'Sızdırma muhtemelen İsrail tarafından yapıldı'

Telif hakkı SINAN ONUS

Wall Street Journal ve Washington Post’ta, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan hakkında arka arkaya çıkan makaleler büyük tartışma yarattı.

Benzer durumlar daha önce yaşandı mı? Bu tür makaleler gazetecilik faaliyetinden öteye mi geçiyor? Hangi ülke ya da istihbarat teşkilatı açık kanalları kullanarak “mesaj” iletiyor? Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, bu soruları BBC Türkçe için değerlendirdi.

Geçmişte Türk istihbaratının tepe noktasında yer almış Cevat Öneş, bugünü anlayabilmek için geçmişte yaşananlara bakılması ve analiz edilmesi gerektiğini söylüyor. Meseleye Türkiye-İsrail, Türkiye-ABD ilişkileri ve bu ilişkiler çerçevesinde de Türkiye’nin Orta Doğu ve İran politikaları çerçevesinde bakılmasının daha doğru olduğunu vurguluyor.

Öneş, Müsteşar Fidan’ın, 2009’da Türkiye’nin şerpası olarak görev aldığı İran nükleer görüşmelerinden başlayarak Mavi Marmara olayı, Filistin meselesi, Arap Baharı, Mısır’daki 3 Temmuz darbesi ve son olarak da Suriye'yle ilgili ikinci Cenevre görüşmelerinin hazırlık çalışmalarından oluşan başlıkları ayrıntılarıyla anımsattıktan sonra makaleler için şu analizi yapıyor:

“Makalelerin bir hafta içinde birbirini takip etmesi ve bazı konuları vurgulayıcı şekilde gündeme getirmesi ile İsrail medyasında bu konun yansımaları bize, bu makalelerin basit, aktüel gelişmelerle ilgili bir gazetecilik örneği olmadığını gösteriyor.”

Meselenin, Hakan Fidan’ın hedef alınmasından öte farklı boyutları olduğunu öne süren Cevat Öneş, bunun, Türkiye’nin Orta Doğu’daki politikalarındaki yaklaşımları olduğunu söylüyor. Öneş, “Bu haberlerde sızdırmanın ve yönlendirmenin İsrail tarafından yapıldığı ihtimaline kuvvet kazandırıyor” diyor.

İran-ABD yumuşamasının yaşandığı bugünlerde İsrail, çözümün önemli aktörlerinden biri olabilecek Türkiye’yi, ABD’ye rağmen saf dışı bırakma operasyonu yapabilir mi? ABD buna izin verir mi?

Bölgenin önemli aktörlerinden İsrail, ideolojik yapıya sahip ve güvenliğini varlık mücadelesi olarak ortaya çıkaran bir devlet. Meselelere ve gelişmelere, çerçevesini kendilerinin çizdiği güvenliklerini koruma amaçlı olarak yaklaşıyorlar.

Filistin ve İran meselesinin çözümünde Obama yönetiminin politikalarıyla İsrail’in tam uyum sağlamadığını görüyoruz. Netenyahu’nun ortaya çıkardığı gayretler, yaptığı beyanlar da bu gelişmeye pozitif bakmadığını gösteriyor. Veyahut çok ihtiyatlı adım attığını gösteriyor.

Türkiye’nin de gerek Orta Doğu gerek İran politikalarında Batı veyahut ABD eksenli politikalara tam, mutlak uyum sağlamadığını ve bazı konularda kendi çekincelerini ortaya koyduğunu ve farklı adımlar atabileceğini gösteren durumlar mevcut.

Telif hakkı whitehouse.org

Sanıyorum, İsrail’i rahatsız eden, kendi güvenlik eksenli politikaları karşısında Türkiye’nin farklı boyutlu, meseleye daha geniş bakan, kendi çıkarlarını dikkate alan yaklaşımından duyduğu tedirginlik ve endişe.

Yani “hizaya getirme” mi?

Türkiye’nin politikalarındaki kendine göre farklı çıkışlarını bu makalelerle törpüleme. Bazı rezervler üzerinde baskı oluşturma ve bu politikaların oluşumunda dikkati çeken siyasetçi Sayın Dışişleri Bakanı ile MİT Müsteşarı Sayın Hakan Fidan’ın duruşlarından tedirginlik duyulması.

Ama bana göre bu olay tamamen onların kişisel durumlarıyla ilgili değil. Sayın Başbakan’ın dış politikasına karşı duyulan bazı tedirginlikler sebebiyle bürokrat ve bazı siyasetçiler üzerinden Türkiye’nin dış politikasına yaptığı göndermeler, verdiği mesajlar.

Türkiye’nin, bu uyarıları dikkate almama durumu var mı?

İki makaleyi incelediğimiz ve Suriye meselesini de dikkate aldığımızda sanki ABD-Türkiye ilişkilerinde de bazı rahatsızlıklar olduğu ve Washington’un, Türkiye’nin politikaları karşısında tedirginliğe yönelten bazı açıklamalar ve değerlendirmeler var. Ama ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinin, Türkiye-ABD ilişkilerinin önemli olduğunu ve bu ilişkilerin önemini korumaya devam edeceği yönünde açıklamaları da var. Türkiye-ABD ilişkileri de zaten stratejiktir.

Türkiye artık ekonomik ve siyasi açıdan büyüyen gelişen bir ülke ve sivil iktidarın inisiyatifinde politikaların oluşturulduğu bir devlet anlayışı ve yaklaşımıyla meselelere bakma sürecini yaşamakta.

İşte El Kaide taraftarlarının muhalefetle işbirliği içerisinde silahlanmasında Türkiye’nin imkanlarını kullandığı gibi ortaya çıkan algılar karşısında Türkiye tedbirlerini aldı. Bunu düzelten adımlarını zaten atıyor.

O bakımdan burada mesele ABD-Türkiye ilişkilerinin sorgulanmasından ziyade İsrail’in gelişmelerden duyduğu rahatsızlık karşısında özellikle MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ön plana çıkararak genel politika eleştirisi yapması ve bunda da ölçüyü kaçırması.

‘İsrail sızdırmış olabilir’ dediniz ama İsrail’in, ABD siyasetindeki ağırlığını biliyoruz.

İsrail’le ABD’deki bağlantılı neo-con’lar (yeni muhafazakarlar) içindeki bazı guruların ve Türkiye ile politikaları çelişen grupların birlikte hareketi olarak da söylememiz mümkün tabii.

Bu işler kapalı kapılar ardında yapılmaz mı?

Tabii ki siyasette kapalı kapılar ardında çözüm çalışmaları yapılır ve devam eder. Yapılmıştır mutlaka da onları biz bilmiyoruz.

İfade etmeye çalıştığım, İsrail’in meselelere bakışı, öncelikle ve tartışmasız güvenlik eksenli yaklaşımı. Türkiye-İsrail ilişkilerindeki çözülmez görüntü veren gelişmeler İsrail’in, Erdoğan’ın başkanlığındaki hükümetin politikalarında yapıcı rol oynayan şahsiyetler üzerinden meseleyi tırmandırdığını ve bu yapı üzerinde küresel olarak da kuşku yaratmak istediğini gösteriyor.

Telif hakkı bbc

İsrail eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un, Türkiye’nin NATO’dan çıkarılması için gerekli adımların atılması gerektiğin ifade eden beyanı dahi meseleye hangi boyutlardan baktıklarını gösteriyor. İsrail’in Obama yönetimine rağmen bu konuyu gündeme getirdiği anlaşılıyor.

Yani Türkiye’nin uluslararası planda kurumsal yapılar içinde, NATO veya istihbarat teşkilatları nezdinde sıkıştırılmasına yol açabilecek soru işaretlerini yaratmak isteyen bir anlayış.

Sizin Teşkilat’ta olduğunuz dönemde basın üzerinden benzer mesajlar verildi mi?

Servisler arası ilişkilerde bu tip mesajlar verilebilir. Ama bu derece hedefleri noktalayarak ve çerçevesi geniş boyutlu bir siyaset üretimine dayanan bir çalışmaya ben rastlamadım.

Bu, ilk kez yaşanan bir durum. Verdiği mesajlar bakımından özel bilgi verilmiş, özel çerçevesi çizilmiş bir makale.

Salt bir gazetecilik faaliyeti olarak neden değerlendirmiyorsunuz?

İşin içine istihbarat teşkilatları girince ve özel hedefler istikametinde bir gazetecilik olayını ortaya çıkarırlarsa meseleye sadece gazetecilik olarak bakamayız.

Öyleyse neden Ignatius’a yazdırıldı? “One minute” çıkışıyla Türkiye kamuoyu nezdinde puan kaybetmişti.

Türkiye nezdinde. Ignatius çok tecrübeli bir gazeteci. Amerikan siyasetinde ve medyasında da önemli bir yeri var. Onun vereceği mesajların özellikle Türkiye dışındaki kurumsal yapılarda bir soru işareti yaratması mümkün. Türkiye’de iktidar ile çatışan farklı odakların desteğini de alma konusunda benimsenebilecek bir isim. Onlarca doğru seçilmiş bir isim.