Türkiye ve Somali'nin alışılmadık aşkı

Mogadişu limanını bir dönem sarmış olan kaos ve çatışma artık yok ve birkaç yabancı yatırımcı Somali'ye taşınmaya başlıyor. Türkiye en önde yolu açıyor - peki ama bu iki ülke arasındaki güçlü bağın kaynağı ne?

Bir zamanlar rakip milis gruplarının kontrolü ele geçirmek için savaştığı bu limanlarda şimdi, dev konteynır gemileri çimento, araç, makarna ve pirinçten oluşan yüklerini boşaltmak için yan yana dizilmiş durumda. Dev vinçler bir yukarı bir aşağı hareket ediyor. Bazılarının operatörü Türk, bazılarının ki Somalili.

Dev bir konteynır başımın üzerinden sallanarak geçerken, limanın enerji dolu Türk işletmecisi limanın yönetimini Eylül ayında devraldıklarından bu yana limanın aylık gelirinin 4 milyon dolar olduğunu ve giderek de arttığını söyledi. Bunun yüzde 55'i doğrudan Somali hükümetine gidiyor.

Fotoğrafını çekmeme "Çok çirkinim" diyerek izin vermiyor.

Türkler Mogadişu'da sadece limanda değil, her yerdeler. Bayrakları da öyle. Bu ziyaretimde Somali bayrağından daha fazla Türk bayrağı gördüm diyebilirim.

Türkler havalimanını da işletiyor ve yeni bir terminal inşa etmekle meşguller. Türk Havayolları hali hazırda Mogadişu'ya haftada dört kez uçuyor. Son 20 yılda bunu yapan tek uluslararası havayolları şirketi.

Türkler tarafından inşa edilen pırıl pırıl yepyeni bir hastane binasında Türk doktorlar basit birer beyaz tişört giymişler. Kollarının birinde bir Türk bayrağı resmi var. Diğer kollarında da Somali bayrağı.

Dışarda kovboy şapkaları takan Türk inşaat işçileri ile yırtık pırtık tişörler içinde Somalililer Osmanlı tarzında yapılmış 2000 kişilik bir caminin son rötüşlarını yapıyor. Tavana maviler, kırmızılar ve altın renkleri ile desenler çizecek olan zanaatkarlar Türkiye'den gelmiş.

20 yılın çöpünü taşımaya çalışan çöp kamyonları dahi Türkiye'den gelmiş. Bunlardan bir tanesinin bir intihar saldırısı sonrasında kan izlerinin ve enkazın tamamen temizlenmesi için sokağı hortumla yıkadığını ben gördüm.

Herşey 2011 yılındaki kıtlık ile başladı. O dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan Somali'ye uçtu. Ülkeye güvenli bir mesafeden bakarak ülkeyle yaptıkları işleri Kenya'dan yürütmeyi seçen diğer yabancılardan farklı olarak Erdoğan Mogadişu sokaklarında yürüdü. Takım elbisesi ile. Çelik yelek giymeden.

Somalililer halen daha, Erdoğan'ın kir pas içindeki aç çocukları nasıl kucağına aldığını, eşinin toplumda aşağı olarak kabul edilen azınlık klanlarının mensuplarını nasıl öptüğünü anlatıyor.

Ve aşk ilişkisi işte böyle başlıyor. Somalililer erkek çocuklarına Erdoğan, kız çocuklarına İstanbul ismini vermeye başlıyor.

Yabancı bir ülkeye duyulan bu sevgi, Somali için alışıldık birşey değil. Somalililer genelde yabancılardan pek hoşlanmıyor ve onlar için hemen hemen her tür aşağılayıcı takma isimlere sahipler.

Ama, Mogadişu'da inşa ettikleri yollara yeterli kanalizasyon alt yapısı yapmamak ve ülkenin geri kalan kısımlarına yeterli yardımı götürmemek dışında Türkiye'yi eleştiren birilerini bulmakta hayli zorlandım.

Özel sohbetlerde Batılı diplomatlar Türkiye'nin diğer bağışçılarla iletişime geçmediğini ve koordine olmadığını ve bunun çok tek taraflı bir yaklaşım olduğunu söyledi.

Türkiye birçok diğer ülke gibi ellerini Afrika'nın doğal kaynakları üzerine koymaya ve kıta geliştikçe ortaya çıkan yeni piyasalardan pay almaya oldukça istekli. Ama Türkiye'nin seçtiği yol Somali birçokları tarafından dünyanın en tehlikeli ülkelerinden biri sayıldığı için hayli ilginç.

Mogadişu'daki Türklerin tehlike ile ilgili farklı bir anlayışı var gibi duruyor. Yaşanan bir intihar saldırısında etrafındaki koruma önlemleri güçlendirilen havalimanına girişim yasaklanmıştı, orada İngiltere büyükelçisi ile buluşmam gerekiyordu.

Ama hemen yakınlarda birkaç hafif silahlı Somalili asker tarafından korunan bir Türk okulu vardı. Türk çocukları Papaya ağaçları arasında koşuşturuyor, saklambaç oynuyordu. Sınıfları Somalili öğrencilerle paylaşıyorlardı. Öğretmenler Somalili öğrencilerin özellikle bilgisayar ve dil derslerinde başarılı olduklarını söylüyor.

Türkler güvenlik konusundaki bu esnek tavra ulaşabilmek için bir bedel ödedi. İslamcı grup El Şebeeb tarafından düzenlenen saldırılarda bazıları hayatını kaybederken, bazıları da para ve başka konularda çıkan anlaşmazlıklar nedeni ile vurularak öldürüldüler.

Telif hakkı AFP

Bir sonraki gün, havalimanına birtakım zorlukları aşarak girebildim. Bu sefer steril, gri konteynırlardan oluşan Birleşmiş Milletler yerleşkesine gidebilmek için.

Utanç verici ama o gün bir şekilde kalemim yoktu. BM yetkilisi bayan, bana nezaket göstererek bir kurşun kalem buldu. Kalemi geri vermeyi unuttum ve daha sonra Somalili bir arkadaşıma verdim.

Kalemi havada sallayarak arkadaşlarına doğru koştu: "Bakın. 20 yıl ve milyarlarca dolardan sonra BM'nin bize verip verebileceği bu. Sadece üç yıl içinde ise Türkler bizim insan eli ile meydana gelen depremde yerle bir olan Mogadişu'yu yarı işler bir şehir haline getirdi."

Elbette olay bu kadar basit değil. BM ve diğerleri Somali'yi daha güvenli bir yer yapnaya yardımcı olan Afrika Birliği askerlerini finanse ediyor. Türkler ise çok daha görünür projelerde yer alıyor.

Ama eve giden uçağımda şık THY hostesinin ikram ettiği Türk lokumunu yerken dünyanın geri kalanının kırık dökük Mogadişu'da Türklerin yaptıklarından birşeyler öğrenip öğrenmeyeceğini merak etmekten kendimi alamadım.

İlgili haberler