Hakan Fidan tartışması: 'Çekişme MİT üzerinden yürüyor'

Telif hakkı whitehouse.org

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan hakkında Wall Street Journal ve Washington Post'ta yayınlanan makaleler, dış politika uzmanlarının da gündeminde birinci sırayı işgal ediyor. Ancak "neden bugün" ve "mesajı ileten kim" sorularının yanıtı da tam olarak verilemiyor.

Makalelerdeki olası mesajları BBC Türkçe'ye değerlendiren Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) dış politika uzmanlarından Dr. Nihat Ali Özcan, Türkiye ve dış politikasının içeride ve dışarıda uzun zamandır tartışıldığını anımsatıyor.

Özcan'a göre, bu tartışmalar ve rekabetin büyük kısmı da açık diplomatik alanda değil, çoğunlukla örtülü operasyon biçiminde yürütülüyor.

Bunun işin doğasında olduğunu anımsatan Özcan, Suriye tartışmalarında yaşananları örnek göstererek, "Destek verilen dostlar, reddedilen düşmanlar listesi değişirken müttefiklerin de ara sıra karşı karşıya gelebildiğini" kaydediyor.

Gerek Suriye'deki bu durum gerekse yoğun ve karşılıklı örtülü operasyonların Türk kamuoyunun alışık olduğu bir "dış politika yapma yöntemi" olmadığını belirten Özcan, "Üstelik Türkiye'nin içinde de son bir yıldır MİT Müsteşarı üzerinden devam eden tartışmaların bu yayınlarda etkisi olduğu kanaatindeyim" diyor.

İstihbarat örgütlerinin kendi inisiyatifleri ile politika üretmediklerini, siyasi otoritenin belirlediği politik amaçların gerçekleşmesine katkı sunduklarını kaydeden Özcan, "Bana göre olanlar 'politik rekabet ve çatışmanın' MİT ve onun patronu üzerinden dışa yansımasıdır" değerlendirmesinde bulunuyor.

Neden bugün yayınlandı?

Dr. Nihat Ali Özcan, bu yazıların "sistematik ve bir stratejinin taktik birer adımıysa birden fazla çıktısı olabileceğini" belirtiyor. ABD'nin, İran'la yakınlaşmasının pozitif ve kalıcı bir sonuç doğuracağının garantisi olmadığını söyleyen Özcan, İsrail'in de göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydediyor.

MİT Müsteşarı ile ilgili "İrancılık" suçlamasının kendisi için "sürpriz olmadığını" belirten Özcan, "Çünkü bu 'tanımlama' Türkiye'de de İran'dan hoşlanmayan bazı 'İslami' çevrelerce ısrarla gündeme taşındı. Argümanlar da söz konusu gazetelerle aynı. Bu anlamda elbette Başbakan'a mesaj veriliyor. Füze konusu katalizör etkisi yapmış olabilir ve iddialı 'bağımsız dış politika' stratejisinde rahatsızlığın bir diğer göstergesi olarak görülebilir" diyor.

Özcan, eleştirilerin açık kanallardan duyurulmasını ise "Anlaşılan işler ve ilişkiler dışarıya yansıdığından daha derin ve çıkmazda" diye yorumluyor.

Özcan, tartışmalar çerçevesinde Türk basınının, ABD ve Batı'da yayınlanan makale ve yorumlara gereğinden fazla anlam yüklediği yönündeki eleştiriler içinse "her ülkenin politik kültürü ve sembollere yüklediği anlamların birbirinden farklı olduğunu" söylüyor.

Türkiye'de "komplo teorilerinin hatırı sayılır müşterisi olduğunu" kaydeden Özcan, "Yine bu tür yorumlar, haberler aynı zamanda iyi bir iç politika malzemesidir. Siyasetçi için 'mağduriyet yaratma', 'saldırı altında safları sıkılaştırma', 'milli dava' fonksiyonuna da sahip" diyor.

Bu tür haber-analizlerin gazetecilik faaliyeti olarak sayılabileceğini de söyleyen Özcan, "Ancak her iki makalede de bunun sınırlarının epey zorlandığını da söylemek gerekir" eklemesi yapıyor.

East West Institute Başkanı'nın "attığı zarf"

Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi (TÜRKSAM) Başkan Yardımcısı, emekli Deniz Kurmay Kıdemli Albay, Prof. Dr. Celalettin Yavuz ise geçmişte yaşadığı bir olayı anlatarak tartışmaya farklı bir boyut getiriyor.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan'la ilgili ABD ve CIA'in rahatsızlıklarının yeni olmadığını öne süren Yavuz, ABD'li düşünce kuruluşu East West Institute yetkililerinin 2010 yılı ortalarında İsrail ve Türkiye arasında diplomatik gerginliğin yoğun yaşandığı dönemde Ankara'ya geldiklerini ve çeşitli düşünce kuruluşlarıyla görüşmeler yaptıklarını hatırlatıyor.

Bu çerçevede kendileriyle de temas edildiğini belirten Yavuz, görüşmeler sonrası Enstitü yetkililerinden özel olarak "yemek daveti aldıklarını" söylüyor. Yavuz, Enstitü Başkanı'nın yemekte, iki konu üzerinde "ısrarla" durduğunu belirtiyor.

Yavuz, birinci konunun Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) olduğunu kaydediyor ve Enstitü Başkanı ile aralarında geçen konuşmayı aktarıyor:

"Enstitü Başkanı, 'TSK, Hizbullah'a yardım ediyor. İran'dan gelen silahları Hizbullah'a veriyor' dedi. Ben de TSK'da böyle bir şeyin asla olmayacağını belirttim. Yemekte, Enstitü'nün ikinci başkanı olan ve ABD Hava Kuvvetlerinde komutanlık yapmış emekli bir orgeneral de vardı. Orgenerale sorduk. O da 'TSK böyle bir şey yapmaz' yanıtını verdi."

Prof. Dr. Yavuz, ikinci konunun ise MİT olduğunu belirtiyor. Yavuz, "Ardından ikinci zarf geldi. 'MİT ve MİT Müsteşarı'nın Hizbullah'a yardım ettiğini, İrancı olduğunu' söyledi. Ben, bunu da bilmediğimi söyledim" diyor.

O dönemin politikaları çerçevesinde "bir yerden yakalamak için MİT'in üzerine bu şekilde gitmelerinin normal olduğu" yorumunu yapan Yavuz, bugün ise Batı ile MİT arasında "ne gibi bir problem olabilir diye baktığını ama çok da bir şey bulamadığını" söylüyor.

Siyasi irade izin vermedikçe MİT Müsteşarı'nın kendi başına "İrancı" olamayacağını, bu anlamda, bu değerlendirmeyi "çok cılız bir iddia" olarak niteleyen Yavuz, "Ancak buna karşılık CIA ve Batı istihbarat birimleriyle sanki bir kopukluk var gibi. Bunun şikayeti de olabilir" çıkarımında bulunuyor.

Makalelerin zamanlamasını "çok ilginç" olarak niteleyen Yavuz, "Bayram değil seyran değil, nereden çıktı sorusunu bana da sorduruyor, çünkü donukluk olsa da İsrail'le ilişkilerin düzelmeye başladığı da bir dönem" diyor.

Geçen yıl Şubat ayında MİT Müsteşarı ile Gülen Cemaati arasında yaşanan tartışmaları da anımsatan Prof. Dr. Yavuz, "Son zamanlarda Cemaat'e yakın gazeteler ve köşe yazarlarına bakacak olursanız, MİT Müsteşarlığıyla ilgili bir yığın problemleri var. Bunun da bir devamı olabilir. Cemaat, CIA'e daha yakın, bunun da etkisi olabilir" iddiasında bulunuyor.