İstanbul'daki Suriyeli mültecilerin yaşam mücadelesi

Telif hakkı Rengin Arslan

Şirinevler’de Yıldız Zöhre Camisi’nin yanındaki parktayım.

Teneke kutuların içinde yakılmış ateşin başına toplanmış, üçerli beşerli oturan aileler ve caminin duvarının dibine kurulmuş çadırlar var.

Bazı çadırların önünde akşam yemeği pişiyor odun ateşi üzerinde. Çadırların önündeki yeşil çalıların üzerinde, kuruması ve belki havalanması için serilmiş kıyafetler var.

Bir de parkı dolduran çocuk sesleri.

Çocukların bu parka gelmelerinin nedeni oyun oynamak değil. Bu park onların evi. Onlar Suriyeli mülteciler.

Ateşin başına toplanmış ailelerden biriyle konuşuyorum. Parkın en köşesindeler. Henüz bir çadırları yok.

Savaşın gittikçe şiddetlendiği Halep’ten gelmişler yenice. Türkiye’de önce Kilis’e, oradan İstanbul’a gelmişler. Neden çadırkentlerde kalmak için başvurmadıklarını soruyorum. Yanıt kısa oluyor: “Çadırlara giremeyiz biz.” Peki burada ne yapacaksınız diye soruyorum. “Yaşayacağız” diyor.

Yanı başında elinde hayli çok ses çıkaran bir tabancayla oynayan bir çocuğa eliyle sus işareti yapıyor bir yandan.

'Bizi hırsız diye yazıyorsunuz'

Benim yardım getirmek için geldiğimi düşünenler etrafımızda toplanmaya başlıyor. Çocukların giyeceğe, bütün ailelerin yiyeceğe ve başlarını sokacak bir yere ihtiyacı var. Aynı zamanda gazetecilere yönelik bir tepki de...

“Gelmeyin buraya, sonra hırsız diye yazıyorsunuz. Ne faydanız var bize!” diye çıkışıyor bir kadın.

Telif hakkı Rengin Arslan

Şirinevler yolunda arabaların arasında dilenirken gördüğüm 4-5 yaşındaki kız da burada.

O sırada parktan geçen mahalleliler de tepkili. 40 yıldır Şirinevler’de yaşadığını söyleyen birisi, “Caminin tuvaleti kapatılıyor bir saatten sonra. Ne yapacak bunlar. İhtiyaçları var. Artık kokuyor burası” diyor.

Peki ne yapılmalı diye soruyorum. “Devlet buraya gelecek, götürecek, bakacak, besleyecek.” Sonra eliyle karanlıkta bir nokta gösteriyor, “Bak kaymakamlık da belediye de burada.”

Bir avuç yeşilin üzerinde hayat

Bu durum sadece Şirinevler’deki bu küçük park için geçerli değil.

Üstelik Suriyeli mülteciler sadece parkları değil, buldukları bir avuç yeşili yurt ediniyor bazen.

Bundan bir ay önce Beyazıt otobüs duraklarının yanı başındaki küçük alanda oturan 4 Suriyeli aile vardı. Hiçbiri konuşmayı kabul etmedi.

Telif hakkı Rengin Arslan

Laleli’ye giden yolda bir ağacın dibinde oturan iki çocuklu bir aile ise sitemliydi.

Humus’tan gelmişlerdi. Annenin kucağında henüz yaşını doldurmamış bir bebek, dizinin dibinde ise 2 yaşında bir kız çocuğu vardı.

Onların tek varlıkları da oturmam için yer açtıkları küçük bir battaniyeydi. Baba, yardım için yürüme mesafesindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yardım için başvurmuş ama henüz yanıt alamamıştı.

Parklarda kalan Suriyelilerin en büyük kaygısı kışın gelmesi. Kasım ayına rağmen keskin soğukların başlamamasını “Türkiye’nin misafirperverliği” olarak adlandırıyor biri acı bir gülümsemeyle.

Çadırkentlerin dışında 400 bin Suriyeli

Başbakanlık’a bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi’nin (AFAD) verdiği bilgiye göre bundan iki yıl önce iç savaşın başladığı Suriye’den Türkiye’ye gelenlerin 201 bini, 10 ilde kurulan 21 barınma merkezinde kalıyor.

Ancak yine AFAD’ın verilerine göre Türkiye’de 600 bin civarında Suriyeli mülteci var.

MAZLUMDER de Eylül ayında yayımladığı raporla, Suriyeli mültecilerin sağlık, barınma ve gıda gibi ihtiyaçlarının yanı sıra parklarda kalan Suriyeliler sorununa dikkat çekmişti.

Parklarda kalan Suriyeli mültecilerden görece olarak daha şanslı olanlar da var. Onlar ise bazen, yardım kuruluşlarının desteğiyle bazen de bir iş bularak eve çıkabiliyorlar.

Gaziosmanpaşa Cemevi’ne sığınan ailelerin bir kısmı toplanan yardımlarla evlere yerleştirildi.

Gazi Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Cemsi Onuk ile yaptığımız görüşmede onlarca aileye evlere yerleştirdiklerini ve bu ailelere gıda yardımı yaptıklarını söylemişti.

Telif hakkı Rengin Arslan

Cemevi aynı zamanda bir aileyi de misafir ediyor. Cemevi’nin hemen yanıbaşında “ev haline” getirilen bir depo Halep’ten kaçan, üç çocuklu bir Suriyeli aile verilmiş.

Beton üzerine serili bir halı ve bir çekyattan ve birkaç yer yatağı, köşeye yapılan bir mutfak düzeneğiyle ev haline getirilen bu yerde yaşamaktan şikayetçi değildi aile.

Pek çok diğer Suriyeli mülteci gibi onlar da burada bir iş bulup çalışmak istiyordu.

Evin yanı sıra iş bulanlar ise belki “en şanslıları”. Her ne kadar çalışma güvenceleri olmasa da aylık bir gelirleri olması önemli onlar için.

Şirinevler’de rutubetli bir giriş katında beni misafir eden başka bir aile bunlardan biri. Ailesini alıp Türkiye’ye gelen ve diğer mülteciler gibi adını vermek istemeyen Suriyeli, belediyeye iş yapan bir taşeron firmada iş bulduğu için mutlu.

Ne iş yaptığını sorduğumda “Her şeyi” diye yanıt veriyor. “Taş da taşıyorum, kaldırım da döşüyorum, harç da karıyorum.”

Devletten herhangi bir yardım alıp almadığını sorduğumda ise yanıtı, diğer pek çoğu gibi “Hayır” oluyor. Ve yine diğerleri gibi o da burada tek isteğinin çalışmak ve ailesini geçindirmek olduğunu söylüyor.