Türk filmleri Londra izleyicisiyle buluşuyor

Telif hakkı Robert W. Mason

Bu yıl 19’uncusu düzenlenen Londra Türk Filmleri Festivali dün akşam Greenwich’teki O2 Cineworld sinema salonunda düzenlenen gala ile başladı.

Yurt dışında gerçekleşen en eski Türk filmleri festivallerinden birisi olan festivalde, 1 Haziran’a kadar 20’den fazla film, belgesel ve kısa filmi Londra izleyicisi ile buluşturacak.

Açılışı yönetmenliğini Mahmut Fazıl Çoşkun'un yaptığı “Yozgat Blues” filmiyle yapılan festivalde bu seneki "Golden Wings Yaşam Boyu Başarı" ödülü Türkiye’de olduğu kadar İtalya’da da birçok başarıya imza atmış olan Serra Yılmaz’a verildi.

Serra Yılmaz, her sene bir Türk filminin Londra’da vizyona girmesine olanak sağlayan Golden Wings dağıtım ödüllerinin de Türk jürisiydi. Altı filmin yarıştığı ödülü yönetmenliğini Derviş Zaim’in yaptığı Burdur’un Hasanpaşa Köyü’ndeki çobanların hikayesini anlatan Cycle (Devir) filmi kazandı.

Bağımsız filmlerin dağıtım sorunu

Bu tarz festivallerin önemi “dağıtım” kelimesinde vurgulanıyor. Circle (Daire) filminin yapımcısı Derya Tarım’ın da söylediği gibi, sinemalar artık AVMlerin içerisine giriyor.

Bu durum, yapımcıları bağımsız film dağıtmaktan çekinen büyük dağıtımcılarla çalışmaya zorluyor.

Dolayısıyla ticari olmayan, büyük gişe hedeflemeyen filmler için festivaller çok önemli.

Ancak Tarım, çıkış yolu da gösteriyor: “Emek Sinaması ile başlayan süreci aslında izleyici yaratmaya ya da bağımsız filmleri nasıl dağıtacağımızı düşünmeye çevirmek gerek”.

Serra Yılmaz’ın deyimiyle bu tarz filmlerde perdede görülen sadece hikaye değil, aynı zamanda bir ülke, ülkenin çelişkileri, gelenekleri, görenekleri.

Telif hakkı Robert W. Mason

Yılmaz'a göre, festivaller sadece Türk sineması ve sinemayı tanıtmak için değil, Türkiye’de yaşananları da tanıtmak ve Türkiye'nin yurt dışında daha iyi anlamasını sağlayacak kültür araçları.

Bu durum, özellikle Türkiye’nin gergin siyasi ortamı düşünüldüğünde önemli.

Doktor ve oyuncu Ercan Kesal, kültür ve sanatın, hele de bu tarz festivaller nezdinde, Türkiye’de yaşananlardan bağımsız olmadığının altını çiziyor ve “Yaşadıklarımızdan etkileniyoruz, dersler çıkartıyoruz. Sanatçı yaşananların dışında değil, bence aynı şiddetin bir parçası, onlara da uygulanıyor” diyor.

Serra Yılmaz da aynı noktaya parmak basıyor: “Oyunculuk öyle bir meslek ki her şey sizi besliyor”.

Sinemada devlet etkisi

Türk sinemasının sorunları da konuşuluyor festivalde.

Sinema Genel Müdürlüğü’nün kültür ve sanat kurumlarının tamamını tek elden yönetmeye yönelik TÜSAK’a bağlanma ihtimali, Yozgat Blues filminin yönetmeni Mahmut Fazıl Çoşkun’un ifadesiyle “devletle netameli ilişki”nin sonucu.

Çoşkun’a göre esas problem, devletin sanatı kendine göre şekillendirme çabası. Serra Yılmaz'da bu çabayı eleştiriyor ve “Şu anda devlet eliyle sanat için düşünülen herhangi bir şey göremiyorum. Yeni kanunun lafını bile etmek istemiyorum. Olursa bunun anlamı gerçekten bütün bu alanları yok etme girişimidir, bu kadar basit” diyor.

Öte yandan Coşkun, devletin sinemacılara sunduğu mali desteğin çok yüksek rakamlara ulaştığını ve bir çok sinemaçının bu sayede film yapabildiğinin de altını çiziyor.

Ercan Kesal’a göreyse devletin rolü sadece bu destekle sınırlı kalmalı. Kesal, devlet desteği olacaksa bunun koşulsuz olması gerektiğini, sinemanın kurumsal anlamda kendi kararlarını kendisi vermesi gerektiğini vurguluyor.

Emek Sineması ne olacak?

Ve Emek... bir bağımsız film festivalinde kaçınılmaz olarak Emek Sineması'nın akıbeti de konuşuluyor.

Serra Yılmaz, zaten Türkiye’de bağımsız film gösteren salon sayısı çok azalmışken, Emek’in kapanmasının çok kötü olduğunu ifade ediyor.

Festivalde Emek’in aslında bir sinema değil, bir sembol olduğunu hissediyorsunuz. Gene Yılmaz’ın sözleriyle “İstanbul’un yok edilişine acı içinde tanıklık eden bir nesiliz. Emek’i kaybetmemiz sadece bir sinemayı kaybetmemiz değil.”

Festivalde gösterilecek filmlerle ilgili ayrıntılara, gösterim gün ve yerlerine festivalin internet sayfasından www.ltff.co.uk ulaşılabilir.