Ermeni diasporası İstanbul'da: Geçmişle barışmak istiyorum

Telif hakkı Selin Girit
Image caption Ashkhen Haroutunian: Benim hikayem nefesimi kitliyor.

"Sevgili büyükannem, sana anlatacak o kadar çok şeyim var ki… Doğduğun şehre, Van’a giden ilk torunun olmaktan onur duyuyorum."

Garo Sarajian, 22 yaşında bir üniversite öğrencisi… Ermeni. ABD'de, Kaliforniya’da yaşıyor.

Geçtiğimiz yıl Kars'ı, Tunceli'yi, Harput'u, Van'ı gezmiş. Büyükannesine Van’dan bir mektup yazmış. İstanbul’a ise ilk kez geliyor.

1915 olaylarının 100. yıldönümünde Ermeni diasporasından İstanbul'a gelen 100'ü aşkın kişiden biri de o.

Grup birkaç gündür İstanbul'u dolaşıyor, kentin Ermeni mirasına dair bilgi alıyor. Yaklaşık 20 ülkeden Ermenileri bir araya getiren ise "Project 2015" adlı ABD merkezli bir sivil toplum kuruluşu.

Telif hakkı Garo Sarajian
Image caption Garo Sarajian (soldan ikinci) geçtiğimiz yıl Ani Katedrali'ni ziyaret ederken.

Garo Sarajian İstanbul'da karışık duygular içinde.

"Ailem ve benim için, bugün burada olmam çok önemli. Geri döndüm. Her şeyin başladığı yere geri döndüm." diyor.

Saraijan'ın büyükannesinin büyükbabası Hoosig Catchouny, 24 Nisan 1915’te -yani tam 100 yıl önce- İstanbul'da tutuklanan ve sonra tehcir edilen 200’ü aşkın Ermeni aydınından biriymiş.

Peder Catchouny daha önce, halen Malatya'nın bir ilçesi olan Arapgir'de yaşadığı dönemde, Hamidiye Alayları'nın katliamlarından kurtulmuş. Tutuklanmış ve İstanbul'a sürülmüş. İstanbul'da yeniden tutuklanmasını ise Sarajian'ın ifadesiyle "ölüm yürüyüşü" izlemiş.

Catchouny, "Yaşlıydı. 60-70 yaşlarındaydı. Yolda dayanamadı. Nerede öldüğünü bilmiyoruz. Son durağı neresiydi, bilmiyoruz." diyor.

Bugün Erivan'da, Paris'te, Los Angeles'ta, dünyanın birçok noktasında milyonlarca Ermeni bu gibi anıları hafızalarında canlandırıyor olacak. Kimi zaman cümlelere dökmekte zorlanarak…

'Affet ama unutma!'

80 yaşındaki Ashkhen Haroutunian ise İstanbul'a kızı, damadı ve üç torunuyla gelmiş.

Kendisine "Hikayenizi anlatır mısınız? Ailenize ne oldu?" diye soruyorum. Önce ağlıyor, sonra konuşuyor:

"Benim hikayem nefesimi kitliyor. Babam dört yaşındaymış. Annesi, babası ölmüş, yetim kalmış. Diyarbakır'daymış. Bana tehcir yolunda gördüklerini, yaşadıklarını anlatırdı. En büyük çocuğuydum ben. O kadar korkunç şeyler anlattı ki.

"Çocuklar… Çoğu onun yaşlarında… Geceleri saklanmak, uyumak için ağaçlara tırmanırlarmış. Sabah uyandıklarında ağaçtan düşmüş bebekler görürlermiş. Ölmüş bebekler…

"Bir gün, açlıktan ayakkabı yiyen bir adam görmüş. Onu hiç unutamamış. Bunlar onu çok yaralamış. Hep anlatır, anlatırken hep ağlardı.

"Bugün İstanbul’a geldim. Çünkü babam benimle gurur duysun istedim. Annesi ve babası için adalet aramaya geldim. Canım acıyor. Çok konuşamıyorum. Sözleri hep aklımda. 'Affet ama unutma!' Sesi kulaklarımda yankılanıyor."

'Ayin hem sevindirici, hem üzücü'

Haroutunian'ın kızı Human Rights Watch'un (İnsan Hakları İzleme Örgütü) direktörü Sarah Leah Whitson.

Whitson, Ermeni diasporasının İstanbul'a yaptığı ziyareti organize eden "Project 2015"in de yöneticileri arasında.

Diaspora üyeleri bugün tarihte ilk kez 1915 olaylarına dair İstanbul Ermeni Patrikhanesi'nde yapılacak olan ayine de katılacaklar.

Telif hakkı BBC World Service
Image caption Sarah Leah Whitson'ın dedesi 15 yaşındayken Beyrut'ta bir yetimhanede

Whitson "Ermeni Soykırımının İstanbul'da toplu şekilde anılacak olmasından dolayı çok mutluyum." diyor.

"Ancak bunun ilk kez yapılıyor olması aslında hem sevindirici hem de üzücü. Çünkü bu İstanbul'daki Ermeni cemaatinin yıllardır nasıl bir baskı ve güvensizlik ortamında yaşadığını gösteriyor. Patrikhanedeki bu tören, olayların üzerinden ancak 100 yıl geçtikten sonra yapılabiliyor."

Whitson, ayine Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır'ın katılacak olmasının, hükümetin resmi düzeyde temsil edilmesinin de çok önemli olduğunu söylüyor.

"Bu düzenli bir şey olmalı. Hükümet yetkilileri, kiliselere, sinagoglara gidebilmeli, dini azınlıklara hoşgörü ve saygı duyduklarını göstermeli." diyor Whitson.

'Soykırımın tanınmasını istiyoruz'

Sarah Leah Whitson ayrıca bunların yeterli olmadığının da altını çiziyor:

"Soykırımın tanınmasını istiyoruz. İnkar politikalarının son bulmasını istiyoruz. Hükümet eğer Ermenilerin acılarını hissettiği konusunda samimiyse, yapabileceği o kadar çok şey var ki… Bu ülkenin dört bir yanındaki Ermeni kiliselerini, anıtlarını, ören yerlerini onarabilir. Ermenilerin bıraktığı kültürel mirastan gurur duymaya başlayabilir.

"Ders kitaplarını elden geçirebilir, Ermeniler hakkındaki ırkçı ve yanlış söylemleri düzeltebilir. Ermenistan'la sınırı açabilir. Tüm dünyadaki Ermenilerin ziyaretine açık olduğunu gösterebilir."

Geçtiğimiz yıl dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan yazılı bir açıklama yayımlamış, "20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin" huzur içinde yatmalarını dilemiş, onların torunlarına taziyelerini iletmişti.

Başbakan Ahmet Davutoğlu da geçtiğimiz günlerde yayımladığı açıklamada, "Hayatını kaybeden masum Osmanlı Ermenilerini saygıyla anıyor, torunlarına taziyelerimizi sunuyoruz" ifadelerini kullanmıştı.

Whitson, "Türkiye’nin geçmişte bulunduğu noktaya kıyasla düşündüğümüzde bunlar kesinlikle çok olumlu adımlar."diyor. Ancak şunları da ekliyor:

"Her tür merhamet dolu açıklama bizi memnun eder. Ama bunlar bir yandan da bize zarar da veriyor. Çünkü sorumluluk almayı reddediyor bu açıklamalar.

"Ermeni Soykırımı, bir tsunami oldu diye yaşanmadı. İnsanlar bu yüzden onca acıyı çekmedi. Ermeni Soykırımı, bir kuraklık vardı diye olmadı. İnsanlar bu yüzden ölmedi. Hükümetin açıklamalarına bakınca bunca insanın neden öldüğünü anlamıyorsunuz."

'Türkiye Ermenilerinin tepkisini anlıyorum'

Peki "soykırım" kelimesinde bu ısrar neden?

İstanbul'a gelen diaspora üyelerinden Amerikalı yazar Nancy Kricorian, "Önemli olan neler yaşandığının kabul edilmesi." diyor ve ekliyor:

"Bu, hukuki karşılığı olan bir kelime. Ama genel kabul görecek, sadece Türkiye hükümetinin değil tüm Ermenilerin de kabul edeceği başka bir kelime ortaya atılırsa, hükümet farklı bir kelime önerirse, bunu da tartışmaya açığız."

"Türkiye’de yaşayan Ermenilere büyük bir şefkat duyuyorum. Ancak benim için 'Ermeni' demenin küfür anlamına geldiği bir yerde yaşamak çok zor olurdu. Yaralayıcı olurdu.

"Ermeni diasporasına zaman zaman tepki duymalarını da anlıyorum. Neden diasporanın buraya gelip, yaygara koparmasını istesinler ki? Sonra bunun sonuçlarına katlanacak olanlar onlar…Onları çok iyi anlıyorum. Biz de elimizden geldiğince saygılı olmaya çalışıyoruz."

Telif hakkı Nancy Kricorian
Image caption Nancy Kricorian büyükannesi Mariam Khojababian ile birlikte

'Geleceğe yol almak istiyorum'

Peki bugün ve bugünden sonra ne olmasını umuyorlar?

Sarah Leah Whitson, "Ortak tarihimizin bu trajik sayfasını anmak için Ermenilerle dayanışma içinde olacak, anmalara katılacak çok sayıda Türkiye vatandaşı görmeyi umuyorum." diyor ve ekliyor:

"Türkiye vatandaşlarının huzur bulmasını istiyorum. Ben huzur bulmak istiyorum. Bu geçmişle barışmak ve geleceğe yol almak istiyorum."

Garo Sarajian, "Genellemeleri bırakalım. Birçok Ermeni, Türkler için kötü şeyler söylüyor. Ama Ermenileri kurtaran çok sayıda Türk de vardı. Her zaman iyilik var, iyi insanlar var" diyor.

Ashken Haroutunian ise çok sevdiği bir Türk arkadaşından bahsediyor.

"İki hafta evinde kaldım. Beni kraliçeler gibi ağırladı. İstanbul'da hep çok kibar, çok güzel insanlarla tanıştım.

"Nasıl olur? İnanamıyorum, dedim hep. Siz mi benim dedemi, ninemi öldürdünüz? Siz çok iyisiniz. Bunu bize siz mi yaptınız? Neden? Nasıl olur?"

Vedalaşırken nemli gözlerini silip, "Bir gün Kaliforniya'ya gelirsen, lütfen evimde kal. Ben de seni kraliçeler gibi ağırlarım." diyor.

Mahçup oluyorum.

İlgili haberler