Türkiye için kazan-kazan mı? İran'a yeni etki alanı mı?

Washington bugünlerde, olmaz diye bakılan İran ile nükleer bir anlaşmanın olmasına alışmaya ve bu anlaşmanın tam olarak ABD için en anlama geldiğini kavramaya çalışıyor.

1979 yılından bu yana, yaklaşık 35 yıldır Orta Doğu'da en büyük düşman olarak görülen İran İslam Cumhuriyeti ile ilk kez bir anlaşmaya imza koyan ABD'de haber kanalları, düşünce kuruluşları ve gazete köşeleri, bu anlaşma etrafında kopan bir tartışmayı izlemeye ve anlamaya çalışıyor.

Demokratlara yakın kaynaklar, uzmanlar ve düşünce kuruluşları, olanları Amerikan yönetiminin tarihi bir başarısı olarak yorumlamarken, Başkan Barack Obama'nın göreve geldiğinden beri izlediği yolun doğruluğunun en önemli işareti olarak gösteriyorlar.

'Şahin' kanat ise İran'a karşı uygulanan ambargoların Tahran'ı köşeye sıkıştırdığını iddia ederken, bu anlaşmayla İran İslam Cumhuriyeti'nin en büyük hedefi olan 'uranyum zenginleştirme hakkını' aldığında ve bunun üstüne, ambargoların hafifletilmesiyle mali olarak yarar sağladığında ısrarcı.

Özellikle Cumhuriyetçilere ve muhafazakârlara yakın olan bu kanadın en büyük savlarından biri, yıllardır uluslararası toplumun sabırla uyguladığı ekonomik tedbirlerin İran'ı müzakere masasına oturttuğu; rakibin en güçsüz olduğu bir dönemde ona can simidi atılmasının, Obama yönetiminin uluslararası dengelerden habersiz olmasının bir kanıtı olduğu.

Washington'da, İran ile yapılan nükleer anlaşma ile ilgili bu anlaşmanın sadece ABD'yi nasıl etkilediği değil, ABD'nin Ortadoğu'daki müttefiklerini de bu anlaşmadan nasıl etkilendiği üzerindeki tartışmalar da sürüyor.

Amerikan Kongresi ve diğer önemli çevrelerde ise en etkili müttefik ülke olan İsrail'in bu anlaşmadan hoşnutsuzluğunu en açık şekilde belirtmesiyle Orta Doğu'daki bir başka müttefik Suudi Arabistan'ın aynı şekilde Washington'ın 'oyuna geldiği' demeçleri tartışmaların odağına yerleşmiş görünüyor.

Peki anlaşma Türkiye için ne anlama geliyor?

İran konusundaki uzman isimlerden Carnegie Endownment and International Peace isimli düşünce kuruluşundan Mark Hibbs'e göre, Türkiye'nin bu nükleer anlaşmayı desteklemesi doğal. Zira, Türkiye bir kez daha, aynen 2003 yılındaki Irak savaşına benzer bir şekilde, bölgede silahlanmanın arttığı bir dönemin tehdidi altında kalabilirdi.

Hibbs, İran'ın anlaşmayı uygulaması durumunda, Türkiye'nin ''İran için bölgede daha büyük rol oynamasını kabul etmesi'' gerektiğini, çünkü bu anlaşma ile İran'ın yeni bir ''statü, etki ve manevra alanına'' sahip olacağını kaydetti.

Yine Hibbs'e göre, bu artan bölgesel profil, aynı zamanda ''İran'ın Suriye krizi gibi konularda da daha etkili ve sözü dinlenen bir aktör'' olmasına yol açabilir.

Bölgesel gücü artan bir İran

Washington'daki German Marshall Fund'da Türkiye ve bölge üzerine çalışmalar yapan, eski ABD Dışişleri Bakanlığı bürokratlarından Joshua Walker'a göre de, nükleer anlaşma ile birlikte ''İran, uluslararası arenada tecrit edilmiş, NATO üyesi olan Türkiye'ye karşı zayıf olmaktan çıkarak bölgesel gücü artan'' bir konuma evrilecek. Değişen bölgesel dengeler özellikle Suriye ve Irak'taki gelişmelere de yansıyacak.

Washington'daki uzmanlar arasındaki yaygın görüşe göre, jeostratejik olarak İran, bu anlaşmanın uygulanması ile birlikte, Batı'yla daha çok entegre olmaya ve bölge meselelerinde daha çok görüşüne başvurulan bir aktör olmaya doğru evrilebilir.

Öte yandan, İran'ın Türkiye'nin en büyük iki enerji kaynağından biri olması ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin öneminden dolayı, uluslararası topluma daha çok yaklaşan ve kabul gören bir komşu, Türkiye'nin de ekonomik olarak daha çok işine yarayacak.

'Kazan-kazan' durumu mu?

Washington'daki Wilson Center'da İran üzerine çalışmaları ile bilinen Michael Adler'e göre ise, İran ile ABD'nin yakınlaşması Türkiye için ''kazan-kazan'' olarak görülebilecek bir gelişme.

''İran'dan daha çok petrolün dışarıya akması, İran'ın dışarı ile çok ticaret yapacak olması ve bölgede daha az gerilimin beklenmesi'' gibi anlaşmanın yakın dönemli ilk sonuçları Ankara'nın işine yarayacak görüşünde Adler.

Adler anlaşmanın Türkiye'nin bölgesel rolüne olası etkileri konusunda ise değişen pek bir şey olmayacağı görüşünde. Adler'e göre, Türkiye zaten 2010 yılındaki Tahran Anlaşması ve ardından BM Güvenlik Konseyi'nde İran'dan yana tavır alan yaklaşımıyla ''arabulucuk fonksiyonunu'' fiilen kaybetmişti.

Adler şöyle diyor: ''Türkiye'yi en olumsuz etkileyen Suriye krizinde bile, krizin en önemli aktörlerinden İran'ın ABD ile konuşacak olması, bir şekilde bir çözümün bulunması konusunda daha çok umut duyulmasına neden olacak. Ama unutulmamalı ki bu sadece anlaşmanın başı.''

Washington'daki yaygın görüş, Obama yönetimi için, bölgesel konularda İran ile yapılmak istenen bir nükleer anlaşma ve ABD-İran yakınlaşması ile yeni bir Orta Doğu savaşının önünün alınması, Suriye krizi gibi diğer dikenli konulardan her zaman için daha öncelikliydi.

Yine Dr. Walker'a göre, İran'ın uluslararası toplumla konuşuyor olması ve öncelikli bir konu olan nükleer anlaşmanın yapılmasıyla önümüzdeki 6 ay içinde Suriye krizini çözmek konusunda ''daha olumlu bir rüzgarın yakalanmasına neden olabilir -ki Suriye krizinin bir şekilde çözülmesi Türkiye ve Batı'nın tercih edeceği seçeneklerin başında geliyor.''

İlgili haberler