Türkiye-AB vize protokolü: 30 yıllık hayal gerçek mi oluyor?

Cecilia Malström ve Ahmet Davutoğlu

Türkiye ve Avrupa Birliği, Avrupa’ya seyahat etmek isteyen Türk yurttaşlarının “kâbusu” haline gelen vize zorunluluğunu ortadan kaldıracak ve vizesiz seyahatin önünü açacak mutabakat protokolünü bugün imzaladılar.

Karşılığında Türkiye de, Avrupa ülkelerinin “kâbusu” olan yasadışı göçmenler konusunda bir adım atacak ve kendi toprakları üzerinden yasa dışı yollarla AB’ye giren göçmenleri geri kabul edecek.

Peki, imzalanan Türkiye-AB Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakat Metni ile Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tarif ettiği gibi Ankara-Brüksel ilişkilerinde bir “dönüm noktası mı” olacak yoksa sadece konjonktürel bir gelişmeyi mi temsil edecek?

Anlaşmalar, başkentin tarihi Ankara Palas binasında kalabalık ve üst düzey bir katılımla imzalandı. Erdoğan’ın toplantıya katılıp konuşma yapması, sürece verdiği kişisel önemi gösterirken; kabinedeki hemen her bakanın da salonda olması hükümetin AB üyelik sürecine bağlılığını belirten sembolik bir gelişmeydi.

AB'den düşük katılım

Ancak aynı yoğun ve yüksek katılımın AB tarafından gösterilmemesi dikkat çekti. Brüksel’i sadece Avrupa Komisyonu’nun İçişlerinden Sorumlu Yetkilisi Cecilia Malström’ün temsil etmesi; kendisine genişlemeden sorumlu üye Stefan Füle’nin bile eşlik etmemesi farklı değerlendirmelere neden oldu.

Ankara’daki yabancı diplomatik kaynaklar, bu hassasiyetin temelinde, Türk hükümetinin son üç senedir tartışılan bu anlaşmaları seçim süreci öncesinde imzalamayı kabul etmiş olmasının yattığını ve AB’nin bu süreci teknik bir boyutta tutmak istemiş olabileceğini belirtiyor.

“Bugün 16 Aralık 2013; Türkiye ile AB ilişkilerinde gerçek anlamda bir milat oluşturuyor” diye konuşan Başbakan Erdoğan, “Bugün attığımız karşılıklı imzalarla, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımıza vizesiz seyahat başlıyor. Bir yol haritası üzerinde mutabık kalındı. Türkiye Geri Kabul Anlaşmasını imzaladı. Üç, üç buçuk yıl gibi bir sürede vizesiz Avrupa seyahati başlamış olacak” dedi.

Vizeler kalktığında Türk yurttaşlarının Avrupa’ya akın edeceğine ilişkin kaygılara da değinen Başbakan, “AB ile vizeler kalktığında da hiç kimsenin endişesi olmasın, ne Türkiye ne de AB üyesi ülkeler bundan en küçük sorun yaşamayacaklardır. Tam tersine vizeler kalktığında iş adamlarımız, sanatçılarımız, sporcularımız, sivil toplum örgütü mensuplarımız daha rahat seyahat edecek ve bu da AB'ye çok önemli katkılar sağlayacaktır. Benim her zaman bir ifadem var, yük olmaya değil, yük almaya geliyoruz” diye konuştu.

Malström de, bu anlaşmalarla iki tarafın halklarını birleştirdiklerini belirtirken, hem Türk hem de AB yurttaşlarının bunun olumlu etkilerini göreceklerini kaydetti.

Yol haritasında neler var?

Başbakan’ın sözünü ettiği yol haritası, vize serbestisi diyaloğunu başlatan mutabakat belgesinin bir parçasını oluşturuyor ve yerine getirilmesi zorlu taahhütleri de içeriyor.

Türk hükümeti, yol haritasının 3 ya da 3,5 sene gibi bir sürede yerine getirilebileceğini kaydederken, Cecilia Malström’ün konuşmasında herhangi bir tarihten bahsetmiyor olması dikkat çekti.

Başbakan Erdoğan, tarafların süratli çalışması durumunda bu sürenin daha da kısalabileceği temennisini de dile getirdi.

Yol haritasında; pasaportların AB standartlarına uygun olarak hazırlanması (biyometrik pasaport), diğer kimlik kartlarının güvenliğinin sağlanması, sınırlarda yeterli kontrol ve gözetimin sağlanması, uluslararası koruma ve yabancılarla ilgili işlemlerde AB müktesebatına uyum ve etkili uygulamanın gerçekleştirilmesi, örgütlü ve siber suçlarla mücadele edilmesi ve AB ile yakın işbirliği yapılması, yurttaşlar arasında ayrım yapılmaması ve herkesin serbest seyahat hakkından yararlanması gibi önemli unsurlar bulunuyor.

Hükümet kaynaklarına göre, bu unsurların büyük bölümünün zaten karşılanmış ve sınır güvenliği bakımından da hükümetin atmayı planladığı adımlarla örtüşüyor olması yol haritasının sanılandan daha önce tamamlanabileceğini gösteriyor.

Bu kapsamda, hükümetin atacağı en önemli adımlardan biri AB’nin kurmuş olduğu Frontex’e benzer sivil bir sınır güvenliği teşkilatını bu süre içerisinde oluşturmak olacak.

Yol haritasının tam ve eksiksiz karşılanması durumunda, AB Konseyi’nin oy çokluğu ilkesi uyarınca konuyu oylayacağı, dolayısıyla da bazı kesimlerin ifade ettiği gibi, herhangi bir ülkenin tek başına süreci veto etmesinin mümkün olmadığı kaydediliyor.

Türkiye, barınma merkezleri kuracak

Geri Kabul Anlaşması ise, yasa dışı yollarla AB ülkelerine giden veya bu ülkelerde bulundukları sırada vize süresini geçirip kaçak duruma düşen Türk yurttaşlarının ve Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine geçiş yapmış insanların Türkiye tarafından kabul edilmesini içeriyor.

Ancak bu anlaşma, 3 yıllık bir geçiş sürecinin sonunda uygulamaya konacak.

Bu sürede Türkiye, geri kabul edeceği kaçak göçmenler için barınma merkezleri kuracak ve gerekli altyapıyı oluşturacak. Bunun maliyeti ise AB’nin katılım öncesi yardım fonlarından karşılanacak.

Türkiye’nin çekinceleri

Taraflar arasında yapılan yoğun müzakereler sonunda Türkiye, AB’nin hemen yapılmasını istediği bazı işlemleri bir süreliğine erteleme güvencesini aldı.

Bunlardan en önemlileri, 1951 tarihli Mülteci Sözleşmesi’ne koyduğu, doğu sınırlarından gelen göçmenlere mülteci statüsü vermemeyi içeren coğrafi sınırlama.

Türkiye, bu sınırlamayı ancak tam üyelik sürecinde değerlendireceğini kayda geçirdi. Benzer şekilde, AB’nin vize rejimine tam uyum da Türk vatandaşlarına vizesiz seyahatin başlaması durumunda gerçekleştirilecek. Dolayısıyla Türkiye, şimdi vize kapsamını almadığı birçok Orta Doğu, Asya ve Afrika ülkesine vize uygulamayı da o tarihte başlatacak.