AB-Türkiye ilişkilerine Brüksel nasıl bakıyor?

Telif hakkı EPA

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Ocak ayında yapması beklenen Brüksel ziyaretinin iptal edilme noktasında olduğuna dair haberler geliyor. Kaynaklardan alınan bilgilere göre ziyaretin Dışişleri ve AB Bakanlığı seviyesinde gerçekleştirilmesi tartışılıyor.

Buna gerekçe olarak da, 14 Aralık medya operasyonlarından sonra Avrupa Birliği (AB)-Türkiye ilişkilerinde gelinen noktada Ankara'da olduğu gibi Brüksel'de oluşan olumsuz hava gösteriliyor.

Özellikle Avrupa Parlamentosu'ndaki özel Türkiye oturumunda konuşulanlar ve yetkililerin açıklamaları zaten son yıllarda fiilen donmuş olan müzakere sürecinin iyiden iyiye sorgulanmasıyla sonuçlandı.

Brüksel'in önde gelen düşünce kuruluşlarından EPC'nin Türkiye uzmanı Amanda Paul, "Türkiye'de demokratik hayatın sekteye uğramakta olduğunu da görüyoruz ve bunun etkileri yadsınamaz" derken, Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Selim Yenel ise, 'AB'nin yargıya intikal etmiş meselelerde aceleci hükümler vermemesi gerektiğini' söylüyor.

'Yargı süreci her şeyi netleştirecek'

AB nezdinde Daimi Temsilci, Yenel Brüksel'deki muhatapları ile görüşmelerinde Ankara'nın açıklamalarına ek olarak bir şey söylemediklerini ve şimdilik yalnızca Türkiye'den gelen tüm tepkilerin tercümelerini AB tarafına ilettiklerini ifade ederek şöyle konuştu:

"Bizim pozisyonumuz net; yargıya intikal etmiş meselelerde bu kadar aceleci hükümler vermeyin ve önyargılı tavırlar sergilemeyin diyoruz. Avrupa birliği merak ve endişe içinde olmamalı çünkü biz Türkiye olarak bu meseleleri çözüme kavuşturacağız. Yargı süreci her şeyi netleştirecek ve çözecektir, nitekim Avrupa ülkelerinde yaşanan olaylarda da bizim ve diğer üyelerin sergilediği ve sergilemesi gereken tutum budur."

Telif hakkı AFP

Türkiye'nin AB ile ilişkileri sanıldığından çok daha karmaşık olduğunu ifade eden Yenel, sürecin öyle kolayca bitecek, kenara konulacak bir şey olmadığını anlatarak sözlerine şöyle devam etti:

"Bu süreç her zaman da inişli-çıkışlı olmuştur. 2013'te de benzeri inişler yaşanmış hemen ardından ilişkilerde ilerlemeler yaşanmıştır. Kısaca ortaklar arasında bazen bu tip durumlar yaşanabilir. Brüksel'de hiçbir merciden 'gelin izahat verin' diye çağrılmadık. Karşı taraf da aslında meseleyi fazla büyütmek istemiyor. Biz diyalog ile her şeyi çözebileceğimize inanıyoruz."

'Türkiye'de demokratik hayat sekteye uğruyor'

EPC'nin Türkiye uzmanı Amanda Paul ise Avrupa Birliği'nin müzakere sürecini fazlaca politize ettiğini ve bloke edilen fasılların gelinen noktada ciddi rolü olduğunu belirterek şöyle konuştu:

"Evet AB, Türkiye'ye karşı en doğru yaklaşımı sergilemiş sayılmaz ancak elbette Türkiye'de demokratik hayatın sekteye uğramakta olduğunu da görüyoruz ve bunun etkileri yadsınamaz. Hukukun üstünlüğü konusu Avrupa'da çok ciddiye alınan bir meseledir ve iş basın özgürlüğüne geldiğinde gazetecilerin gözaltına alınmasını eğer hiç kimse kolay kolay meşru görmez. Bu anlamda Zaman gazetesinde yaşananlar tabi ki endişelere neden oluyor. "

Telif hakkı AFP

Paul Brüksel'de yaşanan şaşkınlığı ise şu sözlerle anlattı:

"Daha çok kısa bir süre önce Türkiye'yi üst seviyede ziyaret eden dış ilişkiler temsilcisi ve komiserin Ankara'da AB standartlarının vazgeçilmez hedefler olarak Türk yetkililerden duyduktan sadece birkaç gün sonra yaşananlar Brüksel'de herkesi şaşırtıyor, insanlar inanamıyor doğal olarak ve kendinize soruyorsunuz: 'Türkiye'ye ne oluyor böyle?' diye. Bu noktada şimdi 'yaptırım' gibi şeylerden konuşulması da fazla bir mana ifade etmiyor tabii Türkiye için çünkü AB aslında bunca zaman Türkiye için kullanabileceği tüm araçları kendi eliyle ortadan kaldırdı. Türkiye'deki insanlar da artık bu nedenle AB'nin ne dediğine çok aldırmıyorlar haliyle."

Türkiye'nin açıklamalarını da değerlendiren Paul, AB'nin Ankara'nın iç işlerine müdahale ettiği ve yargı sürecine saygı göstermediği argümanlarına sert şekilde karşı çıktı:

"Bu argümanlar kelimenin tam anlamıyla saçmalık çünkü yapılan operasyonlar olmayan delillerin üretilmesi yoluyla gerçekleştiriliyor. Yani Ekrem Dumanlı gibi uluslararası çapta tanınan bilinen bir gazetecinin silahlı örgüte üye olmak suçlamalarıyla alınması politik bir baskıdan başka bir şey değil ve bunu herkes görebiliyor. Türkiye kelimenin tanımı gereği bir 'aday' ülke olarak elbette bu konularda AB'den düşünce ve eleştiri alacak. AB de bunu yapmakla yükümlü zaten. Erdoğan daha önce saygı duyduğu ve Türkiye için hedeflediğini söylediği AB değerlerine göre adım atmalı ancak görüyoruz ki o bunları hiç kale almıyor, tersine otoriter bir rejim türünü hedefliyor."

Türkiye'nin bir dönemeçte olduğunu söyleyen Paul sözlerini şöyle tamamladı: "AB pek çok uyarıyı farklı şekilde belki daha önceden yapmalıydı. Belki de Avrupa gecikmiştir ama Türkiye de yönüne iyi düşünüp karar vermeli."

İlgili haberler