Şincan'da şiddet neden tırmanıyor?

Telif hakkı sincan

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hong Lei'ye göre, "Uygur teröristler küstahlaşıyor."

Bu yoruma yol açan ise 22 Mayıs günü, Şincan bölgesinin başkenti Urumçi'nin Çinlilerin yoğun yaşadığı Şayibake mahallesindeki kalabalık bir pazar yerinde 31 kişinin ölümüne ve 94 kişinin yaralanmasına yol açan bombalı saldırı.

Bu saldırıdan önce de 1 Mart'ta Kunming tren istasyonunda yaşanan toplu bıçaklama ve 30 Nisan'da Urumçi merkez tren istasyonuna yönelen bıçaklı bombalı saldırı gibi bir dizi şiddet olayı yaşanmıştı.

Son saldırıların biçimi ve şiddeti Çin yönetimine karşı mücadele eden Uygur muhalefetinin yükseldiğine hatta radikalleştiğine işaret.

Kamusal alanların ve ayrım gözetmeksizin çok sayıda ölümün hedeflendiği son olaylar Şincan'da daha önce yaşanan genellikle kolluk kuvvetleri ya da resmi görevlileri hedefleyen düşük yoğunluklu şiddetten çok farklı.

Taktiklerdeki bu değişikliği açıklayacak iki sebep geliyor akla.

Uygur militanlar, sadece Çin devleti ile aralarındaki çatışmayı tırmandırmayı değil, Çinli ve Uygur nüfusları arasındaki uçurumları derinleştirmeyi amaçlıyor olabilirler. Ya da Uygur hareketi El Kaide ile özdeşleştiregeldiğimiz kitlesel ölümle sonuçlanan terör eylemleri modelini örnek almaya başladı.

Telif hakkı sincan

Peki ama neden şimdi?

Bu konuda da iki yaklaşım, iki görüş var.

Birincisi Pekin'in "Şincan üzerindeki düşmanca dış etkiler" diye tanımlamayı tercih ettiği şey. Bu görüş Çin'in son saldırılardan sorumlu tuttuğu radikal İslamcı gruplar Doğu Türkistan İslami Hareketi ve Türkistan İslami Partisi'nin etkisine odaklanıyor.

Bu konunun uzmanlarının çoğu Doğu Türkistan İslami Hareketi'nin yalnızca 1990'lar ile 2000'lerin başı arasında kısa bir süre varlığını sürdürdüğü ve lideri Hasan Mahsum'un Veziristan'da Pakistan ordusunun bir operasyonu sırasında öldürülmesinden sonra yokolduğunda birleşiyor.

Türkistan İslami Partisi ise 2005'te onun devamı niteliğinde bir örgütlenme olarak ortaya çıktı. Bu örgütün 200 ila 400 militanı olduğu ve Kuzey Veziristan'da Mir Ali yakınlarında üslendikleri düşünülüyor. Hareketin Pakistan Taliban'ı ve Özbekistan İslami Hareketi ile yakın ilişkileri olduğu biliniyor.

Kunming ve Urumçi tren istasyonlarına yönelik saldırıları desteklediğini bildiren açıklamalar yayınlayan örgüt, Çin yönetimine karşı cihad çağrılarını yaymak için interneti de etkili şekilde kullanıyor.

Ama Şincan'dan bu kadar uzakta üslenmiş olan Türkistan İslami Partisi'nin bu eylemleri yapabilecek hareket kabiliyeti ve güce sahip olduğu gayet kuşkulu. Bu nedenle Şincan üzerinde ancak uzaktan örnek teşkil etmek suretiyle bir etkide bulundukları söylenebilir.

Telif hakkı Reuters

İkinci görüş ise, Çin'in Şincan'da izlediği politika ile tırmanan şiddet arasındaki ilişkiye odaklanıyor.

Pekin, 1949'da bölgeyi ilhak ettiğinden bu yana Şincan'ı ve Çinli olmayan halklarını siyasi, ekonomik ve kültürel olarak "tekçi-çok etnisiteli" Çin devletiyle bütünleştirmeyi hedefledi.

Çin bu hedefine baskı, yasaklar ve yatırımlar diye özetlenebilecek üç ayaklı bir stratejiyle ulaşmaya çalıştı.

Özellikle de 1990'ların başlarından itibaren devlet öncülüğünde dev bir modernleşme projesi başlatan Pekin yönetimi, Şincan'ın ekonomi ve altyapısını ülkenin geri kalan kısmına ve komşu Orta Asya ülkelerine bağlamak için milyarlarca dolar akıttı.

Hızlı ekonomik büyümenin Uygurlar'ın hoşnutsuzluğunu bastıracağı düşünüldü.

Fakat tam tersi oldu. Devlet öncülüğündeki modernleşme Şincan'daki Çin yerleşimini artırdı ve bölgede etnik gruplar, kır ve kent arasındaki uçurumları daha da derinleştirerek Uygurların memnuniyetsizliğini iyice tırmandırdı.

Telif hakkı Reuters

Aynı dönem içinde devlet Uygur muhalefetini bastırmak için karşı polis ya da asker kullanma tutumundan pek vazgeçmedi.

Uygurların dini ve kültürel faaliyetlerini yakından izlemeyi sürdürdü.

Böylece Uygurların öfkesi, hem modernleşme stratejisinin yarattığı yeni eşitsizlikler ve devam eden baskıların ve meşru yollardan muhalefet yapmanın mümkün olmamasının birleşik etkisiyle iyice tırmandı.

Pekin'in tanınmış muhalif öğretim üyesi İlham Tohti'ye karşı izlediği tutum aslında anlattığı unsurları örnekliyor.

Telif hakkı Reuters

Pekin'deki bir üniversitede çalışan ve Şincan için bağımsızlık değil daha geniş özerklik talep eden ılımlı bir muhalif olan Tohti, bu yıl 15 Ocak'ta, "ayrılıkçılığı kışkırtma" suçlamasıyla tutuklandı.

Böylesi ılımlı ve nispeten ayrıcalıklı bir konumdaki bir muhalifin meşru bir tartışma sınırları içinde görüşlerini ifade ettiği için bu kadar hızla susturulması bize Şincan'da yaşayan sıradan bir Uygur'un nelerle karşılaşabileceği konusunda bir fikir veriyor.

Bu bağlamda Uygur toplumunun belli bir kesiminin radikalleşmesine de şaşırmamak gerekiyor.

(*) Dr. Michael Clarke, Avustralya Griffith Üniversitesi öğretim üyesi ve "Şincan ve Çin'in Orta Asya'daki Yükselişi" adlı kitabın yazarıdır.

İlgili haberler