DERGİ - Avrupa’da kurtlar hakkında bilinmesi gerekenler

Bazıları kurtları korkulacak kuduz avcılar, bazıları ise vahşi hayvanların en güzel örneklerinden biri olarak görür.

Peki, Avrupa’da kaç kurt var?

“1970’lerde kurtlar Avrupa’da nesli tükenmekte olan hayvanlar kategorisinde iken bugün sayıları 12 bine ulaştı,” diye yanıtlıyor Norveç Doğa Araştırmaları Enstitüsü’nden John Linnell. Aynı dönemde ABD’de de kurt sayısında hızlı bir artış oldu.

Peki kurtlar insanlar açısından tehlike oluşturur mu?

“Avrupa tarihine bakarsak veriler kurtların geçmiş yüzyıllarda çok sayıda insan öldürdüğünü gösteriyor,” diyor Linnell.

İnsan tarafından büyük dönüşüme maruz bırakılan, hayvancılık yapılan ve çocukların çoban olarak kullanıldığı kırsal bölgelerde kurtların insanlara saldırdığını görüyoruz. Avrupa’nın büyük bölümü 19. yüzyıl sonlarına kadar bu durumdaydı.

Bir de kuduz kurtların yarattığı tehlike söz konusu. “Kuduz bir kurt kısa sürede geniş bir bölgeyi dolaşarak önüne çıkan her şeyi ısırabilir. Kuduz aşısı bulunmadan önce bu durum ölüm fermanı demekti,” diye açıklıyor Linnell.

Bugün bazı bölgelerde bu tehlike hala varlığını sürdürüyor. Örneğin Hindistan’da kuduz bir kurt bir gün içinde beş-altı köyü dolaşıp 12 kişiyi ısırmış ve başından ve yüzünden ağır yara alan üç kişi ölmüştü.

Birkaç yıl önce de benzer bir olay Türkiye’de yaşanmış, bahçesinde oturan 60 yaşındaki bir adama kurt saldırmıştı. Adam kurtu boğazlayarak öldürse de, aldığı yara yüzünden birkaç hafta sonra kuduzdan ölmüştü.

Fakat bugün Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da durum farklı. Çocuk çobanlar yok artık; kuduz ise çok az. Bu nedenle kurt saldırısı ihtimali yok denebilecek kadar az.

Kurtlarla ilgili bu olumsuz fikirler son 50 yıldır yerini biraz da ‘New Age’ (yeni çağ hareketi) etkisiyle tapınma duygusuna bıraktı. Artık kurtların canlıların çeşitliliği açısından önemli bir rol oynadığına inanılıyor.

Bunu anlamak için ABD’deki Yellowstone Milli Parkı’nın hikayesini anlatmak gerekiyor.

1920’lerde Amerikalı yetkililer milli parkın kurtlardan temizlenmesine karar vermiş ve bunu takip eden 70 yıl boyunca Yellowstone kurtsuz kalmıştı. 1995’te ise uzun planlamaların ardından parka yeniden Kanada kurtları salınması kararlaştırıldı.

Kurtların varlığı parkın ekolojisini değiştirdi. En belirgin değişiklik, parktaki Kanada geyiklerinin sayısının yarı yarıya azalmasıydı.

Başta olumlu gibi görünmeyen bu gelişmenin yarattığı etki oldukça şaşırtıcıydı. Bitkiyle beslenen geyiklerin sayısı azalınca birçok ağaç türü yeniden palazlanma olanağı bulmuştu.

Ekosistemleri karmaşık yapılardır; bu dönüşümü de tümüyle kurtların gelişine bağlamak sığ bir yaklaşım olurdu. Fakat Yellowstone’un baş avcısı olarak kurtların ani gelişi büyük bir değişimi tetiklemiş, kurtların ağaçların en büyük dostu olduğu ortaya çıkmıştı.

Yani kısaca kurtlarla ilgili gerçekleri, kurtları korkunç varlıklar olarak yansıtan folklorik bakış ile yeni çağın vahşi güzellik olarak sunduğu şeyin arasında bir yerde değerlendirmek en doğrusu olur.

Linnell de aynı fikirde: Bu iki uç görüşten uzaklaşıp kurttan ne korkmayı ne de ona tapmayı telkin eden orta mevzilere kaymak gerektiğini söylüyor.

“Kurtlar ne şeytan, ne de azizdir; basit bir yırtıcı hayvandan ibarettir.”

Bu makalenin İngilizce aslını BBC Earth’te okuyabilirsiniz.

Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.