Suriye: Bir çift ayakkabı ve bir kavuşma öyküsü

Telif hakkı n

2009'da yani Suriye'deki savaşın başlamasından iki yıl önce, Hudeyfe adlı genç bir adam Halep'teki bir alış veriş merkezinde bir çift ayakkabı beğendi.

Ayakkabıları satın aldı. Ama o an, bunları annesini tekrar gördüğü gün giymeye karar verdi.

Hudeyfe annesini altı yıl görmedi. Annesi 2003'ten beri İngiltere'de yaşıyordu ve Hudeyfe'nin onu ziyaret için vize alabilmesi imkânsızdı.

Annesinin de Suriye'ye gitmesi mümkün değildi. 30 yıl önce, o zaman bir kaç aylık olan Hudeyfe'yi bir battaniyeye sararak ülkesinden kaçmıştı.

Hudeyfe, 1979'da Halep'te doğdu. Halep'te büyük bir gerginlik hakimdi.

Şimdiki Suriye lideri Beşar Esad'ın babası Hafız Esad yaklaşık 10 yıldır iktidardaydı ve muhalif Müslüman Kardeşler'e baskıyı artırıyordu.

Ertesi bahar askerler kentin bazı mahallelerini kuşatıp, muhalifleri ev ev aramaya başladılar.

Askerler, Hudeyfe'nin o zamanlar Halep Üniversitesi'nde 20 yaşında bir öğrenci olan babasını götürdü.

Karısı Fadua baskın sırasında Hudeyfe'yle birlikte dışarıdaydı. Kocasının götürüldüğünü öğrendiğinde sıranın kendisine geleceğini biliyordu. Bebeği kucağında bir otobüse binip Ürdün'e kaçtı.

Hudeyfe sürgünde büyüdü. Ürdün'den Suudi Arabistan'a, oradan da Abu Dabi'ye gittiler.

Suriye uzakta değildi. Yemeklerde, şarkılarda ve annesi ile üvey babasının (Fadua, Hudeyfe'nin babasının büyük olasılıkla öldüğünü ya da sağsa bile asla serbest bırakılmayacağını düşünerek yeniden evlenmişti) anlattığı hikayelerde hep Suriye vardı.

Hudeyfe 18 yaşına geldiğinde Halep'e dönmeye karar verdi.

Okumak istiyordu ve ailesi Abu Dabi'de eğitim masraflarını karşılayabilecek durumda değildi.

Fadua oğlunu durdurmaya çalıştı ama Hudeyfe gitmekte kararlıydı.

Telif hakkı n

20 yıl önce tutukladıkları adamın oğlu olduğunu hemen tespit eden istihbarat servisinin gölgesini üzerinde hissetmesine rağmen Halep Üniversitesi'ne kaydını yaptırdı.

Mezun oldu ve Suriye'nin ulusal cep telefonu şebekesi SyriaTel'de satış temsilcisi olarak iş buldu.

Fadua büyük oğlu için hâlâ kaygılıydı. Hudeyfe'nin üvey kardeşleriyle birlikte İngiltere'ye göçtü.

Hudeyfe bölge satış müdürü oldu, araba aldı, evlendi.

Bir gün İspanyol mağazalar zinciri Zara'da o ayakkabıları gördü.

Hudeyfe "İşte giymek için kıyafet alıyordum. Şık giyinmek zorundaydım. Ayakkabıları orada gördüm, karıma 'Bu ayakkabıları annemi yeniden görünceye kadar dolapta saklayacağım' dedim. Yemin ettim. Yani dilek gibi bir şeydi" diyor.

İki yıl sonra Mart 2011'de Fadua İngiltere'nin Rotherham kentinde televizyonda Suriye'deki gösterileri gördü. Sokaklarda hükümet protesto ediliyordu.

Suriye'de 1980'lerin başlarındaki ayaklanma ve katliamlardan bu yana açık muhalefet görülmemişti. Fadua oğlu için endişeleniyordu. Endişelenmekte haklıydı da.

'El Muhaberat izliyordu'

Hudeyfe o günleri şöyle anlatıyor:

"İlk günden protestolara katıldım. İnsanlar bu protestolardan bir şey çıkmaz diye düşünürken ben bir şeyler olacağını hissettim ve hiç tereddüt etmeden protestoculara katıldım. Devrimin başında onları yürekten destekliyordum. Diğer insanlarla birlikte özgürlük isteyecektim. Sonra protestocular arasında onlarca El Muhaberat (gizli servis) üyesi olduğunu anladım. Onlar da özgürlük diye bağırıyorlar ama insanları fişliyorlardı, isimlerini öğrenip fotoğraflarını çekiyorlardı.

"Ama gösterilere katılmaya devam ettim. Yüzümü kapıyordum, arabamı gizliyordum. Köylerinde rejim tarafından evleri yıkılanlar Halep'e geldiklerinde onlara yardım ediyorduk. Evlerimizi açıp yemek veriyorduk. Gizlice para toplayıp onlara elbise, battaniye alıyorduk. Ama hep korku içindeydim."

2012 baharında ayaklanmayla birlikte gelen umutlar yerini iç savaş korkusuna bırakmıştı.

Telif hakkı n
Image caption Hudeyfe'nin yakın arkadaşı Rihavi öldürüldü

Hudeyfe sokakta keskin nişancılar tarafından öldürülen protestocuları gördü. Askerlerin öldürdükleri kişilerin cesetlerini sokağa attıklarına tanık oldu.

Hudeyfe "Her gün sokakta yürürken cesetler görüyorduk. İnsanları öldürüp, cesetlerini çöplerin yanına bırakıyorlardı" diyor.

'Cesetleri sokağa atıyorlardı'

En yakın arkadaşı, köylülere yardımı örgütleyen Mazen el Rihavi'nin gözaltına alınmasından sonra endişeleri daha da arttı.

Hudeyfe, Rihavi'nin gözaltına alındıktan sonra istihbarat servisinin merkezine götürüldüğünü, babası ve kardeşiyle orada öldürüldüğünü ve hepsinin cesetlerinin sokağa atıldığını söylüyor.

Sonra Halep'in doğusuna bombalar düşmeye başladı.

Hudeyfe gittiği her yere üç dört poşete sardığı ayakkabıları da götürüyordu:

"Ayakkabılar her zaman benimleydi. Evden işe ya da karımın ailesinin evine giderken her zaman arabada, yanımdaydılar. Ayakkabıların üzerine titriyordum. Çünkü ailemi tekrar görme hayalimi simgeliyordu."

2012 yazında Hudeyfe bir gün Halep'teki askeri istihbarat servisine çağrıldı. Aynı gece bir arkadaşı "Sakın gitme, sokakta yaralıları tedavi eden doktorlara yardım ettiğini biliyorlar. Suriye'yi terk et" diye onu uyardı.

Telif hakkı n
Image caption Hudeyfe'nin oğlu Zaid

Hudeyfe, karısı ve çocuğunu, Halep'in dışında yaptıkları küçük evlerine götürdü. "Orada güvendeydik. Evi yeni bitirmiştik. Kimse burayı bilmiyordu" diyor.

Mersin'e yolculuk

15 gün sonra arabasına karaborsadan benzin aldı ve karısı, oğlu Zaid ve Zara ayakkabılarıyla Türkiye'ye gitti.

Mersin'de bir ev kiraladı. Ailesini burada bıraktı, Avrupa'ya gitti.

Daha doğrusu insan kaçakçılarının yardımıyla, önce Mısır'a, oradan Gana'ya, sonra Togo'ya, ardından tekrar Mısır'a, buradan Türkiye'ye sonra da bir kamyonun içinde günlerce saklanarak Hollanda'ya gitti. Ayakkabılar hâlâ yanındaydı.

2013'te iltica başvurusu kabul edildi. İngiltere'deki annesini görmek için bilet alıp Manchester'a geldi. 11 yıl olmuştu.

Fadua ve ailesi onu havaalanında bekliyordu. Pasaport kontrolünden geçer geçmez, tuvalete gitti, ayakkabılarını giydi.

'Hayatımın en mutlu anıydı'

Hudeyfe o anı anlatırken, "Ayakkabılar bavulumdaydı. Bavulu açtım, giydim, annemi görmeye gittim. Hayatımın en mutlu anıydı" diyor.

Hudeyfe İngiltere'de iki hafta kaldıktan sonra Hollanda'ya döndü.

Türkiye'deki ailesini yanına aldı. Şimdi dil öğreniyor ve yüksek lisans yapıyor.

Suriye'deyken babasının akıbetini öğrenememişti. Ama 2014'te internette, Suriye liderine başarısız suikast girişiminden bir gün sonra yani 27 Haziran 1980'de gözaltındayken ölenlerin listesinde babasının adını gördü.

Hudeyfe şimdi torbada sakladığı ayakkabılarını sadece özel günlerde giyiyor, "Karım deli olduğumu düşünüyor. Ama bu ayakkabıların benim için anlamını da biliyor" diyor.