" iddiasına ve "uluslararası bir planın aktörü olduğu" yönündeki suçlamalara rağmen, yazısının arkasında durduğunu dile getiriyor.

Washington Post'ta 17 Ekim günü yayımlanan yazı, Orta Doğu uzmanlarınca da sosyal medyada yoğun bir şekilde tartışıldı.

Önceki ABD Başkanı George W. Bush zamanında Beyaz Saray Milli Güvenlik Konseyi Direktörü olan Mike Doran, Twitter mesajlarında, bu konunun CIA'in Hakan Fidan'a bir operasyonu olabileceğini dile getirmişti.

Dora, BBC Türkçe'ye konuyla ilgili yaptığı açıklamada, sızıntının İsrailli, Amerikan veya Türk taraflarından olabileceği gibi, sadece bir istihbaratçının "konuşmak istediği için konuşmasından" ibaret olabileceğini hatırlattı.

Mısır, Suriye, İran politikalarında ayrışma

Washington'daki Brookings Enstitüsü'nde Orta Doğu uzmanı olan Doran'a göre, önceki hafta Wall Street Journal'da Fidan'ı inceleyen uzun bir analizin çıkması, daha önce Fidan'dan haberdar olmayan birçok kesimin dikkatlerini çekti: "WSJ yazısının Fidan'ı hedefleme gibi bir kastının olduğunu düşünmüyorum. Ama bu yazıdan sonra, CIA'den biri Ignatius'ı arayıp, 'Bak sana Fidan hakkında neler söyleyeceğim' demiş de olabilir.''

Doran ayrıca, son bir haftada Amerikan basınında MİT ile ilgili çıkan yazıların bir 'kampanya görüntüsü' verdiğini kabul ediyor ve bunun nedeni olarak da, tartışılan konuların Türkiye-İsrail ilişkileri, ihanet, ajanlık gibi okuyucuların ilgisini çeken konular olmasını gösteriyor.

Washington'da Türkiye ile ABD ilişkileri üzerine çalışan bir başka Amerikalı uzmana göreyse, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde gerginleşme Erdoğan'ın Mayıs ayındaki Beyaz Saray ziyaretinden itibaren artarak devam ediyor: ''Suriye'deki politikalardaki ayrışma arttı, Mısır'da tam bir kopuş yaşandı. Şimdi de ABD'nin İran'a yaklaşımdan Ankara, tam olarak bilgilendirilmediği için, endişe duyuyor. Bundan dolayı, Erdoğan ve Fidan hakkındaki negatif yayınlar bu gerginliğin basına yayılması da olabilir.''

ABD ve İsrailli yetkililer konuşmadı

Cumhuriyetçi kanada yakın Demokrasileri Savunma Vakfı (Foundation for Defense of Democracies) adlı düşünce kuruluşunun Orta Doğu uzmanı Jonathan Schanzer'in dikkat çektiği konulardan biri ise şu: ''Şimdiye kadar Türkiye'den gelen resmi yalanlamalar bulunmasına rağmen, ne İsrailliler ne de Amerikalılar (2012 yılında olduğu iddia edilen ele verme olayını) yalanladı. Eğer ispat edilirse, bu Türkiye'nin Orta Doğu'daki dış politikası adına tehlikeli bir dönemeç olur.''

Türkiye-İsrail istihbarat İlişkileri

Barkey'e göre, geleneksel olarak İsrail ve Türk istihbarat kurumları arasındaki ilişki, Türk ve Amerikan istihbarat kurumları arasındaki ilişkiden daha yakın olageldi.

Şu karşılaştırmalı analizi yapıyor Barkey: ''Türkiye ve İsrail arasındaki istihbarat ilişkisi çok yakındı. Bu Davos Zirvesi'ndeki o ünlü 'one minute' olayına kadar sürmüştü. Türk tarafı ABD'lilere istihbarat konularında hiçbir zaman güvenmedi. Bu iki ülke arasındaki istihbarat ilişkisi alacak-verecek ilişkisine benzer. Zaten ABD'li istihbarat kurumları, Türklere çok hayati bilgiler vermez. Türk-İsrail istihbarat ilişkilerinde ise çok yakın ilişki mevcuttu.''

Fidan'ın dışişleri bakanlığı da dahil olmak üzere, farklı şekillerde önünün daha da açılabileceğini iddia ediyor Barkey.

Fidan'ın İran'a çok yakın olduğu iddiaları ile ilgili olarak ise Barkey, 2009 yılında özellikle PKK ve sınır konularında İranlılarla istihbarat paylaşıldığını ve beraber operasyonlar yapıldığını hatırlatarak, bu gibi politikaların devlet politikaları olduğunu ve kişilere bağlanamayacağını söylüyor.

İlgili haberler