'İstanbul Türkiye gibi: Bir yandan uluslararası, bir yandan İslami'

Telif hakkı AP

İngiliz tarihçi Philip Mansel, Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve dolayısıyla Türkiye konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri.

Mansel Türkiye'de 2011'de yayımlanan son kitabı Levant: Akdeniz'de İhtişam ve Felaketler'de, Beyrut, İskenderiye ve İzmir'in çok kültürlü geçmişini ve bu tablonun kayboluşunu incelemiş ve eser övgüyle karşılanmıştı.

Önceki kitaplarından biri olan Konstantiniyye: Dünyanın Arzuladığı Şehir'de ise İstanbul'un Fethi'nden Cumhuriyetin ilanına kadar olan döneme odaklanmıştı.

Mansel, çalışmalarında ülkeden değil de şehirden hareket eden bir tarihçi, başka bir deyişle kent tarihçisi.

İstanbul'un geçmişini yazmış bir tarihçi olarak kendisiyle, İstanbul'un bugününü konuştuk.

Gezi olayları ya da son günlerde gündeme gelen Validebağ Korusu'na cami yapılması tartışmasının kendisi için ne anlama geldiğini merak ettik.

Philip Mansel, bu yöndeki sorumuza, "İstanbul Türkiye'nin tümü gibi" yanıtını verdi: "Bir yandan daha uluslararası bir hal alıyor, bir yandan da daha İslamileşiyor. Telaş, yollarda geçen saatler ve aynı uluslararası markaların şehri ele geçirmesi: Örneğin o meşhur kahve markasının her köşe başını işgal etmesi.

"Dostum Andrew Finkel'in söylediğine katılıyorum: Siyaset İstanbul'daki emlak rantı ve şehirleşme üzerinden devşiriliyor. Aynı şey benim yaşadığım Londra da dâhil birçok şehirde de yaşanıyor ve bu korkunç bir durum.

"Ben İstanbul'a her gittiğimde yeşil alanların eksikliğini fazlasıyla hissediyorum, dolayısıyla alışveriş merkezi ya da cami fark etmez. Herhangi bir nedenle var olan ağaçların kesilmesinin düşünülmesini aklım almıyor.

"Camiler yalnızca inançla ilgili değildir, aynı zamanda hükümdarların ihtişamıyla ilgilidir. Lübnanlı, Fransız ve Suudi kimliklerine sahip ve bir Levanten sayılabilecek Saad Hariri, Lübnan'daki en büyük camiyi inşa ettiriyordu. Sadece Sultan'a bahşedilen dört minareli, muhteşem bir cami olacaktı. Caminin inşaatı tamamlanmadan öldürüldü. Ben siyasetçilerin, inançlarının reklamını yapmalarını doğru bulmuyorum."

Sınır kentleri

İstanbul için "köprü" metaforu çok kullanılır. Ancak tarihçi Edhem Eldem, İstanbul ya da Halep veya İzmir'in "sınır kentleri" olmalarına dikkat çekiyor; bu şehirlerin bazı temel özelliklerini kültürler, medeniyetler ya da diller arasındaki sınır kentleri olmalarına bağlıyor. Philip Mansel de bu yaklaşıma katılıyor:

Telif hakkı no credt

"Mesela Halep için bu, çölün sınırında olmak, Türkler ve Araplar arasındaki sınır olmak anlamına geliyordu. Ya da bugünlerde Hong Kong'daki öğrenci gösterileri, Çin sınırındaki bir toplumun 'Çinlileşme' karşısındaki endişesi olarak da okunabilir.

"Ancak bence aslında birçok şehir, sınırdan uzakta olsa bile zaten sınır kenti özelliklerine sahip. Çünkü göçmenlere, yabancılara, yabancı kitaplara ve fikirlere açıklar. Mesela Madrid sınırda olmasa, hatta ülkenin ortasında yer alsa da, İspanya'ya yabancı fikirlerin giriş yaptığı şehir olmuştur."

"Deniz kenarında olmak ise belki de denizin ufkuyla ilgili olarak yabancı, uluslararası kişilere, şeylere ve fikirlere yani yabancı etkiye açıklığı kolaylaştırmış olabilir. Ancak mesela İskenderiye deniz kenarında olması sebebiyle Selefi Müslümanlığın etkisini çok ağır yaşamış ve Mısırlılaşmış bir kenttir. Bu belki de İslam âleminin kıyısında, tehdide açık olduğu algısıyla ilgili olabilir."

'Gavur İzmir'

Philip Mansel'le İskenderiye'ye göre deniz etkisinin oldukça farklı görüldüğü İzmir'de görüştük. Kendisi İzmir'de 2. Levanten Sempozyumu için bulunuyordu ve kendi ifadesiyle 'gavur İzmir'e hayran birisi.

Mansel röportajlarından birinde İzmir için "tüm şehirler içinde en az ulusal olan kent" ifadesini kullanmıştı, ancak Türkiye'de İzmir'in 'milliyetçi bir kent' olduğu kanaati yaygın.

Philip Mansel, Türk milliyetçiliğinin çok güçlü olduğu İzmir'in mazisinin son derece uluslararası bir niteliğe sahip olduğuna dikkat çekiyor ve şöyle diyor:

"Biz 20. yüzyılı tecrübe ettiğimiz için zihnimizde canlandırmakta zorlanıyoruz. Ancak 1914'ten öncesinin İzmir'i, son derece uluslararası bir yaşama ev sahipliği ediyordu. Tarihi boyunca üç defa şehirdeki yabancı konsolos ve tüccarların çabasıyla işgalden kurtuldu: 1696'de Venedik, 1770'de Rus ve 1915'te İngiliz işgallerinden. Şehir adeta bir tür denge işlevi görerek savaşlara engel oldu. Yani hem milliyetçi hem de uluslararası bir kimlik."

İzmir bugün ülkedeki AKP karşıtı hissiyatın en güçlü olduğu şehirlerden biri olarak anılıyor. Acaba bu durum geçmişin bir uzantısı olarak da görülebilir mi?

Philip Mansel'e göre, evet: "İdari ya da ekonomik merkezle gerilim meselesi çok önemli ve yalnızca İzmir'e özgü değil. Fransa'da Marsilya, İtalya'da Napoli, Mısır'da İskenderiye benzer hislere sahip. Bir kent devletin, yani merkezin kendisini aşağı çektiğini hissederse bu durum ortaya çıkıyor. Almanya'da Hamburg da böyledir."

'Avrupalı' Türkiye

Philip Mansel'le söyleşimizi, son üç yüz yıldır yanıt aranan, belki de yanlış bir soruyla noktalıyoruz: Türkiye Avrupalı mı?

Mansel, bunu güncel olaylar üzerinden değerlendirmek istemediğini söylüyor. "Bence Türkiye Türklerin düşündüklerinden daha Avrupalı bir ülke" diyor.

Mansel'e göre bunun üç tarihi nedeni var:

"İlki Osmanlı'dan gelen Fransa, Venedik ya da İngiltere gibi yabancı ülkelerle ittifak ya da iş birliği yapma geleneği. 1830'lardan itibaren Osmanlı'da yaşanan reformların etkisi de çok önemli. İzmirlileri de kapsayan Osmanlı elitinin çoğunun Fransızca konuşabilmesi, Mustafa Kemal'in Fransızca metinleri okuyup kendi reformları için buralardan beslenmesi bununla ilgili.

"İkinci olarak Akdenizli olmakla ilgili bir durum söz konusu. Mersin ve Antalya gibi şehirlerin Avrupalı olmadığını söyleyemeyiz.

"Son olarak, Türkiye nüfusunun ciddi bir kısmı Balkanlar'dan buraya gelmiş. Arnavutluk, Bulgaristan, Bosna ya da Yunanistan gibi."