İran: Aşure Günü'nü sorgulamak

Dünya genelinde Şii ve Aleviler, Aşure Günü'nü anarken, bu merasimin İran'daki yansıması siyahlara bürünmüş, ağıt yakanlar ve keder oluyor.

Ancak BBC Farsça Servisi'nden Siavash Ardalan'ın aktardığına göre bu, Tahran yönetiminin ideolojik bir mesajı güçlendirme ve ruhban sınıfının kontrolünü sağlama çabasından ibaret.

Oysa gayrı resmi törenler bambaşka bir tablo ortaya koyuyor.

İran, devlet ideolojisinin telkin edilmesindeki temel rolü nedeniyle Aşure geleneğini ayakta tutmaya büyük önem veriyor.

Aslında Aşure geleneği devlet tarafından tekelleştirildiğinden, Şii İslam anlayışına dair hem İran'da, hem dünyanın geri kalanında etkili ama yarım kalmış bir intiba bırakıyor.

Kimi Aşure merasimleri desteklenip tanıtılırken, kimileri resmi ortamda ya görmezden geliniyor ya da önemsiz gibi gösteriliyor; kimi merasimler ise yasaklı.

Aşure Merasimi İmam Hüseyin'in Kerbela'da Yezid'in ordusunca öldürüldüğü günü anmak üzere her yıl muharrem ayının onuncu günü düzenleniyor.

Şii inanışına göre, Hz.Ali'nin oğlu Hüseyin MS 680'de düşman karşısında sayıca az olsalar da, öldürüleceklerini bile bile gelecek nesillerin yaptıkları fedakarlıktan ders alacakları umuduyla kahramanca bir savaş verir.

İran hükümetinin 'sadece kendine hizmet eden' Aşure yorumu bu direniş ve şehadet kavramları üzerinde yoğunlaşıyor.

Kimi muhalif İranlı din adamlarının hoşgörü ve barışçı politikaları savunmaya yönelik alternatif yorumlarının ise kamuoyunca farkedilmesine asla izin verilmedi; bu görüşleri savunanlar da susturuldu.

Resmi Aşure Merasimi

İran'ın ruhban sınıfı hükümet politikalarından bağımsız olduklarının altını çizmeyi sevse de, Aşure Merasimi'nin nasıl yapılacağı konusunda hükümetin belli talimatnamelerine sadık kalıyorlar.

Devlet yetkililerine göre gerçek bir Aşure merasiminde siyahlara bürünmüş, göğsünü döven, başına vuran katlımcılar duygu yüklü bir ortamda buluşmalı. Hüseyin ve ona inananların öldürüldüğü kaderin cilvesi güne dair acıklı -çoğu zaman şüpheli bulunan- hikayeler anlatılmalı.

Bu da bir geleneğin ruhban sınıfının kontrolü altında kalması sağlamanın yanı sıra siyaseten uygun düşen mesajlara göre de şekillendirilebilmesinin önünü açıyor.

Bu tür faaliyetler, "dini kurumlara" ayrılan tatminkar bütçe sayesinde düzenleniyor. 2012'de, devletin onayladığı dini faaliyetlere 5 milyar dolar ayrıldı.

Buna ek olarak, Aşure Günü öncesi devlet radyo ve televizyonları devamlı ağlayan, ızdırap ve çaresizlik içinde sahneler, melankolik şarkı ve şiirler yayınlıyor.

Bu çerçeve dahilinde ise yeni merasim icat edilmesine dahi izin var.

Örneğin, "Hüseyin'in Evlatlarının Toplantısı" adı verilen merasimde anneler bebeklerini Aşure Günü öldürülen çocukların anısına toplantı alanlarına getiriyor.

Bu tören, devlet destekli dini bir kurum tarafından 10 yıl önce başlatıldı ve artık Aşure kutlamalarının düzenli etkinlikleri arasında.

Öyle ki, Unesco tarafından kültür mirası kabul edilmesi için başvurular dahi var.

'Sapkın' ritüeller

Öte yandan geleneksel ama önceki örnekler kadar korkutucu olmayan tiyatro performanslarıyla Aşure Günü olanlar canlandırılıyor. Bunlardan biri Taziye. Neredeyse hiç mali destek alamayan etkinliklerden.

Haliyle halk kendi etkinliklerini kendileri düzenliyor ve Taziye Unesco'nun kültür mirası listesinde.

Kimi din adamları köy ve kasabalardaki merasimlere göz yumarken, kimileri bunları sapkınlık ya da küçük düşürücü eylemler olarak niteliyor.

Ama kırsaldaki Şii inancındaki pek çok kişi için Aşure, trajik olmaktan çok hüzünlü bir merasim.

Buşehr gibi deniz kıyısındaki kent ve kasabalarda Aşure, teatral enstrümanların deniz suyuyla yıkandığı bir törene dönüşmüş durumda.

Ülkenin kimi kesimlerinde yanan mumlar eşliğinde, kimilerinde Hüseyin'in susuz bırakılan savaşçılarının anısına 'su dolu kaplarla' geçit törenleri düzenlenir.

Hükümetin bu tür törenleri görmezden gelmesi, sadece ülke dışında değil ülkedede Aşure etkinliklerinin çeşitliliğinin farkında olunmamasına neden oluyor.